HZ. MUSA

Musa peygamberin Medyene hicreti

  

           Hz. Musa'nın @ soyu
           
             Musa Arapça bir kelimedir. İbranice karşılığı Moşe'dir. Tevrat'ta Hz, Musa'yı@ Nil sularında bir sandık içerisinde bulan Firavun'un kızının, onu Nil sularından çıkardığı sırada bu olaya istinaden verdiği belirtilir. 
"Firavun'un kızı çocuğu evlat edindi. "Onu sudan çıkardım" diyerek adını MUSA koydu." (Tevrat; Çıkış, 2/10)
             Musa@ aynı zamanda bir biyografi kitabı olan Tevrat metinlerinde verilen silsileye göre Yakup peygamberin oğullarından LEVİ soyundandır.
Tevrat'ın ana bölümlerinden birine de Levililer adı verilmiştir.
"Mısıra ilk gelen İsrail oğullarının adları şunlardır ..."Ve Levi'nin oğulları; Gerşon, Kohat ve Merari .."  (Tevrat; Çıkış, 47 / 8,11)
           Yusuf'un@ Mısır'da yönetici olması ile beraber; babası ve kardeşlerini Mısır'a davet etmiş ve böylece Yakup @ ve oğulları Mısır ile "Kenan" arasında bulunan Gerşon adlı bölgede iskân olmuşlardı.
"Kayıtlarına göre Levioğulları'nın adları şunlardır: Gerşon, Kehat, Merari. Levi yüz otuz yedi yıl yaşadı."
"Gerşon'un oğulları boylarına göre şunlardır: Livni, Şimi."
" Kehat'ın oğulları: Amram, Yishar, Hevron, Uzziel. Kehat yüz otuz üç yıl yaşadı."
"Merari'nin oğulları: Mahli, Muşi. Kayıtlarına göre Levi boyları bunlardır."
"Amram halası Yokebed'le evlendi. Yokebed ona Harun'la Musa'yı doğurdu. Amram yüz otuz yedi yıl yaşadı. (Tevrat; Çıkış, 6/16–20)
 
