HZ. HARUN

Harun peygamber ve yardımcı resullük 

        

          Giriş
 
           Kur’an’ı Kerim’deki peygamber kıssaları incelendiğinde ilk dikkati çeken resullerden birisi de Harun’@dur. Kur’an’da kıssaları serdedilen tüm peygamberler, toplumları arasından ve bulundukları toplumlara resul olarak gönderilmiş ve Allah’ın emirlerini yalnız başlarına tebliğ etmişlerdir. Bu peygamberlerin yardımcıları ancak etraflarında ona inanarak toplanan bir avuç müntesipleri olmuştur. İsa’@da havariler; Hz.Muhammed’de sahabe ileri gelenleri gibi. Kur’an’da anlatılan resuller içersinde, gönderilen peygambere yardımcı, destekçi olarak tayin edilen istisnai tek resul Harun’@dur. Kur’an; Hz. Musa’nın, Allah’tan ısrarla talep etmesi nedeniyle, Hz. Musa’ya yardımcı ve onu her konuda destekleyen bir resul olarak Hz.Harun’a görev verildiğini beyan eder.
          Peygamberler tarihinde ender bir hadise olan Hz.Musa ve Hz.Harun’un aynı anda aynı kavme resullükle görevlendirilme olayı; Kur’an’ın eşsiz anlatımındaki ders verme, kıssaların ibret olma misyonunun değişik bir göstergesi olarak, Kur’an muhataplarının, üzerinde ayrıca ve özellikle durması gereken bir konu olarak karşımızdadır.
          Bunun yanı sıra İsrail oğulları olarak ünlenen Yahudi toplumunun; yine Kur’an’da ve ayrıca Tevrat’ta belirtilen, Allah’a karşı çetin, cedelci ve her an isyan etmeye hazır yapısının tevhidi yapıya dönüştürmede, iki resulün başından geçen olaylar ayrıca bir örneklik olma açısından dikkate şayandır.
          Yine Harun ve Musa kıssasında dikkat çeken durumlardan bir tanesi de; toplumlarına resullükle vazifeli peygamberlerin; Yunus@ hariç toplumlarından ayrılmadıkları, tebliğ vazifelerini kesintisiz sürdürdükleri halde; Hz.Musa’nın hem Tur dağındaki Allah ile 40 günlük buluşması ve ayrıca Âlim kul ile buluşarak, süresi bilinmeyen yolculukları esnasındaki kavminden ayrılışlarının, Hz.Harun’un, Musa’@ya yardımcı peygamber olarak verilmesinden ötürü meydana geldiği ve böylece İsrail oğullarına tebliğ faaliyetinin aksamadan sürdürüldüğü halde çok kısa bir zaman olan; Musa’nın Tur sözleşmesi esnasındaki ayrılışı sırasında, İsrail oğullarının şirke düşme hadisesi hassas bir şekilde gözlemlenerek dersler çıkarılmaya çalışılmalıdır.
         Bu yazımızda yukarıda sıraladığımız noktalar üzerinde durmaya çalışarak; Yehova’nın bile Tevrat’ta “Ve işte sert enseli bir kavimdir.” diyerek eleştirdiği İsrail oğulları ve onların peygamberl olarak tanımadığı ancak Hz. Musa'nın destekçisi olarak gördükleri Harun’@un kıssası üzerinde yoğunlaşacağız. Harun kıssasının içinde geçen şahıs ve olayları incelemeye, dersler çıkarmaya çalışacağız.
 
          Hz. Harun’un nesebi
 
         Kur’an’ın genel perspektifine bakıldığında tarih, ,coğrafya, zaman, kronoloji ve biyografi gibi ayrıntılara önem vermediği görülmektedir. Kur’an’ın, Tevrat ve İncil’in ardından gelmesi ve onları muharref olmayan yönleri ile desteklemesinden dolayı; doğal olarak bu semavi kitaplarda anlatılan kıssalar ile ilgili tarih, zaman, coğrafya, kronoloji ve biyografi gibi malumat’tan; Kur’an kıssalarının açıklanmasında metot olarak yararlanılması gerektiği aşikârdır. Tabi bu noktada ifrat ve tefrite dikkat etmek, geçmişte oluşmuş olan İsrailiyat adı verilen olgu gibi bir garabete tekrar yol açmamaya dikkat etmek gerekmektedir. Bu hususlara dikkat ederek Kur’an perspektifinden bakmaya çalışarak; ifrat ve tefrite düşmeden, geçmiş semavi kitaplar ve özellikle ilk kitap, Tevrat metinlerinden; Kur’an’ın, Harun kıssasının mufassal olmayan veya kapalı bölümlerinin açıklanmasında yararlanmaya ve çalışacağız.
          Doğal olarak Kur’an’ın uzun uzadıya anlatmadığı kıssaların mufassal olan açılımları; Kur’an’ın nazil olmaya başladığı dönemde, diğer semavi kitaplarda yer almakta ve Ehl-i Kitap müntesipleri ve bu semavi kitapların ulaştığı coğrafyalarda yaşayan diğer din taraftarlarınca tevatüren de olsa bilinmekteydi. Ancak Kur’an kıssalarına nazaran, mufassal olarak bilinen Tevrat kıssalarındaki yapılan tahrifatlarla, kıssalar öğüt ve ibret olma misyonundan çıkarak daha ziyade tarihi, biyografik ya da coğrafik malumat yığını haline dönüşmüş durumdaydılar.
         Bundan dolayı Kur’an kıssalarda ibret ve öğüt öncelikli, öz bilgilere yer vermiş, gereken mufassal açılımların geçmiş semavi kitaplardaki uygun malumat ile beslenerek gerçeklerin daha tafsilatlı olarak ortaya çıkmasına kapıyı açık bırakmıştır.
“Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.” Yusuf/111
“Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları) doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden) haberdardır, görendir.” Fatır/31
