HZ. DAVUD

  Kral peygamber Davud



Giriş:

 
Hz. Musa’dan sonra “Arz-ı Mev’ud” vaat edilmiş topraklara giren ve orayı taksim ederek yerleşen İsrail oğulları; İsrail ve Yahuda olarak iki parçaya ayrılırlar. Hz. Musa’nın emaneti olan ve aynı zamanda yazılı kutsal kitaplarını içerisinde barındıran “Ahit sandığı”nı da kaybederler.
Bedevî’likten Krallığa ve büyük bir coğrafyaya hükmeden süreçte İsrailoğullarını bir arada tutan iki unsur vardır. Birincisi peygamberler ikincisi krallar üçüncüsü ise “ahit sandığı”dır. Bu üçünü de yitiren İsrailoğulları Allah’ın kendilerine tahsis ettiği vaat edilmiş topraklardan da olurlar ve Babil’de köle konumuna düşerler.
Kur’an’ı Kerim’e göre; İsrailoğullarını Bedevî’likten efendiliğe ulaştıran üç unsurdan ikisini kendinde tevhid eden ilk şahsiyet Hz. Davud’tur.
Hz. Davud hem bir kral hem bir peygamberdir. Bu iki önemli unsuru onda buluşturan Allah ona krallığı ve hâkimiyetini sürdürmek için adalet ve zırhı vermiş bu sayede İsrail oğullarını; “Ahit sandığı”ndaki Hz. Musa’nın emaneti Tevrat ve kendine özel Zebur kitabı örnekliğinde adaletle; putperestleri ise zırhın verdiği askeri güçle yenerek yönetmesini sağlamıştır.
Hz. Davud, Kur’an ve Tevrat’da kıssaları anlatılan bir şahsiyet olmasına rağmen her iki kitaptaki anlatılan kıssalar arasında çok büyük nitelik farklılıkları bulunmaktadır. Tevrat metinlerindeki kıssalarda hayatına ait hemen hemen tüm detaylar yer almasına rağmen anlatılan bu vasıflarında büyük bir tahrifata uğramıştır. Bu tahrifatın en önemlisi peygamberliği ortadan kaldırılarak yalnızca kral olarak kalmıştır. Oysa Kur’an Davud’u(a.s) hem peygamber hem de otorite sahibi olarak tanıtmaktadır.
Bu yetmediği gibi Davud peygamber; aşk, ihtiras, entrika içerisinde bir şahsiyete büründürülmüştür. Tevrat’taki bu muharref unsurlar Kur’an tarafından tashih edilerek, kıssa mücmel, veciz, hidayet edici mesajlarla yüklü örneklik unsuru olan kral ve peygamber şahsiyetine sahip Davud kıssasına irca edilmiştir.
 Kur’an’ı Kerim’de mücmel olarak beyan edilen Davud kıssasını; Tevrat kitaplarından, Kur’an’i perspektifle alıntılayacağımız malumatla mufassal hale getirerek, Kıssanın daha genel anlaşılması bazında bir metod takip ederek Davud kıssasını inceleyeceğiz.
 
Hz.Davud’un nesebi:
 
         Kur’an’ı Kerim, Hz.Davud’un kimliği ve kişiliği hakkında muhataplara detaylı bir bilgi vermemektedir. Bu hususta Tevrat kitaplarından detaylı bilgiler edinebilmekteyiz. Hz.Davud’un hayatı, Tevrat’ın Rut, I.Samuel, II.Samuel, I.Tarihler, ve I.Krallar kitaplarında detayları ile yer almaktadır.
          Rut kitabında anlatılan ve Hz. Davud’un soyundan birine ait kıssa içersinde, Davud’un nesebi, on kuşak evveline kadar sıralanmaktadır. “Peres'in soyu şöyledir: Peres Hesron'un babası, “ “Hesron Ram'ın babası, Ram Amminadav'ın babası,”“Amminadav Nahşon'un babası, Nahşon Salmon'un  babası, “ “Salmon Boaz'ın babası, Boaz Ovet'in babası, “ “Ovet İşay'ın babası, İşay/Yesse de Davud'un babasıdır. “ (Tevrat; Rut, 4/18-22)
          Davud’un(a.s) babası olan Yesse, Kenan bölgesi sınırları içersinde ve Yaruşalim’e(Kudüs) çok yakın olan Beyt Lehem şehrinde ikamet etmekteydi.
           Bilindiği gibi “Arz-ı Mev’ud” Yeşu peygamber önderliğinde fethedildiğinde Yehova’nın emri ve Hz. Musa’nın talimatları doğrultusunda, ele geçirilen “Arz-ı Mev’ud” İsrail oğullarının on iki sıbtına taksim edilmişti. Bu taksimde Yahuda sıbtına düşen yerler arasında Kudüs(Yeruşalim) ve çevresindeki Beyt Lehem de vardı. Yahuda oğulları sıbtından olan Davud’un babası Yesse de, Kudüs yakınlarındaki kendi sıbtına ait Beyt Lehem’de yerleşmişti.  
            Çiftçilikle geçinen Yesse’nin, sekiz oğlu vardı. Tevrat, Davud(a.s) ve ailesini şöyle tasvir etmektedir. “Davud Yahuda'nın Beytlehem Kenti'nden Efratlı Yesse adında bir adamın oğluydu. Yese’nin sekiz oğlu vardı.” (Tevrat; I.Samuel, 17/12)
 
Tevrat’a göre Hz.Davud’un delikanlılık evresi:
 