             Hz. Musa'nın doğumu ve büyümesi
 
             Hz. Musa, Firavun'un ülkesi Mısırda doğan bir İbrani'dir. İbraniler Mısıra Hz. Yusuf'un Mısır yöneticisi olması ile başlayan süreçte Kenan bölgesinden gelerek yerleşmişlerdi.
"Yusuf babasıyla kardeşlerini Mısır'a yerleştirdi; Firavun'un buyruğu uyarınca onlara ülkenin en iyi yerinde, Ramses bölgesinde mülk verdi."   (Tevrat; Tekvin,47/11)
Bunun arkasından gelen dönemlerde köle durumuna düşmüş insanlardı. Nüfuslarının sürekli artması Hz. Musa'nın dünyaya gelmeden önceki Mısır kralı Firavun'u endişelendirmişti.
"Ve Mısır üzerine Yusuf'u bilmeyen bir kral çıktı. Ve kavmine dedi: İşte İsrail oğulları'nın kavmi bizden çok kuvvetlidir"
"Gelin, onlara karşı akıllıca davranalım, yoksa çoğalacaklar ve olur ki, cenk vuku bulunca, onlarda düşmanlarımızla birleşirler, ve bize karşı cenk edip memleketten çıkarlar." (Tevrat; Çıkış, 1/8–10)
Bunun üzerine İbranilerin çoğalmasını ve güçlenmesini engellemek için, İbranilerden doğan erkek çocukların öldürülmesi emrini verir.
"Ve Firavun bütün kavmine emredip dedi: Her doğan erkek çocuğu ırmağa atacaksınız ve her kızı sağ bırakacaksınız." (Tevrat; Çıkış, 1/22)  
Tam bu esnada Hz. Musa'nın annesi, hamile olduğu çocuğunu doğurur.
"Levili bir adam kendi oymağından bir kızla evlendi." "Kadın gebe kaldı ve bir oğlan doğurdu." (Tevrat; Çıkış, /1–2)      
             Firavun'un bu katliamından yeni doğan bebeğini kurtarmak isteyen Hz. Musa'nın annesi onu doğumundan sonra bir müddet gizlemeye çalışmıştı.
"Musa'nın anasına: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde onu denize (Nil nehrine) bırakıver"    (28/Kasas/7)
Tevrat metninde ise Musa'nın @ annesinin onu üç ay sakladığı yer almaktadır. "onu üç ay gizledi." (Tevrat; Çıkış, /2) Bunu uzun süre başaramayacağını anlayınca bebeği bir sandığa koyarak Nil nehrine bırakır.
"Bir zaman, vahyedilecek şeyi annene (şöyle) vahyetmiştik:"
"Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın." (20/Ta-Ha; 38–39)
Müfessirler; Hz. Musa'nın @ annesine vahyedilme olayının, bir peygambere vahyedilmesi ile aynı nitelikte olmadığı görüşündedirler. Allah; doğurduğu çocuğu denize bırakıverecek bir anne için onu manevi olarak "İlham" olarak destekler. Eğer bu destek olmasa idi Musa'nın sandık içersinde Nil sularına bırakılması mümkün olmayabilirdi. Eğer Allah'ın bu desteği olmadan; Hz. Musa'nın annesi onu sulara bırakmış olsa idi, belki de onun ne "gaddar" bir anne olduğu yorumlarına sebep olabilecekti. Allah'ın, Musa'ya çizdiği bu yol haritasındaki temel taşlardan biri olan denize bırakılma hadisesi Allah'ın gösterdiği istikamette gelişmemiş olsa idi; bebeği fark eden Firavun taraftarlarınca, bulunarak katledilmesine sebep olabilecekti. Ancak görülüyor ki hayat çizgisi kaderi Allah'ın istediği istikamette devam etmekte son kararı, , Allah tayin etmektedir. Musa'nın @ kader çizgisi de Allah’ın, Musa'nın annesine "Vahy”etmesiyle, Allah’ın istediği yönde gelişmiştir.
Nil nehrine bırakılan sandık, Firavun sarayına doğru gider ve Firavun'un ehli tarafından, gerçek ailesi bilinmeden: ancak gerçek ailesinin yardımı ile büyütülür.
"Nihayet Firavun ailesi onu yitik çocuk olarak (nehirden) aldı."
"Firavun'un karısı (sepetin içinden erkek çocuk çıkınca kocasına:) Benim ve senin için göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlât ediniriz, dedi." (28/Kasas/8–9)
"Biz daha önceden (annesine geri verilinceye kadar) onun süt analarını kabulüne (emmesine) müsaade etmedik. Bunun üzerine ablası: Size, onun bakımını namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi? dedi."
"Böylelikle biz onu, anasına, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vadinin gerçek olduğunu bilsin diye geri verdik." (28/Kasas/12–13)
Tevrat metninde ise Hz. Musa'nın, Firavunun kızı tarafından bulunarak evlat edinildiği ve adının konduğu belirtilir.
"Firavun'un kızı çocuğu evlat edindi. "Onu sudan çıkardım" diyerek adını Musa koydu." (Tevrat; Çıkış,2/10)
Bu aşamada birkaç tespit yapmakta fayda görmekteyiz. Hz. Musa'nın doğduğu yıllarda Mısır'da yaşayan İsrail oğulları’na büyük baskılar olduğunu bilmekteyiz. Bunun en bariz örneği İbranilerin yeni doğan erkek çocuklarının hemen öldürülmesi şeklindeki zulümdü. Ancak bu karar; Allah tarafından Hz. Musa'nın, Firavun eliyle kurtarılarak, İsrail oğulları lehine, hayır; Firavun aleyhine, şer olarak tecelli edecektir.
Hz. Musa'nın Nil nehrinde bulunduğunda onu evlat edinmeye karar veren Firavun ailesi; Tevrat'a göre onun İbrani çocuğu olduğunu biliyordu.
"Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak, "Bu bir İbrani çocuğu" dedi." (Tevrat; Çıkış,2/6)
Buna rağmen o çocuğu evlat edindiler. Çünkü onun Firavun sarayında verilecek terbiye ve eğitimden sonra, İbranilikten bir eser olamayacağı kanaatinde idiler. Oysa yanılıyorlardı.
"Firavun'un karısı: "Benim ve senin için göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlât ediniriz, dedi." Halbuki onlar (işin sonunu) sezemiyorlardı."
(28/Kasas/9)
Musa'nın Kıpti'yi öldürmesi
Firavun sarayında büyüyüp gençlik çağına gelen Musa, İbrani biri ile Mısır'lı birinin kavgasına müdahale ederken, Mısır’lı Kıpti’nin ölümüne sebebiyet verir.
"Musa, ahalisinin habersiz olduğu bir sırada şehre girdi. Orada, biri kendi tarafından, diğeri düşman tarafından olan iki adamı birbiriyle dövüşür buldu. Kendi tarafından olanı, düşmana karşı ondan yardım diledi. Musa da ötekine bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu.  (28/Kasas/15)
Tevrat metninde Musa'nın bir İbrani olduğunu ve bir İbrani'yi savunurken, Mısır'lı birini öldürdüğünü öğrenen Firavunun öfkelenerek, Hz. Musa'nın öldürülmesi emrini verdiği anlatılmaktadır. Firavun'un öfkesi kendi gözetimi ve denetimi altında yetişmesine rağmen, Musa'nın İbranilerin tarafını tutmuş olması ve bir Mısır'lıyı öldürmüş olmasındandır. Firavun bunu gururuna yedirememiştir. Bundan dolayı yargısız, sorgusuz, sualsiz ölüm emri çıkarmıştır.
"Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müzakere ediyorlar. Derhal (buradan) çık! İnan ki ben senin iyiliğini isteyenlerdenim, dedi." (28/Kasas/20)
          Hz. Musa'nın bir Mısır'lıyı hataen öldürmesinde ve sonrasında geçen olaylar üzerinde durmamız gerekmektedir. Musa@ kendi ehlinden bir İbrani'ye yardım ederken onun haklı olup olmadığına bakmamış; asabiyetle yani tamamen tarafgir olarak Mısırlıya yumruk atmıştı. Musa'nın@ bu hareketi, öldürmeye yönelik olmamasına rağmen, neticesi; yumruk attığı Mısır'lının ölümü olmuştu. İşte bu noktada Allah'ın yol haritasındaki bir kilometre taşına daha bu şekilde müdahale ettiğini; bu öldürme hadisesi yüzünden Musa'nın hem Firavun'dan hem Mısırdan uzaklaştırılarak, Medyen'e yönlendirildiğini anlamaktayız.
Musa'nın @ ölüm hadisesinin gerçekleşmesi ile birlikte, hemen o noktada hatasını anladığını görmekteyiz.
"..Bu şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşman, dedi."
"Musa: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim…"    (28/Kasas/15–16)
Yani durup meseleyi anlayıp kavramadan tamamen asabiyetle davranıp, iki kişi arasını ıslah etmesi gerekirken, Şeytan'ın iğvasıyla yanlış bir harekette bulunmuştur.
            Haklı haksız ayrımı yapmada kendi ehlini kayırmak için, bir İbrani'yi savunma hareketinin yanlış olduğunu; Şeytan'ın bu hususta kendisini kandırdığını, Allah’a itiraf eden Musa@, Allah'tan af diler.
"Musa: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim (başıma iş açtım). Beni bağışla dedi, Allah da onu bağışladı." (28/Kasas/16)
Bütün bu anlatımlardan Hz. Musa'nın, Yusuf peygamberin dini yolunda biri olduğunu da anlamaktayız. Musa @ bir Müslüman'dır. Allah'a teslim olmuş bir kişidir. Bunu Hz. Musa'nın Kıpti'yi öldürme ve saklanma sırasında ve Medyen'e kaçışı esnasında; yaptığı nedametinde, Allah'a dualarında ve Allah'ın onun dualarına icaplarında görmekteyiz.
"Bu şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşman, dedi."  
"Musa: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim. Beni bağışla dedi,"
"Allah da onu bağışladı. Çünkü çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olan ancak O'dur.
"Musa: Rabbim! Bana lütfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara asla arka çıkmayacağım, dedi."       
"Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi." 
"Umarım, Rabbim beni doğru yola iletir, dedi."  
"Sonra gölgeye çekildi ve: Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra (lütfuna) muhtacım, dedi."     (28/Kasas/15–24)
Bütün bunlarla birlikte Hz. Musa'nın İsrail oğullarından birini tutarak, bir Kıptiye yumruk atması hadisesinde; daha sonra üzerinde ayrıntıları ile duracağımız, Musa'nın @ aceleci, hiddetli mizacının önemli rolü olduğu bir gerçektir.