          İsrail oğulları olarak ünlenen, Kenan ili kökenli Yakup, Yusuf ve onun üst atası İbrahim peygamber soyundan olan ve İbranice “Aaron” olarak isimlendirilen Hz.Harun hakkında; Kur’an’da muhtelif ayetler içersinde onun Hz.Musa’nın kardeşi olduğu beyan edilmekle birlikte, Tevrat nüshalarındaki gibi uzun boylu olarak, nesebi ile ilgili bilgi verilmez. Esasen Hz.Musa’nın bilinen bir peygamber olması ve Harun’@un da onun kardeşi olması; Hz.Harun hakkında uzun uzadıya nesep bilgisini gerektirmediği de aşikârdır.
         Kur’an’ı Kerim’de geçen çeşitli ayetlerde, Hz.Harun’un nesebi hakkında şu ifadeler yer almaktadır.
“…Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun'un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): «Anam oğlu!..” Araf/150
Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! ”   Ta-ha/94
Kardeşim Harun'un..” Kassa/34
“..kardeşi Harun'u da ona yardımcı yaptık.”   Furkan/35
         Kur’an Hz.Musa ile Hz.Harun’un kardeş olduklarını bildirmesine rağmen bu kardeşlerin nesebi veya biyografisi üzerinde Musa’nın doğumu ve Nil nehrine bırakılarak, Firavun’un sarayına alınması harici diğer hususlarda ayrıntılı olarak durmamıştır.
         Tevrat kitaplarının metinlerinde Hz.Harun hakkında şu malumata ulaşılmaktadır. Tevrat’ta verilen silsileye göre Musa ve Harun; İbrahim@ soyundan, Yakup@ peygamberin oğullarından “Levi” “Sıbtı”ndandır. Levi sıbtı kendi içersinde dört boy’a ayrılmaktadır.
"Levioğulları'nın adları şunlardır: Gerşon, Kehat, Merari. Levi yüz otuz yedi yıl yaşadı."
"Gerşon'un oğulları boylarına göre şunlardır: Livni, Şimi."
" Kehat'ın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. Kehat yüz otuz üç yıl yaşadı."
 "Merari'nin oğulları: Mahli, Muşi. Kayıtlarına göre Levi boyları bunlardır."
         Levi oğulları, Yusuf peygamberin Mısır’daki hükümranlığı sırasında onun daveti ile Kenan bölgesinden Mısıra gelip; Mısır ile Kenan arasındaki “GERŞON” adlı bölgede iskân olmuşlardır.
“Yusuf babasıyla kardeşlerini Mısır'a yerleştirdi.”Firavun'un buyruğu uyarınca onlara ülkenin en iyi yerinde, Ramses bölgesinde mülk verdi." Tekvin 47/11
         Mısır’da yerleşen Yakup oğulları orada çoğalarak büyük bir kavim haline geldiler. Yakup oğullarının on iki sıbtından Levililer sıbtı; Gerşon, Kohat ve Merari olarak üç boya ayrılmaktaydı. Hz.Musa ile Hz.Harun’un babası Amram, Arapça “İmran” Kohat oğullarındandı. Anaları ise yine Kohat boyundan Yokebed adında bir kadındı. Hz. Musa ve Harun’un babası ve anası hakkında Tevrat kitaplarında şu ifadeler yer almaktadır.
"Amram halası Yokebed'le evlendi. Yokebed ona Harun'la Musa'yı doğurdu. Amram yüz otuz yedi yıl yaşadı."Çıkış, 6/16–20
         Kur’an’da, Hz. Musa ile Hz. Harun kardeşlerden hangisinin yaşça büyük olduğuna dair bir açıklık yoktur. Kur’an ayetlerinde, Musa ile Harun arasındaki yaş farkına değil, nesep birliğine atıfta bulunulmuştur. “Ey annemin oğlu!” Ta-ha/94 “Kardeşim Harun'un..” Kasas/34“..kardeşi Harun'u“ Furkan/35
         Bu hususta Tevrat metinlerindeki ifadelere başvurarak mufassal hale getirmek mümkündür.
“Yokebed ona Harun'la Musa'yı doğurdu.” Çıkış, 6/20 ifadesinde ilk doğan olarak Harun’@un adının verilmektedir.
“Firavun'la konuştuklarında Musa seksen, Harun seksen üç yaşındaydı.” Çıkış, 7/7 tanımlamasından yaşça büyük olması dolayısı ile Harun’@un ağabey olduğu belirtilmektedir.
Yehova’nın "Ağabeyin Harun senin peygamberin olacak.” Çıkış7/1 hitabından, Harun’@un büyük kardeş, yani ağabey olduğunu kesin olarak anlamaktayız.Armam ve Yokebed çiftinin ilk olarak doğan çocukları (Meryem) Miryam’dır. Daha sonra Harun@ doğmuş ve Harun@ iki-üç yaşlarına geldiğinde; firavun’un İsrail oğulları çocuklarının yeni doğanlarını öldürme emri çıkmıştı. Kur’an o vahşi dönemi şöyle anlatmaktadır.
"Musa'nın anasına: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde onu denize (Nil nehrine) bırakıver"   Kasas/7
Annesinin Musa’ya hamile olduğu ve bu kaos ortamı esnasında Hz. Musa’nın doğduğu; Tevrat’a göre üç ay saklandıktan sonra Nil nehrine bırakıldığı anlaşılmaktadır.
“Kadın (Musa’@nın annesi) gebe kaldı ve bir oğlan doğurdu. Güzel bir çocuk olduğunu görünce, onu üç ay gizledi.” “Daha fazla gizleyemeyeceğini anlayınca, hasır bir sepet alıp katran ve ziftle sıvadı. İçine çocuğu yerleştirip Nil kıyısındaki sazlığa bıraktı.” Çıkış 2/2–3
         Kur’an; Musa ve Harun’un her ikisinden de büyük bir kız kardeşleri, yani ablalarının olduğunu bildirmektedir.
“Hani, kız kardeşin gidip "Ona bakacak birini size bulayım mı?" diyordu. Böylece seni, gözü gönlü mutluluk dolsun ve üzülmesin diye annene geri verdik.” Taha/40         
         Tevrat, Harun ve Musa’nın ablalarının adını da verir.
“Harun'un ablası Nebiye Miryam (Nebiye Meryem) tefini eline aldı, bütün kadınlar teflerle, oynayarak onu izlediler.” Çıkış, 15/20
  
