HZ. TÂLÛT
            MUVAHHİD KRAL TÂLÛT (SAUL) 


“İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Biz onları sana doğru olarak anlatıyoruz.” 2/bakara/252
 
 
 
Giriş:
 
İsrailoğullarının Yuşa peygamber önderliğinde Arz-ı mev’ud’u ele geçirip sıbtlara taksim etmelerinin sonrasında Hz.Yuşa vefat etmiştir. Kenan adı verilen bölgede dağınık sıbtlar halinde yaşayan İsrailoğulları, çok uzun bir dönemde tüm sıbtları kapsayacak önderlikte bir lider çıkaramamışlardır. Tevrat’ta “Hâkimler” dönemi adı verilen bu uzun kaos döneminin sonunda aralarında uyarıcı olan Samuel peygamber’in aracılığıyla Yehova (Allah) tarafından kendilerine yönetici olarak Saul (Talut) adında İsrailoğulları’nın Benyamin sıbtından biri görevlendirilir.
İsrailoğulları açısından Arz-ı Mev’ud’da kendilerini yöneten ve putperestlere karşı savaşlarda galip gelmelerini sağlayan üç kraldan birincisi olan Saul (Talût) Yehova tarfından bizzat görevlendirilen biri olarak temayüz eder. Diğer iki kral Davud ve Süleyman, Yahuda sıbtından iken Saul Benyamin sıbtındandır ve bu yüzden İsrailoğullarının diğer sıbtlarının muhalefetine uğramıştır.
Talût (Saul) Kur’an’ı Kerim’in Bakara suresinde Muvahhid bir yönetici olarak tanımlanır ve yönetimi esnasında gerçekleşen İsrailoğullarının imtihanları kıssa edilir.
İslam kaynakları Talût kıssasını Davud peygamber kıssası içerisinde vererek Talût’u, Davud ile özdeşleştirmişlerdir. Oysa gerek Kur’an zımnen gerekse Tevrat, Talût (Saul) dönemi peygamberinin Samuel peygamber olduğunu belirtmektedirler. Talût’a peygamberliği tebliğ eden ve onun kral seçilmesine vesile olan İsrailoğulları muhalefetine muhatap olan Samuel peygamberdir. Tevrat kıssası baz alındığında ve zımnen Kur’an’da da yer verildiği gibi Talût aslında Samuel peygamber ile birlikte İsrailoğullarını yönetmiş ve tevhidî yönlendirmeler yapmıştır.Davud peygamber ise Talût kıssasında etken olarak değil, edilgen olarak yer almaktadır.
Dolayısıyla İslam kaynaklarının aksine bir yöntem olmasına rağmen Talût kıssasını bağımsız bir kıssa olarak değerlendirerek inceleyecek ve ondan dersler çıkarmaya çalışacağız.
 
Talût’un doğumu öncesi İsrailoğulları ve Arz-ı Mev’ud’un durumu:
 
Talût’un doğumundan önce İsrailoğullarının peygamberi Samuel’dir. Kur’an’ı Kerim’de zımnen değinilen Samuel peygamber; İsrailoğullarının şirk eğilimlerini engellemeye onları tevhidi yaşamdan ayrılmamaya davet eden bir resuldür. Samuel peygamber öncesinden başlayan uzun süreçte İsrailoğulları, Hz. Musa ve Yeşu peygamberlerin tebligatında sebat etmemişlerdir ve sürekli isyanlarda bulunmuşlardır. Tevrat’ın “Hâkimler” kitabında Kenan’daki İsrailoğullarının, tevhid’i yaşamdan kopuşları ve müşrik tavırlarına şöyle değinilmektedir. “RAB'be vefasızlık ederek başka ilahlara tapındılar. RAB'bin buyruklarını yerine getiren ataları gibi davranmadılar, onların izlediği yoldan çabucak saptılar.” “Ne var ki, hâkimleri ölür ölmez yine başka ilahlara bağlanıyor, onlara kulluk edip tapınıyorlardı. Bu yolda atalarından beter oldular. Yaptıkları kötülüklerden ve inatçılıktan vazgeçmediler.”[1]   “İsrailliler yine RAB'bin gözünde kötü olanı yaptılar; Baallar'a, Aştoretler'e, Aram, Sayda, Moav, Ammonoğulları ve Filistliler'in ilahlarına kulluk ettiler. RAB'bi terk ettiler, O'na kulluk etmediler.”[2]