          Medyen'e kaçış
 
           Firavun'un kendisini öldürmek istediğini duyan Hz.Musa, Medyen'e doğru yola koyulur. Hz.Musa'nın Medyen tarafına kaçışı ani bir kararla olmakla birlikte Allah'ın, onu bir biçimde yönlendirdiği muhakkaktır.  Yani yol haritasında İsrail oğullarının bulunduğu "Kenan" değil Medyen vardır.
"Ve sen, birini öldürdün de seni endişeden kurtardık. Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı arasında kaldın."    (20/Ta-Ha/40)
Nitekim Mısır'dan kaçarken Allah'a, kendisini doğru yola iletmesi için dua etmişti.
"Musa korka korka, (etrafı) gözetleyerek oradan çıktı. "Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar" dedi."
"Medyen'e doğru yöneldiğinde: Umarım, Rabbim beni doğru yola iletir, dedi."  (28/Kasas/21–22)
             Musa@ manevi yönden olgunlaşması nebevi bir terbiye ve öğretimden geçmesi için; bu imkânların bulunduğu Medyen'e doğru yol almaktadır. Musa@ bunları bilmemekte ama Allah, her şeyi bilen ve takdir edendir.
Kur'an'ı kerim'de on defa adı geçen Meyden; Arabistan yarımada'sının kuzeyinde Afrika kıtası ile Asya kıtalarının Kızıldeniz ile ayrıldığı bir noktadadır. Kızıldeniz'in ikiye ayrılarak oluşturduğu Akabe körfezinde bulunan Medyen; Mısır ve Kenan bölgesi arasında Yemenden gelen deniz İpek yol'u ve Suriye, Lübnan, Kudüs üzerinden gelen kara İpek yollarının kesiştiği; ticaret kervanları ve seyyahların mutlak bir uğrak yeridir. Ticaret ile yoğunlaşmış olan Medyen'liler Tevrat'ta belirtildiği gibi Hz Yusuf'u, kardeşlerinin attığı, Kenan bölgesindeki kuyuda bulup, Mısıra götürüp satan tacirlerdir.
"Ve Midyaniler, tacirler geçiyorlardı; ve Yusuf'u çekip kuyudan çıkardılar..Ve Midyaniler onu Mısır'da Firavun'un memuru, Muhafız askerleri reisi olan Potifara sattılar." (Tekvin,37/28–36)
Büyük bölümü Sina çölü ile kaplı olan yarımada'da ticaret hemen hemen tek geçim kaynağıdır. Kaynakların, Mısıra yürüyerek sekiz günlük bir mesafede bulunduğunu belirttikleri Medyen; Mısır'dan Arabistan'a geçişlerde, Arabistan'dan Mısır'a geçişlerde kullanılan bir geçiş noktasıydı.
            Hz. Musa Medyen'e vardığında mola verdiği bir kuyu başında rastladığı kızlara yardım etmesi üzerine, onun bu yardımseverliğinin karşılığını vermek isteyen kızların babasının teklifi üzerine Medyen'e yerleşir ve kızlarından biri ile evlenir.
"Musa, Medyen suyuna varınca, orada (hayvanlarını) sulayan birçok insan buldu. Onların gerisinde de, (hayvanlarını) engelleyen iki kadın gördü. Onlara: Derdiniz nedir? Dedi. Şöyle cevap verdiler: Çobanlar sulayıp çekilmeden biz (onların içine sokulup hayvanlarımızı) sulamayız; babamız da çok yaşlıdır. " "Bunun üzerine Musa, onların yerine (davarlarını) sulayıverdi. Sonra gölgeye çekildi ve: Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra (lütfuna) muhtacım, dedi."   (28/Kasas/23–24)
 
            Hz. Musa’nın, Medyen'de karşılaştığı kişi Şuayb peygamber midir?
 