          Sekiz oğlu olan Yesse’nin en küçük oğlu olan Hz. Davud’un delikanlılık şemaili Tevrat’ta şöyle tasvir edilmektedir: “Çocuk kızıl saçlı, yakışıklı, gözleri pırıl pırıl bir delikanlıydı.” Tevrat’ta yer alan bir başka Davud(a.s) şemaili ise Calut(Golyat) ile cenk etmeden önce, Calut’un gözünden şöyle aktarılmaktadır:Davut'u tepeden tırnağa süzdü. Kızıl saçlı, yakışıklı bir genç olduğu için onu küçümsedi.” (Tevrat; I.Samuel, 16/18)  Bir başka tasvirde ise; “..akıllıca konuşur, yakışıklıdır.”(Tevrat; I.Samuel, 16/12,18)denmektedir.          
         Kur’an-ı Kerim’de ise Hz. Davud’un niteliğine dair şu benzer ifade vardır. “ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik.” (38/Sad/20)
Ailesinin sürüsünü güden Davud(a.s) aynı zamanda Lir/Çeng çalmaktaydı. "Sürüyü güdüyor….İyi Lir/Çeng çalar.” (Tevrat; I.Samuel, 16/12,18) Bu maharetleri yanında usta bir silahşor olduğu da belirtilmektedir. “…yürekli, güçlü bir savaşçıdır…”(Tevrat; I.Samuel, 16/18)
Tevrat’ta, Hz.Davud’un, Samuel peygamber ve Kral Saul(Kur’an’da ismi Talut olarak geçmektedir) zamanında ve delikanlılık çağında iken İsrail oğulları krallığına seçildiği beyan edilmektedir. Yehova, İsrail oğullarının kralı Talut’un, savaş sırasında alınmasını men ettiği ganimeti alması yüzünden onu krallıktan azletmesi ile İsrail oğullarına yeni bir kral seçer ve bunu Samuel peygambere bildirir. “RAB Samuel'e, "Ben Saul'un İsrail Kralı olmasını reddettim diye sen daha ne zamana dek onun için üzüleceksin?" dedi, "Yağ boynuzunu yağla doldurup yola çık. Seni Beytlehem’li Yesse’nin evine gönderiyorum. Çünkü onun oğullarından birini kral seçtim." (Tevrat; I.Samuel, 16/1)
Samuel peygamber tarafından kutsal yağ ile meshedilerek kutsanan ve İsrail oğullarına kral seçilen Davud, yine onun nebevî terbiyesi ve gözetiminde kalır. Yehova tarafından azledilen Saul(Talut)  Tevrat metinlerinde “RAB Samuel'e, "Ben Saul'un(Talut) İsrail Kralı olmasını reddettim” Bunun yanı sıra; Peygamber Samuel’in’de kral Saul’den hoşnut olmadığı “Samuel ölümüne dek Saul'u bir daha görmediyse de, onun için üzüldü. RAB de Saul'u İsrail Kralı yaptığına pişmandı.” Diye belirtilmesine rağmen her nedense görevden el çektirilmez ve Filistinlilerle savaşta kendi kavminden biri tarafından öldürülene kadar İsrail oğullarının başında Kral olarak kalır. Bu da yetmez kendisinden sonra oğlu İş Boşet İsrail oğullarının topraklarının bir kısmına kral olur ve öldürülene kadar iki yıl iktidarda kalır. Bundan sonra İsrail oğullarının bütün toprakları üzerinde Hz.Davud kral olur.
Bu yüzden Saul ile Davud(a.s) kıssasına; her ikisi arasında yaşandığı anlatılan bir yığın kıskançlık, çekişme, cana kastetme gibi nahoş vakıalar sokuşturularak tahrifatın boyutları daha da büyütülmüştür. Tevrat’taki kıssa adeta Talut ile Davud arasında cereyan eden çekişmeler üzerine kurulmuş gibidir. Talut defalarca Davud’a mızrak atarak onu öldürmeye kasteder. Talut’un bu teşebbüslerinden kurtulan Davud, iki sefer eline geçmesine rağmen Talut’u öldürmez ve bu çekişme Talut, Filistinliler ile girdiği savaşta yaralanmasından ötürü İsrail oğullarından birine kendini öldürttürmesine kadar devam eder. (Bakınız Tevrat; I. Samuel, Bab18-30)
Hz. Davud kendine kasteden ve Yehova’nın kendisini krallıktan azlettiği Talut’u(Saul) iki kere fırsatını yakalamasına rağmen ona merhamet ederek öldürmediği anlatılırken; karısını elinden aldığı birini savaşın ön sırasındaki safa koydurtturarak acımasızca öldürttürdüğü anlatılarak Hz.Davud’a iftiralar atılmaktadır. Bu durum Tevrat kıssalarında görülen tenakuzlardan, dolayısıyla tahrifat örneklerinden birini teşkil etmektedir..
Tevrat’taki Davud kıssasında; Saul öldürülene kadar geçen sürede, Davud’un(a.s), Talut’un yerine kral seçildiği Talut’a bildirilmeden, rastlantısal görünen adımlarla Talut’a yanaştırılarak Krallığa alıştırılmaya dolayısıyla Talut’un yerine Krallığa hazırlanmaya başlandığı gözlemlenmektedir.
Hz. Davud’un yaşamındaki bu dönemde Hz. Davud, Krallık yani idareciliğe alıştırılırken aynı zamanda askeri açıdan da eğitim almakta ve bu esnada savaşarak öldürdüğü Golyat(Calut) vesilesi ile İsrail oğulları nezdinde kabul görmesi sağlanmaktadır. Yani Mısır’a köle olarak giden Hz.Yusuf’un yaşamındaki merhalelerin bir benzeri, Hz. Davud’un yaşamında da gerçekleşmektedir. Yusuf’un(a.s) kölelikten resul ve Vezirliğe; Hz. Davud’un da çobanlıktan, Kral ve peygamberliğe giden yolda Allah’ın takdirlerini görmemek mümkün değildir. Bu açıdan Hz. Yusuf ile Hz. Davud’un yaşamları büyük benzerlikler içermektedir.  
Yehova’nın görevlendirdiği Samuel peygamber, geldiği Hz. Davud’un babası Yesse’nin evinde onun yedi oğlunu gördüğü halde Krallık için seçilen kişi olmadığını söyleyerek başka oğlu olup olmadığını sorar. Davud’un babası bir oğlunun daha olduğunu belirterek onu çağırtır. "Bir de en küçüğü var" dedi, "Sürüyü güdüyor." (Tevrat; I.Samuel, 16/11)
Samuel peygamber tarafından Yehova’nın emri ile meshedilerek Kral tayin edilen Davud(a.s) daha sonra rastlantısal görünen adımlarla kendini Talut’un yanında bulur.
Tevrat’taki kıssaya göre Tanrı Yehova’nın emri ve Peygamber Samuel’in tebligatı ile İsrail oğulları Krallığından azledilen ve bu yüzden psikolojik sıkıntılara düçâr olan Saul’e müzik dinlemesinin iyi geleceği söylenince aranıp bulunan müzisyen Davud(a.s) olur. “…kötü ruh ne zaman Saul'un üzerine gelse, Davut Lir/Çeng alıp çalar, Saul(Talut) rahatlayıp kendine gelirdi.”
Davud’un çalgısı ile rahatlayan ve şifa bulan Talut; onun aynı zamanda iyi bir silahşor olması sebebiyle yanına silahşor olarak alır. Talut’un, Davud’u(a.s) yanında görevlendirme maksadı, Saul’ün bir hobisi olarak şöyle açıklanmaktadır. “Saul yaşamı boyunca Filistinlilerle kıyasıya savaştı. Nerede yiğit, güçlü birini görse kendi ordusuna kattı.” (Tevrat; I.Samuel, 14/52)
Tedavi amaçlı müzik dinletmesi için bulunan Davud’un(a.s) bu marifeti onu Talut ile tanışmasına; iyi bir silahşor olması da yanında kalarak görev almasına neden olduğu gözlemlenmektedir. “…Saul, Davut'u çok sevdi ve ona silahlarını taşıma görevini verdi.” (Tevrat; I.Samuel, 16/21,23)
 Bu tamamen ilahi bir kurgudur!.. Davud’u Kral ve peygamberliğe götüren yolda başka ilahi kurgulara muhatap olduğu ilerde yine görülecektir. Böylece Davud’un bir anda Kral Saul’ün muhafızı da olması sağlanmış böylece İsrail oğulları Peygamberi Samuel’in nebevi terbiyesi ve Kral Saul’ün(Talut) idari yönetim ve askeri alanlarda eğitimi altında olgunlaşması sağlanmıştır.
Hz.Davut, aynı zamanda Kral Talut’un ikinci kızı ile evlenerek onunla akrabalık da teessüs etmiştir. “Saul da buna karşılık kızı Mikal'ı eş olarak ona verdi.” (Tevrat; I.Samuel, 18/27)
 