         Harun’@un ehli ve Kâhinlik
 
         Kur’an’da Harun’@un ailesi ve oğulları hakkında malumat bulunmamaktadır. Bu hususta Tevrat metinlerinde tafsilatlı bilgilere ulaşmaktayız. Tevrat’ın Çıkış babında Harun ehli hakkında şu bilgiler verilmektedir.
“Harun Nahşon'un kız kardeşi ve Amminadav'ın kızı olan Elişeva'yla evlendi. Elişeva ona Nadav, Avihu, Eleazar ve İtamar'ı doğurdu.” Çıkış 6/23
         Harun@, Elişeva adındaki Yahudi boyundan bir kadınla evlenir ve bu evlilikten; Nadav, Avihu, Elazar ve İtamar adında dört oğlu olur. Yehova (Tanrı) Harun’u peygamberlikle görevlendirmesinin yanında, onu ve ölümünden önce onun gözetiminde oğullarını, Kâhin adı altındaki daha sonraki süreçte ruhbanlık haline gelen dini müessesenin başına getirir.
        Kur’an’ın, Harun kıssası ve Musa kıssası anlatımlarında yer vermediği kâhinlik müessesi üzerinde, Tevrat’ta en ince detaylara kadar varan anlatımlar bulunmaktadır. Yahudiliğin, peygamberlikten sonraki en önemli hatta tek, olmazsa olmaz müessesi kâhin’liktir. Kâhinlik olmadan Tevrat hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Bir Yahudi günlük yaşamında uygulayacağı kural ve kaideleri kâhin elinden, onun onayından, onun müsaadesi olmadan gerçekleştiremez. Dinen mümkün değildir.
        İsrail oğullarının kırk yıl süren çöl hayatı esnasında Allah ile Musa’nın Buluşmalarından sonra üç kutsal nesne ortaya çıkar. Bunlardan birincisi, Hz.Musa’nın Tur dağındaki Allah ile sözleşmesinden sonra getirdiği ve Allah’ın eli ile yazıldığı Tevrat tarafından belirtilen içinde “On emir” yazılı levhalardır.
“RAB Tanrı parmağıyla yazmış olduğu iki taş levhayı bana verdi. Bu levhalar, dağda toplandığınız gün RAB'bin ateşin içinden size bildirdiği bütün buyrukları içermekteydi.” Tesniye 9/10
        İkincisi ise; yine Yehova’nın emri ile kurulan ve Tur dağından sonra Hz.Musa ile buluşmalar sırasında kullanılan kutsal İbranice “ Ohel Moed” -Çadır mabed- veya “Mishkan” –Mesken- adı verilen “Buluşma çadırı”dır.
“Aralarında yaşamam için bana kutsal bir yer yapsınlar.“
Mesken’i ve eşyalarını sana göstereceğim örneğe tıpatıp uygun yapın.”Çıkış 25/8–9
“Musa bir çadır alır, ordugahın dışına, biraz öteye kurardı. Ona 'Buluşma Çadırı' derdi. Kim RAB'be danışmak istese, ordugâhın dışındaki Buluşma Çadırı'na giderdi.”
Çıkış 33/7
        Üçüncü kutsal nesne ise; içine on emirin yazılı olduğu levhaların konduğu ve Yehova’nın üzerindeki iki melek arasından Musa ile konuştuğu İbranice “Aron ha-Berit” adı verilen Ahit Sandığıdır.
“Seninle orada, Ahit Sandığı'nın üstündeki Kerubiler (Melekler) arasında, kapağın üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar vereceğim.”Çıkış 25/22
        Bu üç kutsal nesnenin birleştiği “Buluşma çadırı” ve içindeki Kutsal levhalar ve Ahit Sandığı kutsallarının korunması ve burada yapılan ve yapılacak ayinlerin idaresi ile ilgili olarak; Yehova tarafından onun emri ile Kâhin ve daha sonrasında müessese olarak oluşarak günümüze kadar binlerce yıldır devam ede gelen kâhinlik kurumu oluşturulmuştur.
        Kâhinliğin de kendi kutsal ritüelleri oluşmuştur. Bunların başında Kâhin giysileri, Kahinlerin buluşma çadırına girişleri, içindeki Ahit Sandığı ve diğer kutsal eşyalarla ilgili yapacakları törensel işler, Yehova emriyle kaide haline getirilmiştir.
"Bana kâhinlik edebilmeleri için, Harun'la oğullarını kutsal kılmak üzere şunları yap:
“Harun'la oğullarını Buluşma Çadırı'nın giriş bölümüne getirip yıka.
“Giysileri al; gömleği, efodun altına giyilen kaftanı, efodu ve göğüslüğü Harun'a giydir. Efodun ustaca dokunmuş şeridini bağla.
“Başına sarığı sar, üzerine de kutsal tacı koy.
“Sonra mesh yağını al, başına dökerek onu meshet.
“Harun'un oğullarını öne çıkarıp onlara gömlek giydir.”
“Bellerine kuşak bağla, başlarına başlık koy. Kalıcı bir kural olarak kâhinlik onların işi olacak. Böylece Harun'la oğullarını atamış olacaksın.   Çıkış 29/1-9
"Bana kâhinlik etmeleri için İsrailliler arasından ağabeyin Harun'u, oğulları Nadav, Avihu, Eleazar ve İtamar'ı yanına al.” Çıkış28/1
          Kahin Harun ve oğullarından sonra öncelikle Harun sulbünden kişilerden,onlardan kimse olmadığı zaman Levi oğullarından olan kişilerden seçilmek zorundadır.
“O zaman RAB, kendi Antlaşma Sandığı'nı taşıması, kendisine hizmet etmek üzere önünde durması ve O'nun adıyla kutsaması için Levililer oymağını ayırdı.”
 “Bugün de aynı görevi yapıyorlar.” Tesniye10/6,8
Levililer'i Levha Sandığı'nın bulunduğu konuttan, eşyalardan ve konuta ait her şeyden sorumlu kıl. Konutu ve bütün eşyalarını onlar taşısın; konutun bakımını onlar yapsın, çevresinde ordugah kursun.” Sayım 1/50
          Öyle ki bu silsile içersinde biyolojik olarak ayrım, seçme bile yapılmaktadır.
Kâhin Harun'un soyundan bu kusurlara sahip (Kör, topal, yüzü arızalı, organlarından biri aşırı büyümüş, kolu veya ayağı kırık, kambur, cüce, gözü özürlü, uyuz, yarası kabuk bağlamış ya da hadım.) hiç kimse RAB için yakılan sunuyu sunmak üzere sunağa yaklaşmayacak. Çünkü kusurludur. Tanrısı'na yiyecek sunusu sunmak üzere sunağa yaklaşamaz.”
“Böyle bir adam Tanrısı'na sunulan kutsal ve en kutsal yiyecekleri yiyebilir.”
“Ancak perdeye ve sunağa yaklaşmayacaktır. Çünkü kusurludur. Tapınağımı kirletmesin. Onları kutsal kılan RAB benim."
“Musa Harun'la oğullarına ve bütün İsrail halkına bunları anlattı.” Levililer 21/21–24
          Kâhinler ve onlarla sosyal ilişkide olanların da yaşamlarında uyacakları işler dahi kural ve kaidelere bağlanmıştır.
"Kâhinler buyruklarıma uymalıdır. Yoksa günahlarının bedelini öder, buyruklarımı çiğnedikleri için ölürler. Onları kutsal kılan RAB benim.”
"Kâhin ailesi dışında hiç kimse kutsal sunuyu yemeyecek; kâhinin konuğu ve işçisi bile.”
“Ama kâhinin parayla satın aldığı ya da evinde doğan köle onun yemeğini yiyebilir.
“Kâhinin kâhin olmayan bir erkekle evlenen kızı bağışlanan kutsal sunuları yemeyecek.”
“Ama dul kalmış veya boşanmış, çocuğu olmamış ve gençliğinde kaldığı baba evine geri dönmüş kâhin kızı babasının ekmeğini yiyebilir. Aile dışından yabancı biri asla yiyemez”
"Bilmeden kutsal sunuyu yiyen biri, beşte birini üzerine katarak kâhine geri verecek.”
“Kâhinler İsrail halkının RAB'be sunduğu kutsal sunulara saygısızlık etmeyecekler.”
Levililer 22/9–15
          Hastalıkların tanısı onların iyileşip iyileşmediği ve hastanın halk ile temasının kesilip kesilmemesi gibi konular dahi Kâhinler ilgi kapsamı dâhilindedir.
"Bedeninde deri hastalığına dönüşebilecek şiş, kabuk ya da parlak leke bulunan kişi Harun'a, ya da Harun'un kâhin oğullarından birine götürülecek.” Levililer 13/2
          Harun’@un oğullarından en büyük olanları Nadav ve Avihu, kutsal buluşma çadırının bulunduğu alandaki yakma ritüellerini yerine getirirken yaptıkları yanlış yüzünden, Yehova (Tanrı) tarafından cezalandırılarak ölürler.
 “Harun'un oğulları Nadav'la Avihu buhurdanlarını alıp içlerine ateş, ateşin üstüne de buhur koydular. RAB'bin buyruklarına aykırı bir ateş sundular.”
“RAB bir ateş gönderdi. Ateş onları yakıp yok etti. RAB'bin huzurunda öldüler.” Levililer10/1–2
          Harun@ İki oğlunun ölümünden sonra geriye kalan Eleazar ve İtamar'la; kendisine Yehova tarafından tevdi edilen kâhinlik müessesini sürdürmüş; öldükten sonra bu müessese oğulları tarafından devam ettirilmiştir.
“Harun orada öldü ve gömüldü. Yerine oğlu Eleazar kâhin oldu.
         Musa ve Harun peygamber ve sonraki Davut ve Süleyman peygamberler dönemlerinde de, Kutsal ahit sandığının gerek kutsal “Buluşma çadırı” gerekse kutsal “Süleyman mabedi” içersinde korunması ve buradaki ibadetler esnasında ve hayatın içersindeki diğer yaygın olan ibadetlerle ilgili olarak İsrail oğullarını yönlendiren ve Allah’a karşı onların bağışlanmalarına aracılık eden kâhinlik müessesi, bir “Ruhbanlık müessesesi” olarak Yahudi dininin bugün de önemli ve ayrılmaz parçasından biri olarak halen sürdürülmektedir. Bu yazıdan bağımsız ve ayrıntılı olarak üzerinde durulması gereken bir konu olduğu için bu kadarla yetiniyoruz.
       
         Hz.Harun’un resullükle görevlendirilmesi
         
          Hz. Harun’un resullükle görevlendirilmesi Allah’ın seçimi ile değil; Allah’ın Firavun kavmine resul olarak görevlendirdiği Hz.Musa’nın, Allah’tan ısrarlı isteği ile gerçekleşmiştir.
Mısır’dan Medyen ülkesine kaçan ve burada bir müddet yerleşen Hz. Musa’nın tekrar Mısır’a dönüşü esnasında, Sina çölünde, Tur dağı eteklerindeki Mukaddes vadi Tuva’da, peygamberlik ile görevlendirilmesiyle; Musa’da görevini ifa etmesi açısından oluşan vehimler nedeniyle, Harun’u da yanına yardımcı olarak istemesinden dolayı Harun@ da resul olarak vazifelendirilir.
"Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım." Kasas/30
“Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver.” Taha/13
"Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artık yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır." Neml/12
"Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver" Taha/29
"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum."
"Allah buyurdu: Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, ayetlerimiz (mucize yardımlarımız) sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tâbi olanlar üstün geleceksiniz. "   Kasas/34–35
 