            Tevrat, Hz. Musa'nın Midyan'da (Medyen) sığındığı kişinin adını "Reuel" ve "Yitro" olarak verir ve onun; Yahudi toplumlarda dini hiyerarşide üst makamda olan kişilere verilen bir unvanla niteler, onun "Kâhin" olduğunu belirtir.
"MİDYANLI BİR KÂHİNİN yedi kızı su çekmeye geldi. Babalarının sürüsünü suvarmak için yalakları dolduruyorlardı."   (Tevrat; Çıkış, 2/16)
"…Kızlar babaları REUEL'in yanına döndüler…"  (Tevrat; Çıkış, 2/18)
"Musa kayınbabası Midyanlı Kâhin YİTRO'nun sürüsünü güdüyordu." (Tevrat; Çıkış, 3/1)
Tevrat metinlerindeki Kâhin isimlendirmesi üzerine görüş bildiren kaynaklar; Hz. Musa'nın kayınpederi Yitro'nun, Mısır Firavunu ile iyi ilişkiler içinde bir Medyen yöneticisi olduğundan veya Medyen toplumu dini önderlerinden biri olduğu için Kâhin vasfının verildiğini belirtmişlerdir.
            Tevrat metinlerinde "Kâhin" terimini; Hz. Harun, onun oğulları ve onların soyundan İbrani kişiler için kullanıldığını görmekteyiz
"Harun'la oğullarını Buluşma Çadırı'nın giriş bölümüne getirip yıka."  "Harun'a kutsal giysileri giydir, bana KÂHİNLİK etmesi için onu meshederek kutsal kıl.""Oğullarını getirip gömlekleri giydir."
"Bana kâhinlik etmeleri için babaları gibi onları da meshet. Bu mesh onların kuşaklar boyu sürekli KAHİN olmalarını sağlayacak." (Tevrat; Çıkış, 40/12–15)             
"Bana kâhinlik etmeleri için İsrailliler arasından ağabeyin Harun'u, oğulları Nadav, Avihu, Elazar ve İtamar'ı yanına al." (Tevrat; Çıkış, 28/1)
"Orada Kâhin Sadok ve Peygamber Natan onu İsrail Kralı olarak meshetsinler. Boru çalıp, 'Yaşasın Kral Süleyman!' diye bağırın."   (Tevrat; 1.Krallar, 1/34)
" Ve bir adamın yakılan takdimesini arz eden KÂHİN, arz ettiği takdimenin derisini kendi alacaktır."  (Tevrat; Levililer, 5/8)
"Ve kral Yehoaş KÂHİN YEHOYADA ile öbür KÂHİNLERİ çağırdı ve onlara dedi…" (Tevrat; 2.Krallar, 12/7)
Tevrat ayetlerinden anlaşılacağı gibi kâhinler; Yahudiler için Süleyman mabedinde kutsal mezbahlarda, Sinagoglarda; yine Tevrat'ın belirttiği gibi özel giysiler giyen ve mezbahlarda Kurban takdimelerinin, Allah'a sunulması törenlerini idare eden din adamı sınıfıdırlar. Bununla birlikte sosyal tabaka içersinde üst sıralarda olmaları sebebiyle; İsrail Krallarının, hem danışmanı, hem yardımcısı olan üst kademe yöneticilerdir.
Kuvvetle muhtemeldir ki; Musa @ gibi azim peygamberin, Arap bir peygamber nezdinde eğitim ve öğretimden geçmesini ırkçı Yahudi teolojisine sığdıramayan ve bu durumdan hoşlanmayan! Yahudi Haham ve Rabbi'leri (bilginler), Tevrat'ın bu kısmında yaptıkları tahrifatla; Şuayb'ın @ ismini ve peygamberlik vasfını, dini mertebede üst bir makam olan kâhinliğe değiştirmişlerdir.
            Bu noktada ayrıca Kur'an'dan şu tespitleri de yapmak zorundayız.
a-Kur'an'da Şuayb@ ile ilgili anlatımların hemen arkasından Hz. Musa'nın kıssası anlatılmaktadır. Bakınız; (7/Araf/85–103), (11/Hud/94–96), (29/Ankebut/36–39)
b-Hz. İbrahim ile Hz. Lut'un aynı zamanda yakın bölgelerde peygamberlik vazifesinde bulunmaları; Hz. Musa ile Hz. Şuayb'ın da benzer bir biçimde çağdaş iki resul olabilecekleri kanaatine ulaştırmaktadır bizleri.
c-Hz. Musa başından geçenleri anlattığında Kayınpederinin ona verdiği teselli ve Mısır yönetimi hakkındaki tespitleri, kayınpederinin hiç de normal "Avamdan" biri olduğunu göstermemektedir.
"Musa, ona (Hz. Şuayb'a) gelip başından geçeni anlatınca o: Korkma, o zalim kavimden kurtuldun, dedi."   (28/Kasas/25)
d -Hz Musa'nın Medyen'de sığındığı kayınpederi ile ilgili konuşmalarında ticari anlaşmalarındaki ahlaki vurgular; bize, şirk'in insanlarda oluşturduğu ticari bozukluklar üzerine kavmine uyarılarda bulunan peygamber Şuayb'ın tavırlarını hatırlatmaktadır.
"Babam, dedi, bizim yerimize (hayvanları) sulamanın karşılığını ödemek için seni çağırıyor." (28/Kasas/25) Musa'nın@ kayınpederinin yaptığı bu davranış; işçi, işveren arasındaki, yapılan işin karşılıksız bırakılmaması ve derhal ödenmesi ilkesinin çağrışımıdır.
"(Şuayb) dedi ki: Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşallah beni iyi kimselerden (işverenlerden) bulacaksın." (28/Kasas/27) Akit yapılarak bir işe başlanması ve akdin sonuçlarına 
katlanılması; sözlü akit de olsa işin sonunda aleyhine oldu diye cayarak diğer insanın emeğinin zayi edilmemesi, adil davranma, akde uyma çağrışımı.
            Tevrat ayetlerinde Musa'nın @ kayınpederi Yitro hem Allah'a İman eden, hem İsrail oğullarını öven ve hem de Musa'ya peygamberlik faaliyetlerinde sistematik çalışma prensiplerini öğütleyen "Akil" adam olarak övgüyle anlatılmaktadır.
"Yitro RAB'bin İsrailliler'e yaptığı iyiliklere, onları Mısırlıların elinden kurtardığına sevindi."
"Sizi Mısırlıların ve Firavun'un elinden kurtaran RAB'be övgüler olsun" dedi, "Halkı Mısır'ın boyunduruğundan O kurtardı."
"Artık biliyorum ki, RAB bütün ilahlardan büyüktür. Çünkü onların gurur duyduğu şeylerin üstesinden geldi." (Tevrat; Çıkış, 18/9–11)
"Musa kayınbabasının sözünü dinledi. Söylediği her şeyi yerine getirdi."
"İsrailliler arasından yetenekli adamlar seçti. Onları biner, yüzer, ellişer, onar kişilik toplulukların başına önder atadı."