Tevrat, İsrailoğullarına, “Hâkimler” denilen Yehova destekli ruhbanlar görevlendirildiğini beyan ederken, İsrailoğullarının on iki sıbtını bir arada tutacak ve müşrik Kenan kavimleri ile savaşacak yöneticilerinin bulunmadığı bildirmektedir. “Hz. Musa’dan sonra onun yerini alan Hz. Yuşa, İsrailoğullarını Filistin’e sokmuş, ülkeyi şehirlere ayırmış ve her birine bir hâkim/vali tayin etmişti, peygamberlerden ayrı bir kral yine mevcut değildi. Bu sistem 356 yıl devam etti.”[3] Tevrat İsrailoğullarının durumunu şöyle belirtmektedir. “O sırada İsrail'de kral yoktu….”[4] “İsrail'in kralsız olduğu o dönemde….”[5] “O dönemde İsrail'de kral yoktu. Herkes dilediğini yapıyordu…”[6] 
Resullerin gelmediği bu dönemde tevhid’den uzaklaşmaları ve müşrik yaşam tarzının getirdiği şehevi ve dünyevi arzular dolayısıyla İsrailoğulları sıbtlarının dünyevi gayelerle birbirleri ile çekişmeleri ve kendileri ile savaşan Kenan kavimlerine karşı, tevhidi değerlerin korunması için savaşmayarak boyun eğmeleri onların çöküşünü daha da hızlandırmıştı.
Samuel peygamberin görevlendirildiği dönemde İsrailoğullarını tevhide davet ettiği, şirkten uzaklaşmalarını bildirmesine rağmen İsrailoğulları ona itaat etmemekte ve onun emirlerine karşı ayak diremekteydiler. Tıpkı Musa(a.s) ve Harun(a.s)da olduğu gibi. “Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız" dediler.”[7]
Tevhidi bilince sahip olmayan İsrailoğulları, Yehova’nın kendilerine vaat ettiği toprakları daha doğru deyimle tevhidi değerleri korumaya yanaşmamaktaydılar. Yerlerini ele geçiren İsrailoğullarına diş bileyen Kenan kavimleri de hem onları ezmek hem de Tevhid önderlerini engellemek için saldırılarda bulunuyorlardı. Buna mukabil İsrailoğulları, Tevhidi değerleri korumak için tevhidi yaşamın bir ibadeti olan cihad ibadetine yanaşmamaktaydılar.
Tevrat, Samuel peygamberin hem resullük hem de yöneticilik yaptığını bildirmektedir. “Samuel İsrail halkına şöyle dedi: "Eğer bütün yüreğinizle RAB'be dönmeye niyetliyseniz, yabancı ilahları ve Tanrıça Aştoret'in putlarını aranızdan kaldırın. Kendinizi RAB'be adayıp yalnız O'na kulluk edin. RAB de sizi Filistliler'in elinden kurtaracaktır."[8]   “Samuel yaşadığı sürece İsrail'e önderlik yaptı. Her yıl gidip Beyt-El'i, Gilgal'ı, Mispa'yı dolaşır, bu kentlerden İsrail'i yönetirdi. Sonra Rama'daki evine döner, İsrail'i oradan yönetirdi.”[9]
Tevrat’ın bu beyanlarından İsrailoğullarının, Samuel peygamberin yönetiminden hoşnut olmadıkları bu yüzden İsrail’i yönetecek bir kral talep ettikleri anlaşılmaktadır. Ancak Kur’an, işin aslının böyle olmadığını, İsrailoğullarının bu olumsuz tavrının altında yatan esas etmenin, savaştan, cihad etmekten kaçmak için ayak diremek, bahane bulmak amaçlı olduğunu bildirmektedir.
Bunu en iyi takdir eden Cenab-ı Hakk, onların bu isteklerini kabul ederek, Talût’u kral olarak görevlendirmesi için Samuel peygambere vahyeder. Buna rağmen İsrailoğulları savaştan kaçarlar ki, bu durum Kur’an’ın İsrailoğullarının içlerinde yatan psikolojiyi beyanını doğrulamaktadır. İsrailoğullarının Samuel peygambere uymamaları onların içlerindeki müşrik yapının açığa çıkmış haliydi.