         Hz.Musa’nın kendisine yardımcı olarak Harun’@u istemesinin sebepleri
 
         Mukaddes vadi Tuva’da resullükle görevlendirilen Hz. Musa’nın, kardeşini yanına yardımcı olarak istemesinin sebepleri, Musa’@nın ağzından şöyle sıralanmaktadır.
a-Musa@ Mısır’dan kaçmadan evvel öldürdüğü Kıptî’nin, intikamının alınmak istenmesi sebebiyle öldürüleceği korkusundadır. Hz.Musa, Mısır’dan kaçmadan evvel hakkında ölüm kararı çıkmıştı.
"Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim, dedi." Kasas/20 
Bundan dolayı öldürülme korkusunu mazeret olarak beyan etmekte ve Harun’@u yanına yardımcı olarak istemektedir.
 "Musa dedi ki: Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum." Kasas/33
b-Firavun’un kendisini öldürmesinden endişe etmektedir. Bilindiği gibi Musa Firavun sarayından kaçan, bir nevi sarayın vizyonunu lekeleyen bir insandır. Bu hareketi aynı Firavun’a karşı yapmamış, olsa da; yeni görevi risalet ile onların kızgınlığını daha da arttıracağını böylece yeni Firavunun kendisinden intikam alacağı vehmindedir. Kur’an, Musa’@nın bu endişesinin Firavun’la karşılaşmasında gerçekleştiğini bildirmektedir. “Dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?”
Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!”   Şuara/18–19
          Firavun’un Musa ile ilk karşılaştığında, Musa’@yı öldürmek istediğini ileri gelenlere şöyle açıklar.
Firavun: Bırakın beni, dedi. Musa'yı öldüreyim; (Kurtarabilirse) Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.” Muminun/26
c-Hz. Musa konuşma özürlüdür. Bu yüzden Allah’ın elçiliğini, Allah’ın emirlerini Firavun ve kavmine iletmede yetersiz kalacağı vehmindedir.
"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder.” Kassas/34
“…içim daralır, dilim dönmez; onun için Harun'a da elçilik ver.”   Şuara/13
"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder.” Kasas/34
          Nitekim Musa’@nın dili hakkındaki vehmi, Firavuna gittiklerinde gerçekleşmiştir. Firavun’un Musa’@ya ilk tepkisi, Musa’@nın konuşma özrünü gündeme getirmek olmuştur.
"Yoksa ben, kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?" Zuhruf/52
d-Hem Firavun’a ve hem de uzun süre aralarında bulunmadığı kavmi İsrail oğullarına karşı kendisini her açıdan doğrulayacak ve ondan destek alabileceği bir dayanak aramaktaydı. Hz. Musa’nın endişesi, Mısır’daki ölüm olayına karışması ve akabinde Mısırdan kaçmasının doğuracağı tepki ile yalancılık ile suçlanmaktı. Buna karşı kendisini en iyi müdafaa edecek olan, gerek hitabeti gerekse akrabalık bağına dayanan kuvvetinin desteği ile Harun@ olabilirdi.
Onu da (Harun) beni doğrulayanbir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum.” Kasas/34
         İşte Hz. Musa’nın bu vehim ve bunlara dayanan ısrarlı istekleri karşısında Allah; Hz. Harun’u Musa’@nın yanında resul olarak görevlendirerek, Firavun ve kavmine her ikisini uyarıcılar olarak gönderir.
"Allah buyurdu: Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, ayetlerimiz (mucize yardımlarımız) sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tâbi olanlar üstün geleceksiniz. "   Kasas/34–35
         Risaletin ilerleyen safhalarında Musa’nın vehimlerinin boşa çıktığını, Allah’ın destek sözünün gecikmeden ve hem de beklemedikleri yerlerden, Firavun sarayının içinden bile geldiğini ve bu sayede Musa ve Harun’un Firavunun zulmünden kurtulduğunu görmekteyiz.
“İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınları sağ bırakın! Dediler. Ama kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar.”
 “Firavun ailesinden olup, imanını gizleyen bir mümin adam şöyle dedi: Siz bir adamı "Rabbim Allah'tır" diyor diye öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirmiştir. Eğer o yalancı ise yalanı kendisinedir. Eğer doğru söylüyorsa sizi tehdit ettiğinin (azabın), bir kısmı olsun gelip size çatar. Şüphesiz Allah, haddi aşan, yalancı kimseyi doğru yola eriştirmez.”
Mümin/25,28
 
        Hz. Musa@ ve Harun’un ilk sınavı: Firavun’a tebliğ
 
        Risalet görevini alan Musa@ ve Harun@ doğrudan firavun sarayına giderler ve Allah’ın emirlerini ona tebliğ ederler. Ancak Firavun onları çeşitli sorularla şaşırtmak ister ve onları aşağılayıcı sözlerle tahkir etmeye çalışır.
“Firavun: Rabbiniz de kimmiş, ey Musa? Dedi.”
“Firavun: Öyle ise, önceki milletlerin hali ne olacak? Dedi.”
“Dedi ki: Bizi, yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa?” Taha/49–57
“Dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi? Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?” ”Sonunda o yaptığın (kötü) işi de yaptın. Sen nankörün birisin!” Şuara/18–19
“Firavun: Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân! Haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki Musa'nın tanrısına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir, dedi.” Kasas/38
“Firavun: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir, dedi.” Şuara/27
         Firavun kendisine tebliğe gelen elçileri zorba davranmakla ve öldürmekle tehdit eder.
“Firavun: Benden başkasını tanrı edinirsen, andolsun ki seni zindanlıklardan ederim! Dedi.” Şuara/29
“Firavun: Bırakın beni, dedi. Musa'yı öldüreyim; (Kurtarabilirse) Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde fesat çıkaracağından korkuyorum.” Muminun/26  
        Firavun sorduğu şaşırtıcı sorular, alaycı ve tahkir edici tavırlarına, zorba davranış ve ölüm tehditlerine rağmen, söylediklerinde ödün vermeyen Musa@ ve Harun; Firavun’un inkârcı tavırlarında bir değişiklik görmeyince, Asa ve Yed-i Beyza mucizesini denerler. 
“Musa: Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı? Dedi.”
”Firavun: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! Diye karşılık verdi.”
“Bunun üzerine Musa asasını atıverdi; bir de ne görsünler, asa apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!” 
Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!”   Şuara/30–33
        Hz. Musa’nın bu atağı karşısında şaşıran Firavun, çareyi yine inkârda bulur.
“Andolsun biz ona (Firavun'a) bütün (bu) delillerimizi gösterdik; yine de yalanladı ve diretti.” Taha/56 
Firavun, Hz. Musa ve Harun’@u sihirbaz olarak niteleyerek; kendi sihirbazları ile belirlenen günde halkın önünde karşılaşmalarını ister. Belirlenen günde bir araya gelen Firavun, ileri gelenleri, sihirbazlar ve Musa ile Harun, halkın önünde karşılaşırlar.
“Musa onlara: Ne atacaksanız atın! Dedi.”
”Bunun üzerine iplerini ve değneklerini attılar ve: Firavun'un kudreti hakkı için elbette bizler galip geleceğiz, dediler. “
“Sonra Musa asâsını attı; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuveriyor!
”(Bunu görünce) sihirbazlar derhal secdeye kapandılar. “
"Âlemlerin Rabbine, iman ettik" dediler.”
"Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik" Şuara/44–48
        Sihirbazların büyülerini, asa mucizesi ile bertaraf edince iman eden sihirbazlara mukabil Firavun, yine inkâr eder ve sihirbazları tehdit eder.
”Firavun, (kızgınlık içinde) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım! “ Şuara/49
        Firavuna İsrail oğullarını beraberinde yollamasını isteyen Musa ve Harun’un isteklerini reddeden Firavun’a karşı Allah; çeşitli mucizeler verir.
"Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular." Araf/132–133
       Bütün mucizelere rağmen Firavun’un inkârından başka bir tavır hâsıl olmayınca Cenabı Allah, Musa@ ve Harun’@a,İsrail oğullarını geceleyin Mısır’dan çıkış emrini verir.
“Andolsun ki biz Musa'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık da (size) yetişilmesinden korkmaksızın ve (boğulmaktan) endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç, diye vahyetmiştik.”
“Bunun üzerine o, askerleri ile birlikte onların peşine düştü. Deniz onları gömüp boğuverdi.” Taha/77–78
      