"Halka sürekli yargıçlık eden bu kişiler zor davaları Musa'ya getirdiler, küçük davaları ise kendileri çözdüler." (Tevrat; Çıkış, 18/24–26)
            Hz. Musa'da onun öğütlerine harfiyen uyan bir kişi olarak anlatılmaktadır. Yahudi teolojisinin temel kitabı Tora'nın bölümlerinden birine de Yitro adı verilerek; Musa'nın kayınpederi bir anlamda kutsanmıştır.
Hz Musa'nın Mısır'dan kaçarak Medyen'e yönelmesinde, onun nebevi bir terbiye altında yetişme isteği veya yetiştirilme amacı yatıyor olabilir. Dikkat edilirse Musa @ İbranilerin bulunduğu Kenan bölgesine kaçmamaktadır. Bu önemli bir noktadır. Daha sonra da Tur dağında 40 gün Allah ile beraber olan Musa; Âlim kul ile birlikte yaptığı yolculuk esnasında da bir eğitimden geçtiği görülmektedir. Bu eğitimler Musa'nın hayatında rutin olarak gerçekleştiği görülmektedir. Dolayısı ile Hz. Musa'nın Mısır'dan kaçarak sığındığı Medyen'deki kişinin Hz. Şuayb olması yüksek ihtimaldir ve biz bu görüşü desteklemekteyiz. 
Medyen'de, resul olarak görevini tamamlayan Şuayb'ın, kavminin helak edilmesi ile beraber çekildiği uzlet yaşamında artık resul olmasa da yani herhangi bir kavme tebliğ ile vazifeli biri olmasa da; bu görevi geçmişte yapan bir kişi olarak hayatını devam ettiren ve insanlara "Tevhid" ve "Salih amel" doğrultusunda Müslüman'ca yaşamalarını salık veren ve bu ilkelere uygun yaşayan birisidir. Bu açıdan bakıldığında kavimlerinin helaki ile peygamberlerde hayattan kaybolmamışlardır. Kanaatimizce Hz. Musa ile karşılaşan Şuayb'da @ böyle bir konumda bir kişidir.
       Dikkat edildiğinde Hz. Musa'nın kavminden ayrılışlarında karşılaştığı kişiler ; "Âlim kul" ve "Şuayb" üstün vasıflarla donanmış "Akil " kişilerdir. Musa'nın her ayrılışı onun yeni bir dini ve ahlaki tecrübeler edindiği manevi eğitimden geçtiği anlar olmuştur.
"Seni iyiden iyiye denemeden geçirdik. Bunun için yıllarca Medyen halkı arasında kaldın."  (20/Ta-Ha/40)
“Musa ona(Âlim kul'a): “Sana öğretilenin bir kısmını öğrenip olgunlaşmam için seninle gelebiliriyim! Dedi.” (18/Kehf/66)
           Medyen'de on yıl Şuayb'ın yanında, onun manevi gözetimi altında nebevî terbiye alan Hz. Musa; Şuayb'ın kızı ile evlenir, bir oğlu olur.
"Musa Reuel'in yanında kalmayı kabul etti. Reuel de kızı Sippora'yı onunla evlendirdi." (Tevrat; Çıkış, 2/21)
"Musa, "Garibim bu yabancı diyarda" diyerek oğullarından birine Gerşom adını vermişti. "
"Sonra, "Babamın Tanrısı bana yardım etti, beni Firavun'un kılıcından esirgedi" diyerek öbürüne de Eliezer adını koymuştu." (Tevrat; Çıkış, 18/2–4)
Şuayb'ın@ yanında on yılını dolduran Hz. Musa, ülkesi Mısır'da; kendisinden kaçtığı firavun'un öldüğünü haber alması üzerine Mısır'a dönmeye karar verir ve ailesi ile birlikte Mısır'a doğru yola çıkar.
"Aradan yıllar geçti, bu arada Mısır Kralı öldü." (Tevrat; Çıkış, 2/23)
           Müfessirler Musa'nın Medyen'de kaldığı sürede ittifak edememişlerdir. Sekiz mi on mu yıl kaldığı'nın kesin bir delaleti olmasa da; Musa’nın Medyen'de kaldığı bu süre müfessirlerce kıssa üzerinde yapılan polemiklerden biri olmuştur. Kanaatimizce Musa'nın kayınpederinin Şuayb @ olmasının en kuvvetli delillerinden biri; Musa'nın Medyen'de kaldığı suredir. Çünkü Musa'ya @ teklif yapılırken hem ticari sözlü bir sözleşme yapılmış hem de Musa'nın ahde vefası ölçülmesi için; sekiz ve on yıllık iki süre önerilmiştir.
"(Şuayb) dedi ki: Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan artık o kendinden; yoksa sana ağırlık vermek istemem. İnşallah beni iyi kimselerden (işverenlerden) bulacaksın." (28/Kasas/27)
           Yapılan sözlü akitte; yapılacak iş; davarların çobanlığıdır. Ücreti; yeme, içme, barınma dâhil bütün hayati ihtiyaçların karşılanması ve bir kızı ile nikâhlanmaktır. Çalışma süresi; sekiz yıldır. Ancak işveren bir kayıt daha koyar; iki yıl daha çalışırsa ek bir ücret yoktur. Bu ilave çalışma tamamen işçinin yani Musa'nın inisiyatifine bırakılmıştır. İster çalışır ister çalışmaz. Nitekim Musa@ şöyle der:
"Musa şöyle cevap verdi: Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, demek ki bana karşı husumet yok. Söylediklerimize Allah vekildir." (28/Kasas/28)
Bu iş akdinin vekili Allah'tır. Eğer süre dolduğunda Musa'nın kayınpederi yok ben sekiz değil on yıl dedim illa çalışacaksın gibi bir zulüm işlemiş olsa idi, Musa yine çalışacaktı ancak akdi bozan taraf Allah'a şikayet edilecekti, tek resmi yaptırımı buydu. İşte bu sözleşmedeki ikili süre; sekiz ve on yıl, her iki insanın denenmesi ve bu kıssayı duyanların onların sözlerinin nasıl eri olduklarını görerek her iki insanın Allah'ın emirlerine muti, yakın kullar olduğunu anlamaları açısından bir öğüt ve ibret olarak verilmiştir.
"İnşallah beni iyi kimselerden bulacaksın." (28/Kasas/27)
"Söylediklerimize Allah vekîldir." (28/Kasas/28)
           Hz. Musa'nın Allah ile mükâlemede bulunduğu Tur dağına yola çıkmadan önceki konumunu özetledik. Amacımız, Allah'ın hitabı ile karşılaşan Musa'nın@; Allah ile mükâlemesinden ve Mısır'da peygamberlikle görevlendirilmeden önce, onun nasıl dönemlerden geçtiğini ve risalet görevine nasıl hazırlandığını gözler önüne getirmekti.
 