İsrailoğullarının bu çapraşık iç dünya ve tavırları; Kur’an’ın icaz ve belagat dolu mücmel şu ayetinde beyan edilmektedir: “Musa'dan sonra, Benî İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: "Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. "Ya size savaş yazılır da savaşmazsanız?" dedi. "Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda neden savaşmayalım?" dediler. Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar. Allah zalimleri iyi bilir.”[10]
Tevrat ise olayı şu şekilde beyan eder:Samuel yaşlanınca oğullarını İsrail'e önder atadı. Beer Şeva'da görev yapan ilk oğlunun adı Yoel, ikinci oğlunun adıysa Aviya'ydı. Ama oğulları onun yolunda yürümediler. Tersine, haksız kazanca yönelip rüşvet alır, yargıda yan tutarlardı. Bu yüzden İsrail'in bütün ileri gelenleri toplanıp Rama'ya, Samuel'in yanına vardılar. Ona, "Bak, sen yaşlandın" dediler, "Oğulların da senin yolunda yürümüyor. Şimdi, öbür uluslarda olduğu gibi, bizi yönetecek bir kral ata." Ne var ki, "Bizi yönetecek bir kral ata" demeleri Samuel'in hoşuna gitmedi. Samuel RAB'be yakardı. RAB, Samuel'e şu karşılığı verdi: "Halkın sana bütün söylediklerini dinle. Çünkü reddettikleri sen değilsin; kralları olarak beni reddettiler. Onları Mısır'dan çıkardığım günden bu yana bütün yaptıklarının aynısını sana da yapıyorlar: Beni bırakıp başka ilahlara kulluk ettiler.”[11]
Kur’an’la aynı istikamette bir beyan olan bu ifadeler, onlarca sayfada ve yine bir o kadar olaylarla birlikte anlatılmaktadır. Oysa Kur’an, Talût görevlendirilmeden önceki İsrailoğulları ve Kenan bölgesinin durumunu mücmel olarak icaz, belagatle ve fesahatle beyan etmektedir.
Kur’an’ı Kerim’deki Talût kıssasının bu bölümündeki, cihad’dan kaçınan İsrailoğulları olayı anlatımı geçmiş kavmin olumsuz tavrını açıklarken, aynı anda nüzul dönemi Kur’an muhataplarını da uyarmaktaydı. Onların da geçmiş kavimlerde olduğu gibi bu olumsuz yaklaşımlar sergilememelerini, içlerinde olanı Allah’ın bildiğini beyan etmektedir.
 
Talût’un nesebi:
 
Kur’an’ı Kerim’de iki ayette Talût ismi geçmektedir. Bundan mütevellit Kur’an’ı Kerim kıssalarındaki genel metoda uygun olarak çoğu kıssada olduğu gibi Talût kıssasının kahramanı Talût hakkında detay verilmemektedir. Bunun sebebi üzerinde ilerde duracağız. Şimdi, Talût hakkında detay veren Tevrat’ın verilerini aktaralım. “Benyamin oymağından Afiyah oğlu Bekorat oğlu Seror oğlu Aviel oğlu Kiş adında bir adam vardı. Benyaminli Kiş sözü geçen biriydi. Saul adında genç, yakışıklı bir oğlu vardı. İsrail halkı arasında ondan daha yakışıklısı yoktu. Boyu herkesten bir baş daha uzundu.”[12]
Tevrat’ta Saul olarak geçen Talût isminin İbranice bir lakap olduğu öne sürülmektedir. Tevrat’ın Samuel kitabında yer alan Talût’un bedensel yapısına ait veriler ışığında; kaynaklarda Talut’un bedensel kuvvetinin ismine yansıdığı yorumları yapılmıştır. “Arapça “tül” kelimesi ile alakalı olup, aşırı derecede boylu ve kudretli anlamına gelir”[13] “Talût’un boyu gayet uzun olduğu ve hatta en uzun boylu bir kimse el uzatırsa Talût’un başına ulaşabildiği mervidir.”[14]
 “Tâlût kelimesi uzunluğu dolayısıyla kendisine lakab olarak verilen Şa-vu'dan Arapçalaştırılmıştır.”[15] “Keşşaf sahibi, Tâlût'un Câlût ve Dâvud kelimeleri gibi, Arapça olmayan bir isim (ism-i a'cemi) olduğunu; ma'rife ve ucmeliğinden dolayı gayr-ı munsarif olduğunu söylemiştir. Nahivciler ise, Allah'u Teâlâ'nın onu, vücut bakımından güçlü ve kuvvetli olarak nite-lemesinden dolayı, Tâlût kelimesinin, (uzunluk, büyüklük, genişlik) kelimesinden olduğunu; vezninin de, vezni olup, kelimenin aslının, şeklinde olduğunu öne sürmüşlerdir. Ne var ki bunun gayr-ı munsarif oluşu, onun bu kökten iştikak etmesine mânidir.”[16]