        Hz.Musa ve Hz.Harun ile Firavun karşılaşması anlatımlarında; Kur’an ve Tevrat arasındaki farklar ve Tevrat’ın muharrefliği
 
        Kur’an’ı Kerim’de Musa ve Harun peygamberler ile Firavun arasındaki karşılaşmalar kronolojik olarak verilmemiştir. Mesela Taha ve Şuara surelerindeki Firavun’un sihirbazları ile Musa ve Harun’un karşılaşma sahnesi akabinde “Andolsun ki biz Musa'ya: Kullarımla birlikte geceleyin yola çık” “Musa'ya: Kullarımı geceleyin yola çıkar; çünkü takip edileceksiniz, diye vahyettik.” emri ile Firavun ve kavminin mucizelerle denenme bölümü anlatılmadan, Mısır’dan çıkış bölümüne geçildiğini görmekteyiz.
        Isra suresindeki kıssa anlatımında ise;Musa’@ya verilen mucizeleri belirterek,bu mucizeler karşısındaki firavun’un değişmeyen net tavrını,arkasından İsrail oğullarının,Firavun’un elinden nasıl kurtarıldığını beyan etmektedir.
“Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz ayet verdik. Haydi, İsrail oğullarına sor. Musa onlara geldiğinde Firavun ona, "Ey Musa! Dedi, senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum!"
”(Musa Firavun'a:) "Pek âlâ biliyorsun ki, dedi, bunları, birer ibret olmak üzere, ancak, göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de senin hakikaten mahvolduğunu sanıyorum!"
“Derken, Firavun onları ülkeden çıkarmak istedi. Bu yüzden biz onu ve maiyetindekilerin hepsini (denizde) boğduk.“
”Arkasından da İsrail oğullarına: "O topraklarda oturun! Ahiret vadi tahakkuk edince, hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz" dedik.” Isra/101–104
        Kur’an, diğer kıssalarda da olduğu gibi Musa ve Harun kıssanın anlatımında da kronolojiyi dikkate almayarak, kıssanın tümünden veya kronolojisinden bağımsız olarak, vermek istediği mesajla ilgili bölümü anlatarak, Kur’an’ın iniş dönemi ve kıyamete kadarki muhataplarının o bölüme mahsus ibret ve öğütler çıkararak ders almasını sağlamıştır.
        Kur’an’ın Musa@ ve Harun@ ve beyan ettiği diğer kıssalardaki bu üslubu kendisine hastır. Kuvvetle muhtemel, Tevrat ve İncil’den sonra inmesi nedeniyle, o kitaplarda yer alan anlatım şeklinin -tarihi, biyografik, kronolojik, coğrafik ve zamansal açıdan- zaten var olması nedeniyle; kıssaların belli versiyonlarını alarak anlattığı bölümlerden ders çıkarılmasını istemiştir. Tevrat’ın kül’den ders çıkarılması metoduna mukabil; Kur’an zaten diğer semavi kitaplarda yer alarak var olan kül -Kıssaların tarih, biyografik, kronolojik, coğrafik ve zamansal bütünlüğü- anlatımı yerine, cüz’den –Yani fragmanlar, bölümler halinde anlatımından- küle doğru anlaşılmasını hedef almıştır. Çünkü Kur’an, diğer semavi kitapların -Tevrat, İncil- Kur’an ile aynı doğrultuda indiğini, zamanla bu kitapların değişmelere uğradığını belirterek onlardaki Kur’an’i doğruların reddedilmemesini istemiştir.         
" Sana kendinden öncekileri doğrulayan Kitap’ı hak ile indirdi. İnsanlara yol göstermek üzere daha önce de Tevrat’ı ve İncil’i indirmişti. " 3/3–4
" Bu daha öncekilerin kitaplarında da vardır. İsrail oğlu bilginlerinin bunu bilmesi onlar için bir belge değil miydi? " 26/196–197
          Kur’an’da kıssalar, bölümler halinde anlatılmasına rağmen, kıssaların bütünü hakkında; Kur’an’ın indiği dönem ilk muhatapları, Kur’an’ın inişinden evvel zaten var olan kutsal kitaplar ve müntesiplerinden neşet eden tevatürler vasıtasıyla; bugün bizler ise gerek kutsal kitaplar gerekse diğer tarihi, coğrafi, arkeoloji ilimleri sayesinde kıssalar hakkında bilgiler edinebilmekteyiz. Dolayısı ile Kur’an’ın kıssalarının anlatım şeklinde ve kapsamında; oryantalistlerin, müsteşriklerin ve misyonerlerin iddia ettiği gibi herhangi bir eksiklik veya yetersizlik söz konusu değildir. Diğer semavi kitaplar ile arasında metot farkı vardır.
          Kur’an Firavun ile Musa@ arasındaki karşılaşmalarda diyalog ve aktiviteleri Musa üzerinden vermektedir.
“Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım. “”
“Hayır, siz atın, dedi. Bir de baktı ki, büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor.”
“Musa, birden içinde bir korku duydu.”
"Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin."
"Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz." Taha/66–69
          Tevrat’ın Çıkış bölümünde ise; sihirbazların hilelerine karşı değneğini atanın Musa değil, Harun olduğunu belirtmektedir.
Böylece Musa'yla Harun Firavun'un yanına gittiler ve RAB'bin buyurduğu gibi yaptılar”” Harun değneğini Firavun'la görevlilerinin önüne attı. Değnek yılan oluverdi.” Çıkış7/10 
”Her biri değneğini attı, değnekler yılan oldu. Ancak Harun'un değneği onların değneklerini yuttu.” Çıkış7/12
Oysa yine Tevrat’ta Çıkış bölümü 4. Bab’ta Allah’ın kendisinden yere atmasını istediği değneğin sahibi Musa olarak anlatılmaktadır.
“RAB, "Elinde ne var?" diye sordu. Musa, "Değnek" diye yanıtladı.”
“RAB, "Onu yere at" dedi. Musa değneğini yere atınca, değnek yılan oldu. Musa yılandan kaçtı.”
“RAB, "Elini uzat, kuyruğundan tut" dedi. Musa elini uzatıp kuyruğunu tutunca yılan yine değnek oldu.” Çıkış 4/2–4
         Yine Tevrat’ta, Musa ve Harun kıssasının anlatımında yer alan şu ifadeler, akidevi yönden şirki çağrıştırmakta ve bu hususta tahrifatın boyutlarının vardığı aşamalar hakkında bize fikir vermektedir.
“RAB, "Bak, seni Firavun'a karşı Tanrı gibi yaptım" dedi,”
"Ağabeyin Harun senin peygamberin olacak.” Çıkış7/1
Bu örnekten anlaşılacağı gibi; Kur’an ile Tevrat arasındaki farklılıklar, Tevrat metinlerinde yapılan tahrifatı aşikâre göstermektedir.
 