Hz.Davud’un evlilikleri ve çocukları:
 
Tevrat kitaplarında (Rut, I.Samuel, II.Samuel, I.Tarihler, I.Krallar) yer alan Davud kıssasında en göze çarpan husus Davud’un evlilikleri ve eşlerinin çokluğudur..
 Kur’an’ı kerim’de bu hususta bir bilgi bulunmamasına karşılık, Tevrat metinleri hem Davud’un(a.s) evlilikleri hem de aşkları üzerine bir yığın tenakuzlar ve tutarsızlıklarla dolu iftira niteliğinde muharref malumat’a yer vermektedir.
            İlk evliliğini Kral Talut’un ikinci kızı ile gerçekleştiren Davud’un(a.s) daha sonra Avigayil ve Ahinoam adında kadınlarla evlendiği anlatılmaktadır. “Davut'un iki karısı, Yizreelli Ahinoam ile Karmelli Naval'ın dulu Avigayil...” (Tevrat;I.Samuel, 30/5)
Daha sonraları da evlilikler yapan Davud’un evlilikleri hakkında şunlar kaydedilmektedir: “Davut Hebron'dan(El-Halil) ayrıldıktan sonra Yeruşalim'de(Kudüs) kendine daha birçok cariye ve karı aldı.” (Tevrat; II.Samuel, 5/13)
Tevrat metinlerinde Kral Saul’ün(Talut) kızı Mikal ile ilk evliğini yapan Davud’un karısı Mikal’in, bir müddet sonra babası Talut tarafından Davud’dan alınıp başkasıyla evlendirdiği gibi garip anlatımlar yer almaktadır. “Bu arada Saul kızı Mikal'ı, Davut'un karısını Gallimli Layiş oğlu Palti'ye vermişti.” (Tevrat; I.Samuel,25/44)
Davud’un, daha sonraki aşamalarda bu ilk karısı Talut kızı Mikal’ı, tekrar eş olarak aldığı da anlatılanlar arasındadır. “Öte yandan Davut Saul oğlu İş-Boşet'e de ulaklar aracılığıyla şu haberi gönderdi: "Yüz Filistli'nin sünnet derisi karşılığında nişanlandığım karım Mikal'ı bana ver." “Bunun üzerine İş-Boşet, kadının kocası Layiş oğlu Paltiel'den alınıp getirilmesi için adamlar gönderdi.” “Kocası kadını ağlaya ağlaya Bahurim'e kadar izledi; sonra Avner ona, "Geri dön" deyince döndü.” (Tevrat; II.Samuel, 3/14-16)
Herhangi bir boşanmanın anlatılmadığı kıssa versiyonunda, Saul’ün; Davud’un, Yehova tarafından kendisinden sonra Kral seçilmesinin kıskançlığının doğurduğu hiddetle kızı Mikal’ı, Hz. Davud’un elinden zorla alarak başkası ile evlendirdiği yorumunda bulunulabilecek bu olayın, evlilik kurumunun fıkhına nasıl oturtulacağı düşündürücüdür. İşin ilginç yanı Hz. Davud’un elinden alınıp evlendirilen Talut’un kızı evli olduğu kocasından zorla alınıp tekrar Davud’a iade edilmektedir.
Tevrat’ın bu anlatımları evlilik, boşanma hususlarındaki Tevrat’ta yer alan Tanrı Yehova’nın emirlerine; Peygamber olarak kabul edilmese bile uyması gereken biri bir örneklik olması gereken Davud’a(a.s) isnad edilen çirkin anlatımlar başlı başına tezat, tutarsızlıklar ve iftiralar içermektedir.
Bakınız bir başka iftira nasıl kıssa edilmektedir: “Bir akşamüstü Davut yatağından kalktı, sarayın damına çıkıp gezinmeye başladı.” “Damdan yıkanan bir kadın gördü. Kadın çok güzeldi.” “Davut onun kim olduğunu öğrenmek için birini gönderdi. Adam, "Kadın Eliam'ın kızı Hititli Uriya'nın karısı Bat-Şeva'dır" dedi.” “Davut kadını getirmeleri için ulaklar gönderdi. Kadın Davut'un yanına geldi. Davut aybaşı kirliliğinden yeni arınmış olan kadınla yattı. Sonra kadın evine döndü.”   “Gebe kalan kadın Davut'a, "Gebeyim" diye haber gönderdi.” “Sabahleyin Davut Yoav'a bir mektup yazıp Uriya aracılığıyla gönderdi.” “ Mektupta şöyle yazdı: "Uriya'yı savaşın en şiddetli olduğu cepheye yerleştir ve yanından çekil ki, vurulup ölsün." “Böylece Yoav kenti kuşatırken Uriya'yı yiğit adamların bulunduğunu bildiği yere yerleştirdi.” “Kent halkı çıkıp Yoav'ın askerleriyle savaştı. Davut'un askerlerinden ölenler oldu. Hititli Uriya da ölenler arasındaydı.” (Tevrat; II.Samuel, 11/2-17)
Tevrat’taki bu kıssada Davud peygambere atılan iftiralara bir bakın! Zina etmek, adam öldürttürmek. Tevrat’taki Allah’ın emrettiği ve İsrailoğulları’ndan hiç kimsenin yapmaması gereken “On emir”den ikisini Kral olarak çiğnemek…
Hz. Davud’un kıssasının yer aldığı Tevrat ‘ta bilhassa Davud’un(a.s) evlilikleri bölümlerinde birçok iftira, hurafe, tenakuz ve tutarsızlık yer aldığı gözlemlenmektedir.
Tevrat’ın Kral Davud profili, şehvet tutkunu, sadist bir Kral örnekliği ve tasviridir. Nitekim evliliklerindeki iftira ve tutarsız anlatımlar yanı sıra Hz.Davud’un karakteri hakkında da çirkin yakıştırmalar yer almaktadır. İşte size örnek: “Ağabeyi Eliav Davut'un adamlarla konuştuğunu duyunca öfkelendi. "… Ne kadar kendini beğenmiş ve ne kadar kötü yürekli olduğunu biliyorum…" (Tevrat; II.Samuel, 17/28)
Tevrat’taki bu argümanlar birleştirildiğinde, Tevrat’ın Davud’u; aşk maceraları içinde, istediği gibi insanları katleden, bencil bir kral olarak ortaya çıkmaktadır.
Kur’an, böyle bir tutarsızlıklar ve tenakuzlar zinciri içeren Tevrat kıssasını, Tevhidi boyuta çekerek, şirk ve iftiraları hiç kale almadan onu bertaraf eder ve kıssayı şirk unsurlardan arındırarak hidayet boyutuna sevk eder. Davud kıssasının mesajlarını bireysel ve toplumsal içeriğe dönüşmesini sağlayarak, kıssayı Tevrat’taki muharref olmayan haline irca eder.
Kur’an’daki Davud kıssası anlatımına bakınız! “(Ey Muhammed!) Onların söylediklerine sabret, kulumuz Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla. O, hep Allah'a yönelirdi.” “Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi.” “Kuşları da toplu halde onun emri altına vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.“ “Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş; ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik” (38/Sad/17-20) Öz, veciz, tevhidî ve diğer anlattığı resullerle aynı format’ta sevecen bir Davud portresi değil mi?
Hz.Davud’un evliliklerinden çok sayıda çocuğu olduğu anlatılmaktadır. Tevrat, Hz. Davud’un çocuklarını Hebron(El-Halil) ve Yeruşalim(Kudüs)’te doğanlar olarak kategorize ederek isimlerini vermektedir. Buna göre; Hebron’da(El Halil) evliliklerinden doğanlar şunlardır: “İlk oğlu Yizreelli Ahinoam'dan Amnon,” “ikincisi Karmelli Naval'ın dulu Avigayil'den Kilav, üçüncüsü Geşur Kralı Talmay'ın kızı Maaka'dan Avşalom,” ” dördüncüsü Hagit'ten Adoniya, beşincisi Avital'ın oğlu Şefatya,” “altıncısı Davut'un eşi Egla'dan Yitream. Davut'un bu oğullarının hepsi Hebron'da doğdular.” (Tevrat; II.Samuel, 3/2-5)
            Davud’un(a.s) Kudüs’te iken doğan çocukları şunlardır: “Şammua, Şovav, Natan, Süleyman, Yivhar, Elişua, Nefeg, Yafia, Elişama, Elyada ve Elifelet.” (Tevrat; II.Samuel, 5/14-16) Bunların arasında en dikkat çeken kendisinden sonra başa geçip kral ve peygamber olacak Süleyman’(a.s).dır. Süleyman’ın annesi; babası Davud’un, zorla kocasının elinden alıp evlendiği ve kocasını da savaşta ön saflara yerleştirilmesi emri vererek öldürttürdüğü Bat-Şeva adındaki kadındır.
Davud’un zorla gerçekleştirdiği bu evlilikten doğan çocuk, Tanrı Yehova tarafından lanetlenerek öldüğü ve Davud’un(a.s) tövbesi arkasından, Süleyman’ın doğumu gerçekleştiği anlatılır.” Davut karısı Bat-Şeva'yı avuttu. Yanına girip onunla yattı. Bat-Şeva bir oğul doğurdu. Çocuğun adını Süleyman koydu.” (II.Samuel,12/24)
 