Tevrat, Talût’un Benyamin sıbtından olduğunu bildirmektedir. “…Benyamin bölgesinden birini göndereceğim. Onu halkım İsrail'in önderi olarak meshedeceksin.”[17] Bu onun açısından önemli bir durumdur. Çünkü Talût, Samuel peygamber tarafından Kral ilan edildiğinde kendisine muhalefet edenlerin eleştiri konusu yapmaları, onun Benyamin sıbtından biri olması sebebiyledir. Talût’un ağzından bu durum şöyle aktarılmaktadır: “Saul şu karşılığı verdi: "Ben İsrail oymaklarının en küçüğü olan Benyamin oymağından değil miyim? Ait olduğum boy da Benyamin oymağının bütün boylarının en küçüğü değil mi? Bana neden böyle şeyler söylüyorsun?"[18]
İsrailoğullarının Benyamin sıbtı; Hz. Yakup’un son çocuğu olan ve Peygamber Yusufla ana baba bir kardeş oldukları Bünyamin’den üreyen sıbttır. Müfessirlerin genel bakışı Bünyamin sıbtının küçük olması ve sahip olduğu “Kenan” arazileri üzerindeki gelirlerinin azlığı onaları diğer İsrail sıbtları içerisinde daha alt boyutta değerlendirmelere uğramasına neden olmuştur. Talût’un kendisinin de kabul ettiği bu vakıa İsrailoğulları sıbtlarının genel anlayışını temsil etmektedir ki, Talût’un İsrailoğullarına Kral olmasına muhalefet edilmiştir.
Kur’an Talût’un kral seçilmesi ve İsrailoğullarından muhalefet gelme olayını şu şekilde bildirmektedir: “Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi dedi. Bunun üzerine: Biz, hükümdarlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur? Dediler. "Allah sizin üzerinize onu seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir" dedi.”[19]
Kur’an İsrailoğullarının Talût’un krallığına muhalefet edenlerin sebebini vermemektedir ancak, bu noktada önemli gördüğümüz bir hususa dikkat çekelim. Tevrat Saul’ün (Talût) eşkâli, etnik konumu hakkında malumat verirken, Kur’an çok daha farklı bir boyuta dikkat çekmektedir. “….ilimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir.” Kuran beden olarak Tevrat’ın verilerini tasdik ederken; Tevrat’ın üstünde durmadığı önemli bir hususa dikkat çekmektedir. “….ilimde….” Yani Kur’an Taût’un yönetici seçilirken dikkat ettiği veya muhataplarının dikkat etmesini istediği çok önemli bir ayrıntı vermektedir. Kur’an göreve nasp edilen kişinin ehil yani “ilim” sahibi tarafını öne çıkarmaktadır. Oysa Tevrat fiziksel ve etnik detaylar vermektedir. Bu durum Kur’an ve Tevrat arasındaki genel ayrımın karakterini de taşımaktadır. Tevrat hem İsrailoğulları etnik ırkçılığını yaparken aynı zamanda İsrailoğulları içinde ikinci bir etnik ayrımcılığı körüklemektedir. "Ben İsrail oymaklarının en küçüğü olan Benyamin oymağından değil miyim? Ait olduğum boy da Benyamin oymağının bütün boylarının en küçüğü değil mi? Bana neden böyle şeyler söylüyorsun?" Talût’un, Samuel peygambere bu serzenişinden anlaşılmaktadır ki, Tevrat; Talût’un ağzından kendi bakış açısını da vermektedir. Görevde ehliyet değil etnik aidiyet aramaktadır, ya da böyle yansıtmaktadır. Tıpkı Hz. Muhammed sonrası Müslümanlar arasındaki ayrımcılık gibi….Hilafetin kureyşliliği meselesi gibi!...Hz. Peygamber dönemi akabinde bile Talût kıssasının iyi tefsir edilemediğinin en iyi göstergesi herhalde peygamber sonrası Hilafet makamında ehliyet ve liyakat aranmayıp; soya sopa önem verilmesi gibi!...