           Mısırdan çıkış ve İsrail oğullarının buzağıya tapınmaya başlaması
 
           Hz.Musa ve Harun@ kıssasının, İsrail oğullarının Hz.Musa önderliğinde Mısırdan çıkışlarından sonraki bölümünde; Allah’ın İsrail oğullarını Firavun zulmünden kurtarmasından sonraki verdiği nimetler içersinde kırk yıl süren çöldeki zorlu göçebe yaşamı ve bu yaşam esnasındaki çetin sınavları anlatılmaktadır.
           Bu göçebe yaşam esnasında Sina çölünde, Tur dağının bulunduğu mevkie geldiklerinde Allah, Musa’@yı, Tur dağında kırk gün sürecek bir buluşmaya çağırır.
“Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik.”    Bakara/51 Bir başka ayette ise;“Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu.” Araf/142 diyerek otuz güne, on gün ilave edilen toplam kırk günlük bir süre tanımlanmaktadır.
         Musa Tur dağındaki Allah ile buluşmasına giderken, İsrail oğullarının yönetimini ve irşad vazifesini Harun’@a teslim eder.
 “Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: Kavmimin içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna uyma.” Araf/142
         İşte bu devirden sonra Harun peygamberin zorlu ve sıkıntılı tek başına resullük dönemi başlar. Harun’@un yalnız başına resullük yaptığı kırk günlük dönemde İsrail oğulları; içlerinden biri olan Samiri’nin önderliğinde, Allah’a şirk koşarak “altın buzağı heykeli” putuna tapmaya başlarlar.
“Allah buyurdu: Senden sonra biz, kavmini (Harun ile kalan İsrail oğullarını) imtihan ettik ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.” Taha/85
“Musa'nın arkasından kavmi, ziynet takımlarından, böğürebilen bir buzağı heykelini (tanrı) edindiler.” Araf/148
 
         İsrail oğullarının puta tapmaya başlamalarının sebebi
 
         İsrail oğullarının Musa’@nın ayrılışından uzun bir süre geçmeden buzağıya tapmalarının sebebi hakkında Kur’an’da mufassal bir açıklama yapılmazken; Tevrat nüshalarında bunun sebebine dair bazı bilgilere rastlamaktayız. Tevrat’ta İsrail oğullarının buzağıyı tanrı edinmelerine neden olan sebepler arasında Musa’nın Tur dağından inişindeki gecikme öne sürülmektedir.
Halk Musa'nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harun'un çevresine toplandı. Ona, "Kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap" dediler, "Bizi Mısır'dan çıkaran adama, Musa'ya ne oldu bilmiyoruz!" Çıkış32/1
         Musa’@nın gecikmesi belki de onun hiç dönmeyeceği, Yehova (Tanrı) tarafından cezalandırılarak yok edildiği biçiminde algılandığı anlaşılmaktadır. Nitekim İsrail oğullarındaki bu endişenin kaynağının doğruluğu hakkında Kur’an’da şöyle bir ayet yer almaktadır.
Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettiği vakit kırk geceyi buldu.” Araf/142
Otuz gece sözleşilmesine rağmen bu süre kırk geceye uzayınca, İsrail oğulları içersinde Musa peygamber hakkında endişeler ve şayialar oluşmaya başlamış oldu.
         Hz.Musa’nın Tur dağından dönüşünün gecikmesini fırsat bilen Sâmirî; İsrail oğullarından topladığı ziynet eşyaları ile Altın bir buzağı heykeli yapar. Aynı zamanda böğürebilen bu heykel’e; Sâmirî “…Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira o elçinin izinden bir avuç alıp onu attım.” Diyerek; aslında buzağı putunun, Musa’nın putu olduğu ve giderken unuttuğu şeklindeki illüzyonlarla “Bunun üzerine: İşte, dediler, bu, sizin de, Musa'nın da tanrısıdır. Fakat onu unuttu.” Taha/88; Tanrı Yehova’nın aracısı olarak göstermeyi başarır. .
        ”İsrail oğulları'nı denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları gibi, sen de bize bir ilah yap."Araf Suresi, 138 ayetinde belirtildiği gibi daha önceleri zaten oluşmuş olan puta tapınma isteği; Sâmirî’nin yaptığı altın buzağı heykeli ile gerçeğe dönüşür. Musa@ Tur dağından dönmeden, başlarında Harun peygamber olduğu halde onun nasihat ve uyarılarına sırt çevirirler ve İsrail oğulları buzağı putuna tapmaya başlarlar.
 
         Musa peygamberin Allah ile buluşma dönüşü Harun’@a çıkışması
 
         Harun peygamber kavminin düştüğü şirk batağı karşısında ne yapacağını bilemez bir halde uğraşırken; Allah ile buluşmada olan Musa’ya Allah tarafından İsrail oğullarının işlediği çirkin şirk fiili bildirilir.
“Senden sonra biz, kavmini (Harun ile kalan İsrail oğullarını) imtihan ettik ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.”   Taha/85
        Bu ayeti anlamaya çalışırken görmemiz gereken önemli bir nokta vardır. Allah kendisi ile buluşmaya gelen, Hz. Musa’ya ilk olarak, buluşmak için neden acele ettiğini sormaktadır?
“Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevk eden nedir, ey Musa!”
“Musa: İşte, dedi, onlar da benim peşimdeler. Ben, memnun olasın diye sana acele ile geldim Rabbim.” Taha/83–84
        Allah’ın, Musa peygamberle karşılaşmasındaki“Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevk eden nedir?” sorusunun nedeni aynı zamanda İsrail oğullarının buzağıya tapınmalarının sebebi olduğu anlaşılmaktadır. Musa@ Allah ile buluşmasına, Allah ile buluşmaya duyduğu sonsuz istek sonucu aceleci ve meraklı mizacının da gereği olarak vaktinden önce gelmiştir. Ancak acele ettiği bir başka mesele daha vardır. İsrail oğullarının imanının kâmil hale gelmesini beklememiştir.  
         Musa’nın ayrıldığı süre içersinde İsrail oğullarını deneyen Allah; onların bu denenmeden başarısız çıktığını dolayısı ile Musa’nın “…onlar da benim peşimdeler.” diyerek, resullük vazifesini tam yaptığını düşünen ve kavminin tevhid çizgisinden sapmayacağına emin olan kararındaki düştüğü yanılgıyı anlatmak için “Seni acele ile kavminden ayrılmaya sevk eden nedir, ey Musa!” diyerek kavminin saptığını ona haber vermiştir.
         İnsanlar ve toplumlar her an denenecekleri ve bu sınanmaların neticesinin ancak Allah tarafından önceden bilinebileceği, peygamber de olsa kullarından hiç kimsenin bu konularda bilgi ve müdahalesinin olamayacağı gerçeğinin öğüt ve ibret sahnesinin anlatımı, kıssanın bu bölümünde bu kısacık diyalog içersinde bu şekilde sunulmuştur. 
         Yunus peygamber kıssasındaki, Yunus’@un düştüğü hataya, Musa@ da düşmüştür. Yunus, kavminin bundan sonra iman etmeyeceğine, Allah’tan bir işaret ve emir olmadan karar vererek toplumundan kendi düşüncesi ile ayrılma hatasına düştüğü gibi; Musa@ da resulü olduğu İsrail oğullarının tevhid’denayrılmayacağı düşüncesi ile kendi içtihadı ile erkenden, Allah ile buluşmasına giderek; Allah’a ait olan karar ve bilgiyi takdir edememe hatasına düşmüştür.
          Musa’nın, Allah ile buluşması dönüşü Harun@,İsrail oğulları ve Sâmirî’ye olan şiddetli kızgınlığı bu hatasının Allah tarafından kendisine açıklanmasının verdiği eziklik duygusundan olsa gerektir.
          Musa@ bu psikoloji ile kavminin düştüğü şirk bataklığının sorumluluğunu Harun’@a yüklemeye çalışarak, onun resullük vazifesini yapamadığı kanaati ile sert ve hiddetli tavırlarla Harun’a çıkışır.
 “Ey Harun! Bunların dalâlete düştüklerini gördüğün vakit seni engelleyen ne oldu?”
“(Neden) benim yolumu takip etmedin? Emrime asi mi oldun?”
”(Harun:) Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: "İsrail oğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!" demenden korktum.” 
 Taha/92–94
           Harun’@un İsrail oğullarının şirke bulaşmasına karşı yetersiz kalmasının verdiği buruklukla Musa’@ya cevap verir.
“(Harun)Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!" dedi.” Araf/150
“(Harun:) Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: "İsrail oğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!" demenden korktum.”  
Taha/94
           Harun’un verdiği cevaplarla düştüğü şokun etkisinden sıyrılan Hz.Musa sakinleşir ve olgun bir tavırla değerlendirmesini yaparak hatanın kendinden kaynaklandığını; çünkü kavminin Allah’a kulluktan sapmayacağı zannıyla Allah ile buluşmasına erken gittiğini bundan dolayı Allah tarafından kendisinin ve kavminin denediğini fevk eder. Harun’un çaba harcadığı halde kavmini yanlıştan döndüremediğini anlayarak; her hatalı kulun yapması gerektiği gibi Allah’a tövbe etmeye yönelir.
 “(Musa da) Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin! dedi. Araf/151
          İşte size bir ders daha; Musa’nın örnekliğinde tüm insanlar ve Müslümanlar için cari bir kulluk, bir ibadet; hatayı görmek ve hatlardan dönmek için Allah’a yönelerek tövbe etmek.
 