Hz. Davud’un askeri yönü ve Calut’u (Golyat) öldürmesi:
 
Hz. Davud, Kral olarak meshedildikten sonra Yehova’nın çizdiği kader çizgisinde “Arz-ı Mev’ud”da yaşayan İsrailoğulları Kralı Saul’ün yanında yakınlık ve mevki bulur. Bunun iki sebebi vardır. Birincisi Krallıktan azledilen Saul’ün(Talut) psikolojik sorunlarına çare olarak tavsiye edilen müzik dinlemesi tavsiyesine binaen bu işi en güzel yapan biri olarak önerilerek Talut’un sıhhatini sağlamasıdır. İkinci ve en büyük sebep ise Davud’un(a.s) iyi bir silahşor olması ve yukarıda değindiğimiz gibi Talut’un da iyi silahşorları yanında istihdam etme hobisi sayesinde olmuştur.
Talut’un yanında önce bireysel olarak muhafızlık yapan Davud(a.s) daha sonraki süreçte kabiliyet ve başarılar gösterdikçe yükselerek komutan ve en sonunda halkın da tasvibiyle İsrailoğulları’nın Kralı olmuştur.
Krallığa giden süreçte; Calut, Tevrat’taki ismiyle Golyat adındaki Filistinli silahşoru beklenmedik şekilde yenmesi onun Krallığa giden aşamalardaki dönüm noktası olmuştur. Bu sayede hem İsrailoğulları ordusunun hem Kral Talut’un ve hem de İsrailoğulları kavminin gözüne girerek onların sempatisini ve takdirini kazanmıştır.
Bunun yanı sıra İsrailoğulları düşmanlarının da korkulu savaşçısı olmak konumuna yükselmiştir. Şimdi Tevrat metinlerinde anlatılan silahşor, savaşçı, asker, Davud profilini aktaralım:
a-Talut’un Davud’un savaşçı yönü dolayısıyla yanında yer vermesi: “(Talut’un)Hizmetkârlardan biri, "Beytlehem’li Yesse/İşay'ın oğullarından birini gördüm" dedi, "…yürekli, güçlü bir savaşçıdır” (Tevrat; I.Samuel, 16/18) “Saul(Talut) yaşamı boyunca Filistliler'le kıyasıya savaştı. Nerede yiğit, güçlü birini görse kendi ordusuna kattı.” (Tevrat; I.Samuel, 14/52)
b-Talut’un emirlerini tam olarak uygulamasının mükafatı olarak komutanlığa atanması:
“Davut Saul'un kendisini gönderdiği her yere gitti ve başarılı oldu. Bu yüzden Saul ona ordusunda üstün bir rütbe verdi. Bu olay bütün halkı, Saul'un görevlilerini bile hoşnut etti.” (Tevrat; I.Samuel, 18/5)    “Onu bin kişilik birliğe komutan atadı. Davut askerlere öncülük yapıyordu.” (Tevrat; I.Samuel, 18/17)
c-Hz. Davud’un kral olmasından sonraki askeri başarılarının yayılması sonucu kazandığı askeri şöhreti:
“Davud Tanrı'nın kendisine buyurduğu gibi yaptı ve Filistin ordusunu Givon'dan Gezer'e kadar bozguna uğrattı.” “Böylece Davut'un ünü her yana yayıldı. RAB bütün ulusların ondan korkmasını sağladı.” (Tevrat; I.Tarihler, 14/16-17)
d-Davud’un(a.s) Calut (Golyat) ile savaşıp onu yenerek öldürmesi:
Hz. Davud’un, babası Yesse’nin isteğine binaen asker olarak görevli oldukları ağabeylerini görmek amacıyla geldiği; İsrailoğulları ile Filistinliler arasında cereyan edecek savaş öncesi müşahede ettiği Filistin’li Golyat (Calut) adı verilen bir silahşora karşı dövüşçü olarak savaş meydanına çıkar. Hz. Davud’un Savaş alanına gelmesi vakıası şöyle anlatılır: “Yese/İşay'ın üç büyük oğlu Saul'la birlikte savaşa katılmıştı. Savaşa giden en büyük oğlunun adı Eliav, ikincisinin adı Avinadav, üçüncüsünün adıysa Şamma'ydı.” (Tevrat; I.Samuel, 17/13) “Davud’un babası Yese) Şu on parça peyniri de birlik komutanına götür. Kardeşlerinin ne durumda olduğunu öğren ve iyi olduklarına ilişkin bir belirti getir.” (Tevrat; I.Samuel, 17/18) Hz. Davud’un bu vesile ile savaş alanına gelmesi tamamen kader çizgisinde, Allah’ın tayin ettiği önemli bir duraktır.
Tarihteki kadim savaşlarda orduların karşı karşıya geldiklerinde ilk olarak iyi savaşçılarını cenk meydanına sürerek gövde gösterisi yaptıkları taktiksel savaş aşamasında, İsrailoğulları karşısına çıkan Filistin ordusu silahşoru Calut, İsrailoğulları’nı korkutur. İşte bu aşamada Hz. Davud kendisini İsrailoğulları silahşörü olarak Golyat (Calut) karşısına atar.