İşin ilginç bir yanını daha aktaralım. Tevrat Saul’ün (Talût) bedensel gücünü ön plana çıkardığı halde, bu bedensel gücün işe yarayacağı bir yer ve zamanda vazifeyi Hz. Davud’a vermektedir! Çünkü Talût ordusu karşısına çıkan müşrik Calût’un (Golyat) azametine rağmen Saul onunla savaşa çıkmaz yerine güçsüz bir savaşçı olarak gördükleri Hz. Davud çıkarılır. “Benyaminli Kiş sözü geçen biriydi. Saul (Talût) adında genç, yakışıklı bir oğlu vardı. İsrail halkı arasında ondan daha yakışıklısı yoktu. Boyu herkesten bir baş daha uzundu.”“Filist ordugâhından Gatlı Golyat (Calût) adında usta bir dövüşçü ortaya çıktı. Boyu altı arşın bir karıştı”[20]   “(Talût) Saul, "Öyleyse git, RAB seninle birlikte olsun" dedi. Sonra kendi giysilerini Davut'a verdi; başına tunç miğfer taktı, ona bir zırh giydirdi. Davut giysilerinin üzerine kılıcını kuşanıp yürümeye çalıştı. Çünkü bu giysilere alışık değildi. Saul'a, "Bunlarla yürüyemiyorum" dedi, "Çünkü alışık değilim." Sonra giysileri üzerinden çıkardı.”[21]
Bu demektir ki, Tevrat’ın Talût’un seçiminde ön plana çıkardığı argümanlar Kur’an’da serdedilen liyakat ve ehliyete nazaran önemsiz ayrıntılar olarak kalmıştır.
Kur’an’daki mücmel Talût kıssasının tefsirinde, Kur’an’i bakış açısından bir metod geliştiremeyen müfessirler de “İsrailiyat” üzerinden yaptıkları yorumlarda, Tevrat’taki aynı tenakuza düştüğü görülmektedir. Bunlara örnekler verelim: “Âlimlerden bazıları vücutça üstünlükten maksadın, boy uzunluğu olduğunu, Tâlût'un, insanların ancak omuzuna yetişebilecekleri kadar uzun olduğunu ve boyunun uzunluğundan dolayı "Tâlût" diye isimlendirildiğini söylemişlerdir. Vücutça üstünlükten maksadın güzellik olduğu ve Tâlût'un İsrâiloğulları ara­sında en yakışıklı erkek olduğu söylenmiştir. Yine bundan muradın güç ve kuv­vet olduğu söylenmiştir. Buna göre bu son görüş daha doğrudur. Çünkü düşmanları mağlûp etmede güç ve kuvvetten istifade edilir, boy uzunluğu ve yakışıklılıktan değil... “[22] “İbni Abbas der ki: Talût o gün için İsrailoğulları arasında en bilgili, en ya­kışıklı ve en eksiksiz bir yaratılışa sahipti. Düşmanın kalbine heybet verecek şekilde iri-yarı bir cüsseye sahipti. Uzunluğu dolayısıyla ona Tâlût denildiği de söylenmiştir.”[23] 
“Talût’un kişiliği ile ilgili olarak İslam kaynaklarında yer alan çok ilginç bir diğer yorumu aktarmadan geçemeyeceğiz.“Bazı kimseler, Talût'un da bir peygamber olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Allah Teâlâ onun elinde de mucizeler yaratmıştır. Böyle olan herkes peygam­ber olur. Bunun, evliyaullah'ın kerametleri babından olduğu söylenemez. Çün­kü keramet ile mucize arasında fark vardır. Keramet, meydan okumak için gös­terilmez. Mucize ise meydan okumak için gösterilir. Bundan dolayı, Talût'un elinde zuhur eden harikulade hallerin kerametler cinsinden olmaması gerekir.  Bu görüşe şöyle cevap verilir: Bunun, o zamanın peygamberinin bir mu­cizesi olması uzak bir ihtimal değildir. Bunun, o peygamberin mucizesi olma­sının yanında, Talût'un krallığı hususunda kesin bir alamet olması da söz konusudur.”[24]
Şu Kur’an ayeti dururken İslam alimlerinin yaptıkları yorumu nereye oturtturmak mümkündür siz karar verin!.. “Musa'dan sonra, Benî İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: "Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım"   ”Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi dedi.” “Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlığının alâmeti, Tabut'un size gelmesidir.”[25] Görüldüğü gibi Kur’an’ın açık ayetleri ve Tevrat’ın bu konudaki beyanları ortada iken olmadık yorumlar yaparak işi çığırından çıkaran müfessirlerin düzeltilmesi! Onların Kur’an kıssaları tefsirindeki, usulsüz yaklaşımlarının gündem edilmesi gerekir. Bunun için her zaman önerdiğimiz gibi kıssa ilim dalının kurulması ve spesifik olarak bu alanda dinler tarihi, arkeoloji, tarih, coğrafya, v.s gibi disiplinlerle koordineli hareket etmesi gerekmektedir.