            Kutsal vadi tuva
 
            Mısıra gitmek üzere yola çıkan Musa, Sina çölünde ilerlerken Tur dağına geldiğinde, vadide mola vermek ister.
"Sonunda Musa süreyi doldurup ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine: Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber yahut ısınmanız için bir ateş parçası getiririm, dedi." (28/Kasas/23–29)
             Hz. Musa'nın Medyen'den Mısıra doğru yol alırken; Tur dağı eteklerine geldiklerinde hava kararmış ve çöl iklimi neticesi hava soğumuştu. Isınma ve yemek ihtiyaçları hâsıl olmuştu. Bunu Kur'an'daki ayeti kerimelerden anlamamız mümkündür.
"..ben bir ateş gördüm, belki oradan size bir haber yahut ısınmanız için bir ateş parçası getiririm, dedi."   (28/Kasas/29)
"Belki ondan size bir meşale getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum, demişti. " (20/Ta-Ha/10)
"Gerçekten ben bir ateş gördüm. (Gidip) size oradan bir haber getireceğim, yahut bir ateş parçası getireceğim, umarım ki ısınırsınız!" (27/Neml/7)
Hz. Musa'nın ateşi görüp ona yönelmesinde, fiziki bir ihtiyaç olan ısınma ve aş gibi ihtiyaçlarını karşılamanın yanında; ya Mısır'daki kralın ölümünden sonraki durumdan bir havadis almak ya da Allah'ın, sezgisel olarak onunla konuşacağına dair bir hisle ateşin olduğu tarafa yönlendiği gözükmektedir.
 Olay iyi irdelendiğinde Allah ile karşılaşacak olan Musa'nın yalnız olarak Tur'a yöneldiğini, ailesinden tecrit edildiğini görmekteyiz. Oysa fiziki ihtiyaçlar için ateşin yanındaki topluluğa ailesi ile beraber gidebilir yardım isteyebilirdi. Eğer eşkıya korkusu ile bunu yapmamış olabileceğini varsaysak bile, Hz. Musa'yı ele geçiren eşkıyaların ailesini de bir şekilde yakalayabilecekleri göz önüne getirilmelidir.
            Hz Musa'nın bir peygamber olarak görevlendirileceği bu konuşmaya, ailesinin karıştırılmaması hadisesi benzeri bir olay daha sonra başından geçmektedir. Musa @ ile Âlim kul arasındaki karşılaşmada, her ikisinin çıktığı yolculuğun anlatımında, Musa'nın @ uşağının yolculuğa iştirak ettirilmemesi dikkat çekicidir. Musa @ ve Âlim kul’un yolculuğundaki olaylar; bir resulün bile kavrayamadığı ve ileriye yö­nelik, gaybi sonuçları olan vakıalar olarak Musa’nın uşağının bile şahit olamadığı yalnız bir ortamda gerçekleştirilmiştir.
"Oraya vardığında kendisine (tarafımızdan): Ey Musa! diye seslenildi:" (20/Ta-Ha/11)
"Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır!"  (27/Neml/8)
"Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık."  (19/Meryem/52)
"Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ kıyısından, (oradaki) ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi:" (28/Kasas/30)
"… Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ'dasın!"   (20/Ta-Ha/12)
            Hz. Musa, Allah ile mükâlemede bulunacağı son mevkie vardığın da Allah tarafından şu tespitlerin yapıldığını görüyoruz. 
1-Ateşin bulunduğu yer ve çevresi Musa'nın adımını attığı andan itibaren kutsal kılınmaktadır."Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır!"  kutsal kılınan yerin adını Kur'an şöyle isimlendirir. "Kutsal vâdi Tuvâ'da Rabbi ona şöyle seslenmişti:" (79/Naziat/16) 
            Müfessirlerden bazıları, yorumlarında "Tuva" kelimesinin "İki kere kutsama" anlamına geldiğini dolayısı ile kastedilen "Tuva"nın;  iki kere kutsanmış anlamını içerdiğini belirtmişlerdir. Galip görüş ise; Musa'nın Medyen'e giderken risalet ile görevlendirildiği ve Allah ile mükâlemede bulunduğu bu kutsal yerin, vadinin adıdır.
Nitekim bu kutsal kılınış daha sonra da devam etmiş; Hz. Musa'ya "On emir" burada bulunan Tur dağında verilmiştir. Allah, İsrail oğullarından burada söz almıştır. Kur'an'da Musa'nın@ kıssasının anlatıldığı yerlerde bu hususlara yer verildiği görülmektedir.
"Tur’a, andolsun ki,"(52/Tur/1)
"Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca "Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi."      (7/Araf/143)
"Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. (Ve dedik ki): Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret."        (7/Araf/143)
"Hatırlayın ki, Tûr dağının altında sizden söz almış: Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri anlayın, demiştik." (2/Bakara/93)
2-Kutsal kılınan yerin sağ tarafından "vadinin sağ kıyısından"  Musa'ya seslenilmektedir. Neden solundan veya orta yerinden, üstünden, altından değil de sağ tarafından seslenilmektedir? Müfessirler, Sağdan kastın, yönden ziyade Kutsal kılınan mekânın, yeşillikler ile bezenmiş tarafı, "bereketli" yanı olarak yorumlamaktadırlar. Çünkü yön izafidir, sabit bir noktaya göre verilmelidir.
"Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular."  (7/Araf/132–133)
Bu dokuz mucizeden çoğu, Tevrat metinlerinde uzun uzadıya anlatıldığı için Kur'an bize detay vermemektedir. Bu hususun İsrail oğullarına sorulabileceği, ayetlerde beyan edilmektedir.
"Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz âyet verdik. Haydi İsrail oğullarına sor." (17/Isra/101)
"Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! Diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu."  (26/Şuara/63)
"Ve dediler ki: "Bizi sihirlemek için ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz."
"Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! Demiştik. Derhal (taştan) on iki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (Onlara:) Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik."   (2/Bakara/60)
Kur'an'da Musa@ kıssası anlatılırken sıralanan mucizelere bakarak bir toplam yaparsak;
1-Asa mucizesi,
2-Yed-i Beyza (Beyaz el) mucizesi,
3-Tufan mucizesi,
4-çekirge mucizesi,
5-Haşere mucizesi,
6-Kurbağa mucizesi,
7-Kan mucizesi,
8-Denizin yarılma mucizesi,
9-Taştan su fışkırma mucizesi,
Tevrat'ta ise Hz. Musa'ya verilen mucizeler on olarak sıralanmaktadır. Yahudiler, Tevrat'ta sıralanan bu mucizeleri; mucizeden ziyade tanrının karışmadığı olağanüstü olaylar ; "Bela"lar olarak kabul etmektedirler.
1.       Nehir üzerindeki mucize
2.       Kurbağa mucizesi
3.       Bit mucizesi
4.       At sinekleri mucizesi
5.       Hayvanların telefi mucizesi
6.       Çıbanlar mucizesi
7.       Dolu mucizesi
8.       Çekirge mucizesi
9.       Karanlık mucizesi
10.   İlk doğanların ölmesi mucizesi  
 