Tevrat metninde Hz. Davud’un savaşacağı Filistinli silahşor Golyat (Calut) çok azametli ve zırh donanımlı tam bir savaşçı olarak tasvir edilmektedir. “Filist ordugâhından Gatlı Golyat adında usta bir dövüşçü ortaya çıktı. Boyu altı arşın bir karıştı.” “Başına tunç miğfer takmış, pullu bir zırh kuşanmıştı. Tunç zırhın ağırlığı beş bin şekeldi.” “Baldırları zırhlarla korunmuştu. Omuzları arasında tunç bir pala asılıydı.” “Mızrağının sapı dokumacı tezgâhının sırığı gibiydi. Mızrağın demir başının ağırlığı altı yüz şekeldi. Golyat'ın önüsıra kocaman kalkanını taşıyan bir adam yürüyordu.” (Tevrat; I.Samuel, 17/4-7)
Calut’un karşısına çıkan Davud(a.s) ise sade, hatta güçsüz görülen bir silahşor olarak tasvir edilmektedir. Bu yüzden Kral Talut ona kendi savaş elbisesi ve başlığını verdiği anlatılmaktadır. “Saul, "Sen bu Filistli'yle dövüşemezsin" dedi, "Çünkü daha gençsin, o ise gençliğinden beri savaşçıdır." “Ama Davut, "Kulun babasının sürüsünü güder" diye karşılık verdi, "Bir aslan ya da ayı gelip sürüden bir kuzu kaçırınca,” “peşinden gidip ona saldırır, kuzuyu ağzından kurtarırım. Eğer aslan ya da ayı üzerime gelirse, boğazından tuttuğum gibi vurur öldürürüm.” “Kulun aslan da, ayı da öldürmüştür. Bu sünnetsiz Filistli de onlar gibi olacak. Çünkü yaşayan Tanrı'nın ordusuna meydan okudu.” “Beni aslanın, ayının pençesinden kurtaran RAB, bu Filistli'nin elinden de kurtaracaktır." Saul, "Öyleyse git, RAB seninle birlikte olsun" dedi.”Sonra kendi giysilerini Davut'a verdi; başına tunç miğfer taktı, ona bir zırh giydirdi.” “Davut giysilerinin üzerine kılıcını kuşanıp yürümeye çalıştı. Çünkü bu giysilere alışık değildi. Saul'a, "Bunlarla yürüyemiyorum" dedi, "Çünkü alışık değilim." Sonra giysileri üzerinden çıkardı.” (Tevrat; I.Samuel, 17/33-39)
            Hz. Davud’un Calut ile savaşa tutuşmadan önce onun muvahhid yapısını yansıtan tevhidî sözler ve davranışlarda bulunduğunu gözlemlemekteyiz.  “Beni aslanın, ayının pençesinden kurtaran RAB, bu Filistli'nin elinden de kurtaracaktır." “Kulun aslan da, ayı da öldürmüştür. Bu sünnetsiz Filistli (Müşrik) de onlar gibi olacak. Çünkü yaşayan(Hayy) Tanrı'nın ordusuna meydan okudu.” Tevrat’taki Davud kıssasında yer alan bu cümleler tamamen tevhidî ifadelerdir. Hz. Davud’un Allah’a dayanan ve gücünü Allah’ın sayesinde göstereceğini ve gidişatı Allah’a atfettiği muvahhid ve cesur yapısını anlatmaktadır. İşte bu ifadeler Kur’an’ın, Tevrat’ı tasdik ettiği yanlarıdır.
Kur’an’daki Davud kıssasında Davud’un(a.s) askeri üstünlüğünün Allah tarafından olduğu şu ayetlerle belirtilmektedir. “Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. "Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin" dedik. Ona demiri yumuşattık.” (Sebe34/10) “Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.” (Enbiya21/79) “Biz, dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi.”
“Kuşları da toplu halde onun emri altına vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.” (Sad38/18-19)
Calut’un (Golyat) karşısına sadece elindeki sapan ve sayılı taşlarla çıkan Hz. Davud attığı bir taş ile Calut’u yere yıkar ve yine onun kılıcı ile başını keserek Calut’u öldürür.Elini dağarcığına sokup bir taş çıkardı, sapanla fırlattı. Taş Filistli'nin alnına çarpıp saplandı. Filistli yüzükoyun yere düştü.” “Böylece Davut Filistli Golyat'ı(Calut) sapan ve taşla yendi. Elinde kılıç olmaksızın onu yere serdi.” “Sonra koşup üzerine çıktı. Golyat'ın kılıcını tutup kınından çektiği gibi onu öldürdü ve başını kesti. Kahraman Golyat'ın öldüğünü gören Filistliler kaçtılar.” (Tevrat; I.Samuel, 17/49-51)
 