 
Talût’un Kral seçilmesi:
 
Tevrat’ın geniş bir anlatımını yaptığı Talût’un iktidara geçmesi hikâyesini aktarmaya gerek görmeden Mevdudi’nin kısa anlatımıyla Talût’un nasıl kral seçildiğini aktaracağız.“M.Ö. 1000 yıllarında Amalika'lılar İsrailoğulları'na saldırdılar ve Filistin'in birçok bölümünü ele geçirdiler. O dönemde İsrailoğulları'nın işlerine bakan Peygamber Samuel (a.s) çok yaşlanmıştı. Bu nedenle İsrailoğulları'nın büyükleri Samuel'e gittiler ve "Allah yolunda savaşacak bir hükümdar (kral) tayin et" dediler. Onlar da diğer milletler gibi kendilerini yönetecek bir kral istiyorlardı.”[26] Kur’an bu durumu şöyle yansıtmaktadır: “Musa'dan sonra, Benî İsrail'den ileri gelen kimseleri görmedin mi? Kendilerine gönderilmiş bir peygambere: "Bize bir hükümdar gönder ki (onun komutasında) Allah yolunda savaşalım" demişlerdi.”[27]
 Yukarıda satırlarda üzerinde ayrıntılarıyla değindiğimiz, İsrailoğullarının Samuel peygamberden kral isteklerine, Kur’an da olumlu cevap verildiğini görmekteyiz:“Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi dedi.”[28]  
Tevrat metinleri ise Kral seçimine dair olayları şöyle nakletmektedir: “Samuel, "Ama sen dur" diye ekledi, "Sana Tanrı'nın sözünü bildireceğim."[29] “Sonra Samuel yağ kabını alıp yağı Saul'un başına döktü. Onu öpüp şöyle dedi: "RAB seni kendi halkına önder olarak meshetti”[30]   “Böylece bütün halk Gilgal'a gidip RAB'bin önünde Saul'un kral olduğunu onayladı. Orada, RAB'bin önünde esenlik sunuları sundular; Saul da, bütün İsrailliler de büyük bir sevinç yaşadılar.”[31]
Hz. Musa geleneği olan seçilen kişileri yağla meshetme ritüeli uygulanarak İsrailoğullarına Kral seçilen Talût’a,  İsrailoğullarının geneli ittiba etmiş olsa bile daha evvel üzerinde durduğumuz gibi muhalefet edenler de bulunmaktaydı. Bunların Muhalefetinin malzemesi ise önemlidir. Çünkü İsrailoğullarının Kral Talût’a sergiledikleri muhalefet çoğu resullere ve özellikle Hz. Muhammed’in resul tayininde de gündeme geldiği görülmektedir. Kur’an bu hususta şöyle beyan eder. “Peygamberleri onlara: Bilin ki Allah, Tâlût'u size hükümdar olarak gönderdi dedi. Bunun üzerine: Biz, hükümdarlığa daha lâyık olduğumuz halde, kendisine servet ve zenginlik yönünden geniş imkânlar verilmemişken o bize nasıl hükümdar olur? Dediler.”[32]