           Sâmirî ve Altın buzağı heykeli’nin akıbeti
 
           “Musa: Defol! dedi, artık hayatın boyunca sen: "Bana dokunmayın!" diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir ceza günü var. Tapmakta olduğun tanrına da bak! Yemin ederim, biz onu yakacağız; sonra da onu parça parça edip denize savuracağız!” Taha/97
           Hz.Musa’nın Tur dönüşü hâkimiyeti eline alması ile beraber Sâmirî’nin icat ettiği buzağı put’unun; İsrail oğullarının görmediği fakat Sâmirî’nin gördüğü gerçek ortaya çıkar. Sâmirî’nin “elçinin izinden bir avuç aldım ve attım” dediği şey, buzağı putunun, Musa’nın putu olduğu dolayısı ile Put’un Allah’la ilişkisi olma illüzyonuydu. Musa’nın dönüşü ve Sâmirî’nin yaptıklarını reddetmesi hem onun hem de buzağı putunun İsrail oğulları içindeki işlevini kaybettirir.
          Ancak mesele bununla kalmaz. Sâmirî yaptığı kötülüğe karşılık öldürülmez, daha ibretli bir cezaya mahkûm edilir. “Hayatın boyunca sen:"Bana dokunmayın!" diyeceksin.” Muhtemelen Cüzam veya mümasili bir karantina hastalığına duçar olan Sâmirî; böylece hem İsrail oğullarından fiilen tecrit edilir hem de yaşamı boyunca; Allah’a şirk koşmak ve toplumu şirke sevk etmenin cezasını acı içersinde yaşayarak ve diğer insanlara da şirk önderi olmanın cezasına örneklik teşkil edecektir.
          Musa peygamberin, şirk vasıtası ”Altın buzağı heykeli” putuna ibretlik cezası Hz. İbrahim’in kendi kavminin putlarına yaptığından daha şeditti. Hz. İbrahim kavminin putlarını kırarak Kavmini düşündürmek istemiş ve kavmini böylece “Tevhide” ulaştırmaya çalışmıştı. Musa peygamber ise kavminin buzağı putunu “..biz onu yakacağız; sonra da onu parça parça edip denize savuracağız!”Taha/97 diyerek putu yakarak eritir ve dağılan buzağı heykeli artığını da denize savurur. Tıpkı müşrik Firavun ve ordusunun denizde helak edildiği gibi..
          Firavun, kendisinin Tanrı olduğunu iddia ederek, buzağı putu da Tanrılığa nesne olmaktan, denizde helak akıbetine uğramış oluyorlardı. İsrail oğullarına, onlardan sonra gelenlere ve kıyamete kadar Kur’an’a muhatap herkese ibretlik bir kötü son… Tanrılık iddia edenler hiç olur. Allah ise baki kalır.
 
           Harun’@un ölümü
 
           Kur’an’ı Kerim’in, ölümü hakkında bilgi vermediği Harun@,Tevrat’a göre; İsrail oğullarının Mısırdan çıkışlarından sonra, Sina çölünde geçen uzun yıllarının sonunda “Mısır'dan çıkışlarının kırkıncı yılı” Hor dağında vefat etmiş ve orada gömülmüştür.
“Kâhin Harun RAB'bin buyruğu uyarınca Hor Dağı'na çıktı. İsrail oğullarının Mısır'dan çıkışlarının kırkıncı yılı, beşinci ayın birinci günü orada öldü.”   Sayılar 33/38
 “İsrail oğulları Beerot Bene-yoakan’dan, Mesera’ya göç ettiler. Harun orada öldü ve gömüldü. “Tesniye10/6
          Tevrat’tan alıntıladığımız Hz. Harun’un ölümü ile ilgili iki ifade de bile çelişkiler vardır. Çıkış kitabındaki ifadede Hz.Harun'un “Hor Dağı”nda öldüğü belirtilirken, Tensiye kitabındaki ifade ise “Mosera”da öldüğü açıklanmaktadır.   
           İşte tahrifatın örnekleri.. Kur’an’ın hakkında bilgi vermediği Harun’un ölüm olayı ile ilgili bilgileri aktardığımız Tevrat’taki bilgilerin ne kadar sağlıklı olduğu şüphelidir. Ancak Tevrat’ta yer alan bu bilgilerden, Kur’an’î perspektifle bakılarak eleştirel, seçici yaklaşımla yapılacak alıntı ve açıklamalar Kur’an’ın kıssalarla ilgili anlatımlarından bir şey eksiltmeyeceği aksine faydalı olacağı aşikârdır.
“Hor Dağı'nda öldüğünde Harun 123 yaşındaydı.” Sayılar 33/39
“Musa Harun'un kâhinlik giysilerini üzerinden çıkarıp oğlu Elazar'a giydirdi. Harun orada, dağın tepesinde öldü. Sonra Musa'yla Eleazar dağdan indiler.” Çıkış20/28
          Harun’un ölümünden sonra; Kâhinlik adı altındaki ruhbanlık müessesinin devamı için, Harun’@un hayatta kalan oğullarından en büyüğü Eleazar, amcası Musa@ tarafından, ölen babasının üstünden çıkarılan, babasının kutsal buluşma çadırındaki ayinlerde giydiği kutsal Kâhin elbisesi giydirilir ve resmen Harun’dan sonraki Kâhin’lik müessesesinin başına getirilmiş olur.
“Harun orada öldü ve gömüldü. Yerine oğlu Eleazar kâhin oldu.
“Harun'un öldüğünü öğrenince bütün İsrail halkı onun için otuz gün yas tuttu.” Çıkış20/29
 