Hz.Davud’un krallığı:
 
            Davud’un(a.s) Krallığı hususunda Tevrat anlatımları hayli tutarsızdır. Tanrı Yehova Talut’a(Saul) kızarak onu İsrailoğulları krallığından azlettiğini Samuel peygamber aracılığıyla bildirmesine rağmen onu hemen krallıktan ayrılmasını temin etmedikleri hem de İsrailoğullarını ikiye ayırdıkları gözlemlenmektedir. Bu anlamsız ve tutarsız bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tanrı Yehova’nın isteği, peygamber Samuel’in tebligatına rağmen uzun süre daha Krallık yapan Talut’un bu konumu yüzünden kendisinin ölümünden sonra İsrailoğulları kavmi; İsrail ve Yahuda olarak ikiye bölünür.
İsrail topraklarında Talut’un oğlu İş-Boşet; Yahuda topraklarında Hz. Hz.Davut krallık yaparlar. “Saul oğlu İş-Boşet kırk yaşında kral oldu ve İsrail'de iki yıl krallık yaptı. Ancak Yahuda halkı Davut'u destekledi.” (Tevrat; II.Samuel, 2/10)
Talut’un oğlu İş-Boşet ile Davud taraftarları arasında çatışmalar yaşandığı da kaydedilmektedir. “Saul'un soyuyla Davut'un soyu arasındaki savaş uzun sürdü. Davut giderek güçlenirken, Saul'un soyu gitgide zayıf düşüyordu.” (Tevrat; II.Samuel, 3/1) Bu durum Tevrat’ın tutarsızlıklarından bir örnek olarak karşımızdadır. 
            Talut’un oğlu İş-Boşet’in bir entrikayla öldürülmesinden sonra bütün İsrailoğulları sıbtları birleşerek Hz. Davud’u “Arz-ı Mev’ud” üzerinde Kral olarak seçerler. “İsrail'in bütün oymakları Hebron'da bulunan Davud'a gelip şöyle dediler: "Biz senin etin, kemiğiniz.” “Geçmişte Saul(Talut) Kralımızken, savaşta İsrail'e komuta eden sendin. RAB sana, 'Halkım İsrail'i sen güdecek, onlara sen önder olacaksın' diye söz verdi." ” İsrail'in bütün ileri gelenleri Hebron'a, Kral Davut'un yanına gelince, kral RAB'bin önünde orada onlarla bir antlaşma yaptı. Onlar da Davud'u İsrail Kralı olarak meshettiler.”
            Davud(a.s) otuz yaşında iken tüm İsrailoğulları’nın Krallık tahtına oturur. Tevrat, Davud’un(a.s) krallığını iki kısma ayırarak sürelerini bildirir. Buna göre Hebron(El-Halil)de 7 yıl ve Yeruşalim(Kudüs) de ölene kadar 33 yıl olmak üzere her iki krallıkta toplam kırk yıl krallık yaptığı tescil edilmektedir. “Davud otuz yaşında kral oldu ve kırk yıl krallık yaptı.” “Hebron'da yedi yıl altı ay Yahuda'ya; Yeruşalim'de otuz üç yıl bütün İsrail'e ve Yahuda'ya krallık yaptı.” (Tevrat; II.Samuel, 5/1-5)
Kur’an’ı Kerim, Hz.Davud’un krallığı hakkında detaylı bir bilgi vermezken onun Askeri ve idari konumu hakkında bazı bilgiler vermektedir. “Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş; ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik.” (38/Sad suresi/20)diyerek hükümranlığının büyük olduğunu bildirmektedir. Bu hükümranlığı elde etme ve sürdürmede savaş sanatını en güzel şekilde uyguladığına dair ipuçları da vermektedir. Buna göre Hz. Davud Askeri sahada üstünlüğünü zırh sanatını savaş stratejisinde en güzel şekilde uygulayarak düşmanlarına galip gelebilmiş ve geniş bir coğrafyada hâkimiyet teessüs edebilmiştir.Ona, savaş sıkıntılarınızdan sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik. Artık şükredecek misiniz?”(21/Enbiya suresi/80) “Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik… Ona demiri yumuşattık.” (34/Sebe suresi/10)
 
Hz. Davud’un krallığının üstün yanları:
 
a-Askeri yönü:
 
            Kur’an’da belirtilen “demiri yumuşattık” ifadesi Tevrat metinlerindeki anlatımlarla pekiştirildiğinde Hz. Davud’un zırh ve silah yapımında nasıl bir strateji izlediğini daha iyi anlamak mümkün olmaktadır.
Kral Talut zamanında baş gösteren savaş araçları ile ilgili ihtiyaç gittikçe büyüyordu. Çünkü bedevi bir toplum olan İsrailoğulları sanat sahibi değildiler. Sanatkâr olan toplum Filistinlilerdi ve savaş araç ve gereçlerini onlar maharetle üretiyorlardı. Bu hususta Tevrat’ta yer alan malumat şöyledir: “Bütün İsrail ülkesinde bir tek demirci yoktu. Filistliler, "İbraniler kılıç, mızrak yapmasın" demişlerdi.” ” Bu nedenle bütün İsrailliler saban demirlerini, kazma, balta ve oraklarını biletmek için Filistliler'e gitmek zorundaydılar.” ” Saban demiriyle kazmanın bileme fiyatı, şekelin üçte ikisi kadardı. Beller, baltalar, üvendireler için istenilen fiyat ise şekelin üçte biriydi.” ” İşte bu yüzden, savaş sırasında Saul ile Yonatan dışında, yanlarındaki hiç kimsenin elinde kılıç, mızrak yoktu.” (Tevrat; I.Samuel, 13/19-22)
Hz. Davud’un savaştığı Calut’u(Golyat) anlatan tasvirlerde savaştaki demirden yapılan zırhların nasıl kullanıldığı ve savaşçılara nasıl üstünlük verdiğini fehmetmek mümkündür. “Başına tunç miğfer takmış, pullu bir zırh kuşanmıştı. Tunç zırhın ağırlığı beş bin şekeldi.” “Baldırları zırhlarla korunmuştu. Omuzları arasında tunç bir pala asılıydı.” “Mızrağının sapı dokumacı tezgâhının sırığı gibiydi. Mızrağın demir başının ağırlığı altı yüz şekeldi. Golyat'ın önüsıra kocaman kalkanını taşıyan bir adam yürüyordu.” (Tevrat; I.Samuel, 17/5-7)
İşte savaştaki zırh ve savaş araçlarının konumunu iyi gören Hz. Davud Allah’ın inayetiyle bu sahada ilerleme sağlayarak askeri bakımdan üstünlüğünü pekiştirmiştir. Hz. Davud’un Zırh ve diğer savaş araçları yapımı için yaptıkları şöyle anlatılmaktadır.
Ammon Kralı'nın başındaki tacı aldı. Değerli taşlarla süslü, ağırlığı bir talant altını bulan tacı Davud'un başına koydular. Davud kentten çok miktarda mal yağmalayıp götürdü.” “Orada yaşayan halkı dışarı çıkarıp testereyle, demir kazma ve baltayla yapılan işlerde, tuğla yapımında çalıştırdı. Davud bunu bütün Ammon kentlerinde uyguladı.” (Tevrat; II.Samuel, 12/30-31)
 
b-idari yönü:
 