Burada Hz. Muhammed’e resullüğü hususunda itirazlar getiren Mekke’li müşriklere ve zımnen Medineli Yahudilere bir cevap olarak İsrailoğullarının Talût dönemi kıssasındaki vaki olay anlatılarak hem İsrailoğullarının Talût dönemi hem Hz. Muhammed dönemi hem de tüm zamanlarda cari olan müşrik itirazları ve bu itirazların Allah nezdindeki geçersizliği gündeme getirilmektedir. Bu durum aynı zamanda Kur’an kıssalarının yaşama nasıl örneklik ettiğini göstermektedir.  “Belki de sen (müşriklerin:) "Ona (gökten) bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi!" demelerinden ötürü sana vahyolunan âyetlerin bir kısmını (duyurmayı) terk edeceksin ve bu yüzden ruhun daralacaktır. (İyi bil ki) sen ancak bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekîldir.”[33]    "Yahut da altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız." De ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben, sadece beşer bir elçiyim.” [34]
“Ama bazı kötü kişiler, "O bizi nasıl kurtarabilir?" diyerek Saul'u küçümsediler ve ona armağan vermediler. Saul ise buna aldırmadı.”[35]   "'…Saul mu bize krallık yapacak….?”[36]
Tevrat yorumcuları, Talut’un(Saul) İsrailoğullarına Kral olduğunda yaşının, otuz veya kırk civarında olduğu belirtmektedirler. [37]
 
Talût’un Krallığının simgesi “Ahit sandığı”nın geri gelmesi:
 
Kur’an’da Talût’un Cenab-ı Hakk tarafından Kral seçildiğinin göstergesi olarak çok güçlü bir örnek verilmektedir. Talût’un krallığının Allah Tarafından tayin edildiğinin en güçlü alameti Tabut’un yani İsrailoğulları deyimince “Ahit sandığı”nın geri gelmesidir.
Kur’an Ahit sandığı”nın geri gelmesi veya daha önce müşriklerce ele geçirilmesi olayı üzerinde durmaz, çünkü bu detaylar Tevrat’ta bulunmaktadır. Kur’an mücmel olarak gerekli yerlerde olayların önemli gördüğü akışını anlatır ve bundan dersler çıkarılmasını ister. Şimdi Kur’an’ın bu mücmel anlatımına bakalım:   “Peygamberleri onlara: Onun hükümdarlığının alâmeti, Tabut'un size gelmesidir. Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükûnet, Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir alâmet vardır, dedi.”[38]
Kur’an bu ayetinde İsrailoğullarının en kutsalları olan Tevrat levhaları ve diğer kutsal birtakım eşyalarının bulunduğu “Ahit sandığı”nı tasdik etmektedir. Aynı zamanda Tevrat kitaplarında anlatılan “Ahit sandığı”nın savaşlara götürülerek İsrailoğullarını manen güçlendirmesine de atıfta bulunmaktadır.
 “Ahit sandığı” Talût’un kral seçilmesinden önce müşrik Kenan kavimlerinden Filistî’lerin eline geçmiştir. Fakat Tevrat’ta detaylı olarak anlatılan hadiseler sonucu Filistîlerin başlarına gelen belalar sonucu yine onlar eliyle İsrailoğullarına geri verilmiştir. Kur’an bu hususa dikkat çekerek Talût’un Kral seçilmesinde olduğu gibi “Ahit sandığı”nın tekrar geri gelmesinde Allah’ın payına dikkat çekmekte böylece Talût’un krallığının İlahî desteğine vurgu yaparak İsrailoğullarını, Kral Talût’a bey’at etmeye çağırmaktadır.