            Sonuç
 
            Kur’an’da kıssaları anlatılan resuller içersinde, gönderilen peygambere yardımcı, destekçi olarak tayin edilen istisnai tek resul Harun’@dur. Kur’an; Hz. Musa’nın, Allah’tan ısrarla talep etmesi nedeniyle, Hz. Musa’ya yardımcı ve onu her konuda destekleyen bir resul olarak Hz.Harun’a görev verildiğini beyan eder.
            İsrail oğulları olarak ünlenen, Kenan ili kökenli Yusuf, Yakup ve onların üst atası İbrahim peygamber soyundan olan ve İbrani’ce Aaron olarak isimlendirilen Hz.Harun hakkında; Kur’an’da muhtelif ayetler içersinde onun Hz.Musa’nın kardeşi olduğu beyan edilmekle birlikte, Tevrat nüshalarındaki gibi uzun boylu olarak, nesebi ile ilgili bilgi verilmez. Esasen Hz.Musa’nın bilinen bir peygamber olması ve Harun’@un da onun kardeşi olması; Hz.Harun hakkında uzun uzadıya nesep bilgisinin gerektirmediği de aşikârdır. 
         Kur’an’da, Hz. Musa ile Hz. Harun’dan hangisinin yaşça büyük olduğuna dair bir açıklık yoktur. Kur’an ikisi arasındaki yaş farkına değil, nesep birliğine atıfta bulunmuştur.
         Kur’an’ın, Harun kıssası ve Musa kıssası anlatımlarında yer vermediği kâhinlik müessesi üzerinde, Tevrat’ta en ince detaylara kadar varan anlatımlar bulunmaktadır. Yahudiliğin, peygamberlikten sonraki en önemli hatta tek, olmazsa olmaz müessesi kâhin’liktir. Kâhinlik olmadan Tevrat hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.  
        Üç kutsal nesnenin birleştiği “Buluşma çadırı” ve içindeki Kutsal levhalar ve Ahit Sandığı kutsallarının korunması ve burada yapılan ve yapılacak ayinlerin idaresi ile ilgili olarak; Yehova tarafından onun emri ile Kâhin ve daha sonrasında müessese olarak oluşarak günümüze kadar binlerce yıldır devam ede gelen kâhinlik kurumu oluşturulmuştur. Bu müessesenin başına Tevrat emri ile ilk olarak Harun ve ondan sonra oğulları ve onlardan sonra Harun sülbünden olanlar geçerek binlerce yıldır uygulanan Ruhbanlık Kurumu oluşmuştur.
           Hz. Harun’un resullüğünün en zor evresi; Hz.Musa’nın Tur dağına Allah ile buluşmaya gittiği sıradaki tek başına resullük dönemidir. Kavminde tek resul kalan Hz.Harun’un, kavmine yönelik, tevhide yönelik uyarı ve ikazlarına rağmen İsrail oğulları, buzağıyı put edinmişlerdir.
         Allah’ın emirlerini yerine getirmede isteksiz davranan İsrail oğullarının imanlarındaki eksikliğin yerinin, buzağı sevgisi ile doldurulduğunu beyan eden “Hatırlayın ki, Tur dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik. Onlar: İşittik ve isyan ettik, dediler. İnkârları sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi dolduruldu. De ki: Eğer inanıyorsanız, imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” Bakara/93 ayetİ; aynı zamanda tüm muhataplara Allah’ın emirleri hakkında kendilerinin yapacakları isteksizliğin, başka put sevgileri ile yer değişerek imanın, şirk ile yer değiştirebileceği mesajının beyinlere nakşedilmesidir.
         Harun kıssasının, Musa ve Allah buluşması bölümündeki Allah’ın Musa peygambere erken gelmesinin sebebini sorması ile başlayan diyalog; tek tek insanların ve toplu olarak kavimlerin her an denenecekleri ve bu sınanmaların neticesinin ancak Allah tarafından önceden bilinebileceği, peygamber de olsa kullarından hiç kimsenin bu konularda bilgi ve müdahalesinin olamayacağı gerçeğinin öğüt ve ibret anlatımıdır. Allah, Musa peygamber ile buluşmasındaki kısacık diyalog bölümü içersindeki ilahi mesajı, kıyamete kadar tüm muhataplara bu veciz şekilde sunmuştur. Yunus peygamber kıssasındaki, Yunus’@un düştüğü hataya, Musa@ da düşmüştür. Yunus, kavminin bundan sonra iman etmeyeceğine, Allah’tan bir işaret ve emir olmadan karar vererek toplumundan kendi düşüncesi ile ayrılma hatasına düştüğü gibi; Musa@ da resulü olduğu İsrail oğullarının tevhid’denayrılmayacağı düşüncesi ile kavmini Harun’a bırakarak erkenden, Allah ile buluşmasına gitmiş; kavminin tevhid’den sapması ile kavminin imanı hakkında Allah’a ait olan karar ve bilgiyi takdir edememe hatasına düşmüştür.
        Musa ve Harun kıssasındaki, Musa ve Sâmirî’ arasında geçen kısa diyalog sahnesi bize; geçmişte ve kıyamete kadar, şirkî inançların oluşumu ve bu inançların insanları iğva edişindeki sırları açıklamış, buna göre ders ve ibret alınmasını istemiştir.
        Sâmirî’nin “elçinin izinden bir avuç aldım ve attım” ifadesindeki saklı vurgu, yapılan buzağı putunun yapımında elçinin izinden atılan “ “Musa’nın tanrısı” olduğu görüntüsü verilmesi yani illüzyon yapılma vurgusudur. Eğer Sâmirî yaptığı işe “elçinin izinden” intibaını verecek şekilde illüzyonlar yapmasa, yapılan put alaka çekmeyecekti. Yeryüzü üzerinde şirkte olan insanların geçmişte de gerçekleştirdiği ve kıyamete kadarki süreçte de yapacakları tüm putlarda “elçinin izinden” yani hak dinden de bir şeyler katacaklardır. Yaptıkları şirk unsuru putlarını bu şekilde Allah ile ilişkilendirilerek, İnsanların şirke rağbet etmesinin önü açacaklardır.
         “Musa: Ya senin zorun nedir, ey Sâmirî? Dedi.””O da: Ben, onların görmediklerini gördüm. Zira o elçinin izinden bir avuç (toprak) alıp onu (erimiş mücevheratın içine) attım. Bunu böyle nefsim bana hoş gösterdi, dedi.”   Taha/95 Kıssanın bu bölümü ile Sâmirî’nin ağzından; kıyamete kadar ki süreçte şirk oluşumu ve şirkin insanlığa takdiminin; Şeytanın nefislerine egemen olduğu Sâmirî, tiplerinin elinden nasıl gerçekleştiği/gerçekleşeceği mesajı verilmekte ve bu mesajdan muhatapların öğüt ve ibret alması istenmektedir.
          Musa peygamberin, şirk vasıtası ”Altın buzağı heykeli” putuna verdiği ibretlik ceza ile toplumuna verdiği mesaj;   Hz.İbrahim’in kavminin putlarını kırarak kavmine verdiği mesajlarda benzerlik dikkat çekicidir. Allah bakidir, Putlar ve puta taraftar olanlar yok olmaya; kırılmaya, yakılıp denize savrulmaya mahkûmdurlar.
          Kendisinin Tanrı olduğunu iddia eden Firavun ve ordusunun denizde helâk edildiği gibi.. Sâmirî’nin Tanrı olduğunu iddia ettiği buzağı putunun akıbeti de denizde sonlanmıştır. Bu iki akıbet ve Sâmirî’nin akıbeti; İsrail oğullarına, onlardan sonra gelenlere ve kıyamete kadar Kur’an’a muhatap herkese; kendilerini Tanrı ve icat ettikleri putları Tanrıya ulaşma vasıtası ilan edenlerin uğrayacağı ibretlik sonun mesajlarıdır.
        Kur’an, diğer kıssalarda da olduğu gibi Musa ve Harun kıssanın anlatımında da kronolojiyi dikkate almayarak, kıssanın tümünden veya kronolojisinden bağımsız olarak, vermek istediği mesajla ilgili bölümü anlatmaktadır. Böylece Kur’an’ın iniş dönemi ve kıyamete kadarki muhataplarının kıssanın anlatılan bölümüne mahsus mesajlardan ibret ve öğütler almasını istemiştir.
        Kur’an’ın Musa@ ve Harun@ ve beyan ettiği diğer kıssalardaki bu üslubu kendisine hastır. Kuvvetle muhtemel, Tevrat ve İncil’den sonra inmesi nedeniyle, o semavi kitaplarda yer alan anlatım şeklinin -tarihi, biyografik, kronolojik, coğrafik ve zamansal açıdan- zaten var olması nedeniyle; Kur’an’ı Kerim’de bölümlerini alarak bu versiyonlardan ders çıkarılmasını istemiştir. Tevrat’ın Kıssaları kül-bütün- olarak verip; kül’den dersler çıkarılması metoduna mukabil; Kur’an, zaten diğer semavi kitaplarda yer alarak var olan kül -Kıssaların tarih, biyografik, kronolojik, coğrafik ve zamansal bütünlüğü- anlatımı yerine, cüz’lerden –Yani fragmanlar, bölümler halinde anlatımından- çıkarılacak derslerle beraber, diğer semavi kitaplarda yer alan bütününü de kapsayacak biçimde doğru anlaşılmasını hedef almıştır. Çünkü Kur’an, diğer semavi kitapların -Tevrat, İncil- Kur’an ile aynı doğrultuda indiğini, zamanla bu kitapların değişmelere uğradığını belirterek onlardaki Kur’an’i doğruların reddedilmemesini istemiştir.




Cengiz DUMAN
Araştırmacı-Yazar
www.kurankissalari.tr.gg
 
zülkarneyn kitap resmi ile ilgili görsel sonucu



Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=