Krallığının hâkimiyetini sağlamak ve pekiştirmek için askeri bakımdan savaş aletleri yapım sanatını icat eden ve geliştiren Davud(a.s); idari bakımdan da iyi bir teşkilatlanma sağladığı gözlemlenmektedir. Tevrat Davud krallığının idari yapısını şöyle beyan etmektedir: “Bütün İsrail'de krallık yapan Davud halkına, doğruluk ve adalet sağladı.” “Seruya oğlu Yoav ordu komutanı, Ahilut oğlu Yehoşafat devlet tarihçisiydi.” “Ahituv oğlu Sadok'la Evyatar oğlu Ahimelek kâhin, Seraya yazmandı.” “Yehoyada oğlu Benaya Keretliler'le Peletliler'in komutanıydı. Davut'un oğullarıysa kâhindi.” (Tevrat; II.Samuel, 8/15-18; I.Tarihler,18/14-17)
 
Hz.Davud’un hüküm vermesi:
 
Kur’an’ı Kerim Hz. Davud’un krallığını tanımlarken hem askeri hem yönetim açısından üstün özelliklere sahip olduğunu vurgulamaktadır. Askeri sahada savaş sanatının gerekleri olan savaş araç ve gereçleri ve ordunun tanzimini gerçekleştiren Davud(a.s), yönetiminin ayakta kalması için adaleti tesis edecek sistemi kurmuştur. Bunun için yönetimin idari teşkilatlanmasını en ideal şekilde gerçekleştiren Hz. Davud, bu mekanizmanın Allah’ın istediği ölçüde çalışmasını temin için adalet’i yerine getirmeye dikkat etmekteydi. ““Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır.” (38/Sad suresi/23)
            İşte adaleti yerine getirmede Hz. Davud’un örnekliği Kur’an’da şöyle kıssa edilmektedir: “(Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mâbedin duvarına tırmanmışlardı. “ “Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan korkmuştu. "Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster" dediler.“ “(Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada beni yendi.”  ” Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! Dedi. Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.”   “Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.” “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.” (38/Sad suresi/20-24)
Yine Kur’an’ı Kerim’de verilen bir başka örnekte, Davud(a.s) ve oğlu Süleyman’ın(a.s) hüküm verme işlevinden bahsetdilmdir. “Davud ve Süleyman'ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı: bir gurup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik.”“Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.”
            Müfessirler Hz.Davud’un karşısına ansızın çıkan davacıları; Davud(a.s)’un muhafızlarını atlatarak Hz. Davud’a ulaşmaları olarak tefsir etmektedirler. Bunun önemi yoktur ancak ansızın karşısına çıkıp kendisinden davalarına bakmalarını isteyen kişileri melekler zannetmesi muhtemeldir. Bu yüzden Kur’an onun “…kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.” Diyerek Allah’a olan takvasını anlatmaktadır. 
            Hz. Davud’un yaşamının bir kesitinin kıssası olan bu bölüm aslında kıyamete kadar tüm insanlığa özelde Müslümanlara dersler sunmaktadır. Bu dersleri sonuç kısmında kategorize edeceğimizi belirterek Tevrat metinlerinde yer alan Hz. Davud’un hükmü ile benzer kıssa üzerinde durmak istiyoruz.
“RAB Natan'ı Davud'a gönderdi. Natan Davud'un yanına gelince ona, "Bir kentte biri zengin, öbürü yoksul iki adam vardı" dedi, "Zengin adamın birçok koyunu, sığırı vardı.” “Ama yoksul adamın satın alıp beslediği küçük bir dişi kuzudan başka bir hayvanı yoktu. Kuzu adamın yanında, çocuklarıyla birlikte büyüdü. Adamın yemeğinden yer, tasından içer, koynunda uyurdu. Yoksulun kızı gibiydi.” “Derken, zengin adama bir yolcu uğradı. Adam gelen konuğa yemek hazırlamak için kendi koyunlarından, sığırlarından birini almaya kıyamadığından yoksulun kuzusunu alıp yolcuya yemek hazırladı." “Zengin adama çok öfkelenen Davud, Natan'a, "Yaşayan RAB'bin adıyla derim ki, bunu yapan ölümü hak etmiştir!" dedi,” "Bunu yaptığı ve acımadığı için kuzuya karşılık dört katını ödemeli." ” Bunun üzerine Natan, Davud'a, "O adam sensin!" dedi, "İsrail'in Tanrısı RAB diyor ki, 'Ben seni İsrail'e kral olarak meshettim ve Saul'un elinden kurtardım.” “Sana efendinin evini verdim, karılarını da koynuna verdim. İsrail ve Yahuda halkını da sana verdim. Bu az gelseydi, sana daha neler neler verirdim!” ” Öyleyse neden RAB'bin gözünde kötü olanı yaparak, onun sözünü küçümsedin? Hititli Uriya'yı kılıçla öldürdün, Ammonlular'ın kılıcıyla canına kıydın. Karısını da kendine eş olarak aldın.” “Bundan böyle, kılıç senin soyundan sonsuza dek eksik olmayacak. Çünkü beni küçümsedin ve Hititli Uriya'nın karısını kendine eş olarak aldın.” (Tevrat; II.Samuel, 12/1-10)
            Tevrat’ın II.Samuel kitabında yer alan bu kıssada Hz. Davud hakkında daha önce yer alan bir iftiraya binaen Davud’un(a.s) kendi kendini yargılaması temin edilerek hakkındaki hükmün uygulanması anlatılmaktadır.
Kur’an kıssası ile Tevrat kıssası benzer gibi gözükseler de aralarında büyük farklılıklar vardır.
            Öncelikle Kur’an’daki kıssada Hz. Davud’dan hüküm vermesini isteyen davacılar var iken Tevrat kıssasında davacı yoktur. Tevrat kıssasında hüküm soran Tanrı Yehova’nın yolladığı Natan isimli peygamber vardır. Davası sorulan kişi ise Hz. Davud’un kendisidir. Tevrat kıssasında Davud’un kocasının elinden aldığı kadın davada hükmü sorulan sahibinin tek kuzu olarak temsil verilmektedir. Birçok koyun sahibi ise; bir çok eşe sahip olan Davud’un kendisidir. Birçok eşi olmasına rağmen evli bir kadını kocasının elinden alan Davud böylece mahkum edilmektedir. Üstelik kendi verdiği hüküm ölümdür. Ancak bu hükme rağmen Tanrı Yehova, Davud’u değil, onun zorla karısı yaptığı kadından olan çocuğu ölümle cezalandırılarak büyük bir tutarsızlık örneği verilmektedir. 
Kur’an’da Davud(a.s) peygamber olarak hüküm verirken Tevrat kıssasında soru soran kendisinin peygamberi Natan’a Kral olarak hüküm vermektedir. Bu büyük bir çelişkidir. Peygamberlik müessesesi ile krallık birbirine karıştırılmıştır. Bir kuzu için ölüm hükmü vermek başlı başına tenakuz olduğu gibi, kuzuya karşılık ayrıca dört misli karşılık verilmesi hükmü gibi ayrı bir garabet daha ortaya çıkarak tutarsızlıklar zinciri sergilenmektedir.
Tevrat’ın Davud’un hükmü ile ilgili kıssa her hali ile tahrifat izleri taşımakta ve bu yönü ile adaletli hüküm verilmesine değil kutsal kitapta nasıl tahrifat yapıldığına örnek teşkil etmektedir.
Tevrat’ta Hz. Davud’a atfedilen muharref hüküm anlatımı yanı sıra sahih addedebilecek hükümler de kıssa edilmiştir. Buna örnek putperest Kral Amelek ile savaşından sonra geçmektedir:  
Ama Davut'la giden adamlardan kötü ve değersiz olanların tümü, "Madem bizimle birlikte gitmediler, geri aldığımız yağmadan onlara hiçbir pay vermeyeceğiz" dediler, "Her biri yalnız karısıyla çocuklarını alıp gitsin."  “Ama Davut, "Hayır, kardeşlerim!" dedi, "RAB'bin bize verdikleri konusunda böyle davranamayız! O bizi korudu ve bize saldıran akıncıları elimize teslim etti.” “Sizin bu söylediklerinizi kim kabul eder? Savaşa gidenle eşyanın yanında kalanın payı aynıdır. Her şey eşit paylaşılacak!" “O günden sonra Davut bunu İsrail için bugüne dek geçerli bir kural ve ilke haline getirdi.”(Tevrat; I.Samuel,30/22-25)
 