 
Hz. Musa'nın Allah ile mükâlemesinde tespitler
 
a-Musa'ya seslenen Allah, önce kendisini tanıtmaktadır.
"Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim!" (20/Ta-Ha/12)
"Ey Musa! İyi bil ki, ben, mutlak galip ve hikmet sahibi olan Allah'ım! " (27Neml/9)
"Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım."   (28/Kasas/30)
b-Musa'ya resullük görevi tebliğ edilir.
"Ben seni seçtim. Şimdi vahyedilene kulak ver." (20/Ta-Ha/13)
c-Allah'ın dininin temel vasıfları belirtilir.
Allah'tan başka İlah yoktur, ancak ona kulluk edilir. Vahdet;
"Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et"   (20/Ta-Ha/14)
Bu yaşanılan dünyanın bir de sonu olacaktır ve herkes yaptıklarından sorumlu olacaktır. Bu dünya insanların amellerinin sergilendiği bir meydandır. Daha sonra bu bitecek amellerin değerlendirilip karşılıklarının verileceği diğer bir meydana geçilecek; Kıyamet, hesap günü;
"Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştuğu şeyin karşılığını bulsun diye neredeyse onu (kendimden) gizleyeceğim."   (20/Ta-Ha/15)
d-Allah'ın dininin bazı emirleri Musa'ya@ verilir. Her ne kadar Hz. Musa'ya daha sonraki Allah ile buluşmalarında on emir verildiği söylense de; Medyen dönüşü ilk karşılaşmada da emirler verildiği anlaşılmaktadır.
"Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl."   (20/Ta-Ha/13)
"Ancak, kim haksızlık eder, sonra, işlediği kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim."   (27Neml/11)
e-Mucizeler tanıtılarak; Firavun karşısındaki stratejisi tespit edilir.
İlk mucize, çeşitli dünyalık ihtiyaçları için kullandığı asasının yılan olmasıdır.
"Şu sağ elindeki nedir, ey Musa? "
"O, benim asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; benim ona başkaca ihtiyaçlarım da vardır."
"Allah: Yere at onu, ey Musa! Dedi."
"Onu hemen yere attı. Bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan değil mi! "
"Allah buyurdu: Al onu! Korkma! Biz onu şimdi ilk haline sokacağız." (20/Ta-Ha/17–21)
İkinci mucize ise "Yed-i Beyza" ; Musa'nın ellerinin beyaz olması. Bir Arap olan Musa'nın@ eli kusursuz bir beyazlık haline alması hali…
"Elini koynuna sok; kusursuz, bembeyaz çıkacaktır. Korkudan (açılan) kollarını kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir. (28/Kasas/32)
"Dokuz mucize ile Firavun ve kavmine (git)."  (27/Neml/12)
"Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz ayet verdik."   (17/Isra/101)
Hz. Musa'ya "Değnek" ve "Beyaz el" mucizesi ilk ve hemen gösterilecek mucize olarak verilmiş ise de; "Ta ki, sana, (böylece) en büyük ayetlerimizden bazılarını gösterelim." (20/Ta-Ha/23) "İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir" (28/Kasas/32);aynı zaman da Musa'nın risaleti devamınca; Firavuna karşı onu ve tabi olanları tutumlarından vaz geçirmek için aşama aşama uygulanacak başka mucizeler daha verildiğini anlamaktayız.
"Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular."  (7/Araf/132–133)
Bu dokuz mucizeden çoğu, Tevrat metinlerinde uzun uzadıya anlatıldığı için Kur'an bize detay vermemektedir. Bu hususun İsrail oğullarına sorulabileceği, ayetlerde beyan edilmektedir.
"Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz âyet verdik. Haydi İsrail oğullarına sor." (17/Isra/101)
"Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! Diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu."  (26/Şuara/63)
"Ve dediler ki: "Bizi sihirlemek için ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz."
"Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! Demiştik. Derhal (taştan) on iki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (Onlara:) Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik."   (2/Bakara/60)
f-Risaletin ilk görevi; Firavun'a giderek onu, ileri gelenleri ve kavmini uyarmak. Burada dikkat edilecek husus diğer resullerde görüldüğü gibi toplumunu uyar şeklinde genel bir emir değil, Stratejisi Allah tarafından belirlenen bir başlangıç şeklinde Firavun'dan başlayarak uyar şeklindedir.
" Firavun'a git. Çünkü o iyice azdı." 
"Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar. "(20/Ta-Ha/43–44)
"İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına karşı Rabbin tarafından iki kesin delildir." (28/Kasas/32)
"Firavun ve kavmine (git). Çünkü onlar artık yoldan çıkmış bir kavim olmuşlardır."   (27Neml/12)
g-Musa'nın isteği üzerine Harun'un@ da resul olarak görevlendirilmesi.
"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum. "
"Allah buyurdu: Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir kudret vereceğiz ki, ayetlerimiz (mucize yardımlarımız) sayesinde onlar size erişemeyecekler. Siz ve size tâbi olanlar üstün geleceksiniz. "    (28/Kasas/34–35)
Peygamberler tarihinde, toplumlarına aynı anda risalet vazifesi ile vazifelendirilen resuller olarak tek örnek görünen; Musa@ ve Harun@ peygamberler; birbirlerini tamamlayan bir bütün olarak yansıtılmaktadır.
Her ne kadar Hz Musa'nın kendi fiziksel özrü veya insani korkularını öne sürerek yaptığı bu istek; bir resul olarak çok da geçerli mazeretler gibi olmasa da Allah, Hz. Musa'nın bu isteğine olumlu cevap verir.
"Seni, kendim için elçi seçtim."  "Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi götürün. Beni anmayı ihmal etmeyin."  (20/Ta-Ha/41–42)