Hz. Davud’un Kudüs’ü başkent yapması:
 
            Davud(a.s) tüm İsrail sıbtlarının kralı seçilmesinden sonra Kenan kavimlerinden Yebusî’lerin oturduğu Yeruşalim’i (Kudüs) ele geçirerek burasını başkent yaptı. “Kral Davut'la adamları Yeruşalim'de yaşayan Yevuslular'a saldırmak için yola çıktılar. Yevuslular Davut'a, "Sen buraya giremezsin, körlerle topallar bile seni geri püskürtebilir" dediler. "Davut buraya giremez" diye düşünüyorlardı. Davut Siyon Kalesi'ni ele geçirdi. Daha sonra bu kaleye "Davut Kenti" adı verildi.”(Tevrat;I.Samuel,30/6-7; I.Tarihler,11/45)                                                                        
Kudüs’ü ele geçiren Hz.Davud, şehri yeniden imar etmeye başladı. “..Çevredeki bölgeyi, Millo'dan içeriye doğru uzanan bölümü inşa etti” (Tevrat; I.Samuel,30/9)
Daha sonra Lübnan bölgesinin Sur Kralı olan Hiram’dan destek alarak; oradan getirttiği özel ağaçlar ve ustalar marifeti ile İsrailoğulları Krallığının yönetim merkezi olacak müstakil bir saray inşa ederek, orada ikamet etmeye ve yönetimini buradan sürdürmeye başlar. “Davut giderek güçleniyordu. Çünkü Her Şeye Egemen Tanrı RAB onunlaydı.” “Sur Kralı Hiram Davut'a ulaklar, sedir kütükleri, marangozlar ve taşçılar gönderdi. Bu adamlar Davut için bir saray yaptılar.” (Tevrat; I.Samuel,30/10-11)
 
Hz. Davud ve “Ahit sandığı”:
Hz. Davud’un, İsrailoğullarını birleştirme ve bir arada tutmak için kullandığı ve peygamberliğinin gereklerinden biri olan Allah’ın Hz. Musa’ya verdiği yazılı emirlerin içinde bulunduğu “Ahit sandığı”nı sahipsizlikten kurtararak Kudüs’e (Yeruşalim) getirir. “Böylece Davud'la ordusu, sandığın üzerindeki Kerubiler arasında taht kuran Her Şeye Egemen RAB'bin adıyla anılan Tanrı'nın Sandığı'nı getirmek için Baale-Yahuda'ya gittiler.” (Tevrat; II.Samuel,6/2; I.Tarihler,13/6) “RAB'bin Sandığı Davut Kenti'ne varınca, Saul'un kızı Mikal pencereden baktı. RAB'bin önünde oynayıp zıplayan Kral Davud'u görünce, onu küçümsedi.” “RAB'bin Sandığı'nı getirip Davud'un bu amaçla kurduğu çadırın içindeki yerine koydular. Davud RAB'be yakmalık ve esenlik sunuları sundu.” (Tevrat;II.Samuel,6/16-17; I.Tarihler,13/8) 

Ölümü:
Tevrat Hz. Davud’un ölümünü şu ifadelerle anlatmaktadır: “Yesse/İşay oğlu Davut bütün İsrail'de krallık yaptı.” “Yedi yıl Hebron'da, otuz üç yıl Yeruşalim'de olmak üzere toplam kırk yıl İsrail'de krallık yaptı.” “Güzel bir yaşlılık döneminde öldü. Zenginlik, onur dolu günler yaşadı. Yerine oğlu Süleyman kral oldu.” (I.Tarihler,29/26-28; I.Krallar,2/11) “Davud ölüp atalarına kavuşunca, kendi adıyla bilinen kentte gömüldü.” (I.Krallar,2/10) 


Cengiz Duman
Araştırmacı-Yazar
www.kurankissalari.tr.gg
 
 

 
Loadtr.Com
Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=