           Musa'nın@ mizacı
 
            Kur'an'da Hz Musa'nın dil, konuşma açısından bir fiziksel özür taşıdığı, Firavun'un alaycı tavırlarıyla Musa'yı aşağılayıcı sözlerinden anlaşılmaktadır.
"Yoksa ben, kendisi zayıf ve neredeyse söz anlatamayacak durumda bulunan şu adamdan daha hayırlı değil miyim?" (43 / Zuhruf / 52)
Tevrat'ta ise daha geniş bir ifadeyle, Musa'nın@ bu fiziksel özrü ifade edilmektedir.
"Musa, "Aman, ya Rab!" dedi, "Ben kulun ne geçmişte, ne de benimle konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı oldum. Çünkü dili ağır, tutuk biriyim."
"Ama Musa, "İsrailliler beni dinlemedikten sonra, Firavun nasıl dinler?" diye karşılık verdi "Ve dudakları sünnetsiz bir adamım." (Tevrat; Çıkış, 6/12)
Lakin Hz. Musa'nın yardımcı isteğinin kabulü, sanki daha sonrası için İsrail oğullarının; Allah katında, Musa'nın gerek Allah ile buluşmaları gerekse Âlim kul ile yolculuğu gibi ayrılıklar esnasında başımızda bir peygamber yoktu gibi bir mazeret öne sürmemeleri için önceden alınan bir tedbir gibidir. Çünkü Allah, Musa'nın bu fiziksel özrünü düzeltir. Ona şifa ihsan edebilirdi. Böyle fiziksel bir özrü olanın Vahiy’i tebliğ eylemi ile ilgili mazeretinin olabileceğini bilen Allah; doğuştan da bu arızayı giderebilirdi. Nitekim Tevrat'ta Musa'nın @ bu mazeretinin geçerli olamayacağına dair şöyle bir anlatım vardır.
"RAB, "Kim ağız verdi insana?" dedi, "İnsanı sağır, dilsiz, görür ya da görmez yapan kim? Ben değil miyim?"                                               
"Şimdi git! Ben konuşmana yardımcı olacağım. Ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim."                  "Musa, "Aman, ya Rab!" dedi, "Ne olur, benim yerime başkasını gönder." (Tevrat; Çıkış, 4/11–13)
            Kur'an'da ve Tevrat metinlerindeki, Allah ile Musa arasındaki konuşmalarda, Musa'nın bir "huyu" ortaya çıkmaktadır. Musa yaratılışı gereği aceleci, hiddetli "cedelci" bir kişiliğe sahiptir ve bu "huyu" Allah ile mükâlemelerinde de gündeme gelmektedir. Vahyi iletmekle görevli hiçbir peygamber ile Allah arasında yaşanmayan istekler diyalogu, Musa ile Allah arasında gerçekleşmektedir.
"Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver" (20/TaHa/29)
"Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu da beni doğrulayan bir yardımcı olarak benimle birlikte gönder. Zira bana yalancılık ithamında bulunmalarından endişe ediyorum." (28/Kasas/34)
"Musa dedi ki: Rabbim! Ben onlardan birini öldürmüştüm, beni öldürmelerinden korkuyorum." (28/Kasas/33)
Hz. Musa'nın hiddetli, aceleci mizacının oluşturduğu ani tepkiselliğin meydana getirdiği Kıpti'ye yumruk vurma hadisesinin; onun için bir yol haritasına dönüştüğünü gözlemlemekteyiz. Musa @ mizacının verdiği acelecilik ve hiddetle; durup anlamadan fevri bir hareketle İbrani soyundan birini kayırarak, Kıpti'ye yumruk savurur. Onun bu hareketinin yanlışlığını daha sonra şöyle anladığını beyan etmektedir.
"Musa da ötekine bir yumruk vurup ölümüne sebep oldu. (Bunun üzerine:) Bu şeytan işidir. O, gerçekten saptırıcı, apaçık bir düşman, dedi."
"Musa: Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim."
"Rabbim! Bana lütfettiğin nimetlere andolsun ki, artık suçlulara (ve suça itenlere) asla arka çıkmayacağım, dedi." (28/Kasas/15–17)
Musa'nın bu Aceleci ve itirazcı "huyu" Alim kul ve Musa arasındaki yolculuklarındaki, Alim kula itirazlarında da görülmektedir.
“0: “Eğer benimle geleceksen, sana açıklamadıkça bana hiçbir şey sorma dedi.”
“Musa: “İnşaallah sabrettiğimi göreceksin. Sana hiç­bir konuda karşı gelmeyeceğim” dedi.” (18/Kehf/69–71)
Musa'nın bu sabretme sözüne rağmen; Âlim kula devamlı itiraz ettiği görülmektedir.  
"Musa ona: “Gemiyi içindekileri boğmak için mi deldin! And olsun çok kötü bir iş yaptın.” (18/Kehf/71)
"Musa: “Bir cana karşılık olmadan masum bir cana mı kıydın! Andolsun çok kötü bir şey yaptın.” dedi.” (18/Kehf/74)
"Musa: “Dileseydin buna karşı bir ücret alabilir­din” dedi.” (18/Kehf/77)
"Ey Rabbimiz! (Onlara bu nimetleri), insanları senin yolundan saptırsınlar ve elem verici cezayı görünceye kadar iman etmesinler, diye mi (verdin)? Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver (ki iman etsinler)."   (10/Yunus/88)
           Hz. Musa; Kardeşi Harun’a, Samiri’ye ve kavmine karşı, kızgın ve hiddetlidir.
"Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?" dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun'un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı…." (7/Araf/150)
"(Musa) benim yolumu takip etmedin? Emrime âsi mi oldun?
"(Harun:) Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, yolma! Ben, senin: "İsrail oğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!" demenden korktum.”  (20/TaHa/93–94)
            Musa'nın Tevrat metinlerinin yazılı olduğu metinleri yere atma esnasındaki hiddeti Tevrat'ta daha şiddetli olarak anlatılır.
"Musa ordugâha yaklaşınca, buzağıyı ve oynayan insanları gördü; çok öfkelendi. Elindeki taş levhaları fırlatıp dağın eteğinde parçaladı." "Yaptıkları buzağıyı alıp yaktı, toz haline gelinceye dek ezdi, sonra suya serperek İsraillilere içirdi."   (TevratÇıkış,32/19–20)
Musa peygamberin hiddeti, yanlış yapan herkesi kapsamaktadır.
"Musa: Ya senin zorun nedir, ey Sâmirî? Dedi."
"Musa: Defol! dedi, artık hayatın boyunca sen: "Bana dokunmayın!" diyeceksin. Ayrıca senin için, kurtulamayacağın bir ceza günü var. Tapmakta olduğun tanrına da bak! Yemin ederim, biz onu yakacağız; sonra da onu parça parça edip denize savuracağız!" (20/TaHa/96–97)
İsrail oğulları, Musa'nın Tur'a çıkışını müteakip; Hz. Harun başlarında bir peygamber olarak görevli olmasına rağmen, Allah'ın yolundan hemen dönerler ve buzağıya taparak şirke girerler.
"Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: Kavmimin içinde benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna uyma." (7/Araf/142)
"Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı (tanrı) edindiniz. "  (2/Bakara/51)
"Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?" dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşinin (Harun'un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi): "Anam oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise 
beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!" dedi."(7/Araf/150)
Onların bu umarsız hareketi, Hz Musa'nın kavmini terk ettiği gibi bir sebebe mebni mazeret olmaması için ve daha sonra Âlim kul ve Musa arasındaki yolculuk için İsrail oğullarının arasından ayrıldığında, İsrail oğulları peygambersiz kaldık diye bir mazeret getirmemesi için; Hz. Harun ikinci bir peygamber olarak, Hz. Musa'ya yardım etmesi, onu desteklemesi için görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Hz. Musa'nın Harun'u yardımcı istemek için öne sürdüğü mazeretleri sadece bir vesile olmuştur.  Allah gaybı bilendir.
Allah'ın çizdiği yol haritasında yeni görevleri yerine getirmek üzere, neler olacağını bilmeden, ancak insanlık tarihinde büyük bir sayfa açacak olan hamleler için Sina çölünde, Tur dağının eteğinde, Tuva vadisinde risalet vazifesini yüklenen Musa @ Mısır'a, Firavun ve kavmine doğru yola çıkar.
 



Araştırmacı-Yazar
Cengiz Duman
www.kurankissalari.tr.gg
 
 

 
Loadtr.Com
Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=