 Cenab-ı Hakk’ın Kur’an’da beyan ettiği Talût kıssasında belirttiği “Ahit sandığı” için şu tespiti yaptığını görmekteyiz. “Meleklerin taşıdığı o Tabut'un içinde Rabbinizden size bir ferahlık ve sükûnet, Musa ve Harun hanedanlarının bıraktıklarından bir kalıntı vardır. “
Kur’an’ın “Tabut” dediği, İsrailoğullarının “Ahit sandığı”  adını verdikleri sandığın, Hz. Musa zamanında Yehova’nın isteği ile ve onun emirleri doğrultusunda imal edildiği Tevrat sayfalarında yer aldığı halde bazı müfessirlerin ilginç yorumlarıyla “Ahit sandığı”nın daha da gizemli hale getirildiğini gözlemlemekteyiz. İlgi çekici olan bu yorumlarda “Haber rivayet edenler şunu nakletmişlerdir: Allah Teâlâ Hz. Âdem (a.s)'e, içinde, zürriyetinden peygamber olacakların resimlerinin bulunduğu bir sanduka indirmişti. Hz. Âdem’in zürriyeti, bu sandukayı Hz. Yakûb (a.s)'a gelinceye kadar nesilden nesile miras yoluyla intikal ettirdiler. Sonra bu san­duka (Hz. Yakûb'un soyu olan) İsrailoğullarının elinde kaldı. Onlar bir mese­lede ihtilâf ettikleri zaman, o sanduka konuşuyor ve aralarında hükmediyordu. Savaşa gittiklerinde, onu eller üzerinde en önde taşıyorlar ve onun sayesinde düşmanlarına karşı zafer kazanmak istiyorlardı. Düşmanla çarpışırken, me­lekler onu askerin üstünde taşıyorlardı. Onlar bu sandukadan bir ses işittikleri zaman, muzaffer olacaklarını kesin olarak anlıyorlardı.”[39]
Hâlbuki Tevrat ve İncil “Ahit sandığı” hakkında şunları aktarmaktadır. Hz. Musa zamanında "O zaman Rab bana, 'Öncekiler gibi iki taş levha kes ve dağa, yanıma çık' dedi, 'Ağaçtan bir sandık yap.”[40]   "Saf altından bir Bağışlanma Kapağı yap. Boyu iki buçuk, eni bir buçuk arşın olacak. Kapağın iki kenarına dövme altından birer Keruv yap. Keruvlar'dan birini bir kenara, öbürünü öteki kenara, kapakla tek parça halinde yap. Keruvlar yukarı doğru açık kanatlarıyla kapağı örtecek. Yüzleri birbirine dönük olacak ve kapağa bakacak. Kapağı sandığın üzerine, sana vereceğim taş levhaları ise sandığın içine koy. Seninle orada, Levha Sandığı'nın üstündeki Keruvlar arasında, kapağın üzerinde görüşeceğim ve İsrailliler için sana buyruklar vereceğim.”[41]diye belirtmiştir. Tevrat’ta Yehova’nın isteği ve onun direktifleri doğrultusunca imal edildiği anlatılan “Sandığın içinde altından yapılmış man testisi, Harun'un filizlenmiş asası ve antlaşmanın taş levhaları vardı.”[42]
Bu realite ortada iken müfessirlerin ahit sandığı ve içindekilerle ilgili yaptıkları acayip yorumlara İsrailiyat denmesi bile mümkün değildir. Çünkü İslami literatürde, İsrailiyat denen Tevrat ve Yahudi metinlerinde bile böyle ifadeler yer almamaktadır. Bu durum Kur’an kıssalarının tefsirinde metod geliştiremeyen İslam âlimlerinin usülsüz yaklaşımlarını göstermektedir. Çeşitli yazılarımızda değindiğimiz bu olumsuz durum halen Kur’an kıssaların anlaşılması hususundaki tefsirler açısından devam ettirilmektedir.
Tevrat “Ahit sandığı” ile ilgili olayları şöyle aktarır: “Filistliler, Tanrı'nın Sandığı'nı ele geçirdikten sonra, onu Even-Ezer'den Aşdot'a götürdüler. Tanrı'nın Sandığı'nı Dagon Tapınağı'na taşıyıp Dagon heykelinin yanına yerleştirdiler. Ertesi gün erkenden kalkan Aşdotlular, Dagon'u RAB'bin Sandığı'nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Dagon'u alıp yerine koydular. Ama ertesi sabah erkenden kalktıklarında, Dagon'u yine RAB'bin Sandığı'nın önünde yüzüstü yere düşmüş buldular. Bu kez Dagon'un başıyla iki eli kırılmış, eşiğin üzerinde duruyordu; yalnızca gövdesi kalmıştı.”[43]
“Ahit sandığı”nın,İsrailoğullarının manevi gücü olduğunu tespit eden müşrikler, savaşta yendikleri İsrailoğulları sıbtının elinde olan bu sandığı ülkelerine götürüp putlarının olduğu mekâna koyarak akıllarınca kendilerinin de bu kutsal sandığın gücüne sahip olacaklarını düşünmüşlerdir. Ancak hesapları tutmamıştır.   
 “Bütün Filist beylerini toplayarak, "İsrail Tanrısı'nın Sandığı'nı buradan uzaklaştırın" dediler, "Sandık yerine geri gönderilsin; öyle ki, bizi de halkımızı da yok etmesin." Çünkü kentin her yanını ölüm korkusu sarmıştı. Tanrı'nın onlara verdiği ceza çok ağırdı. Sağ kalanlarda urlar çıktı. Kent halkının haykırışı göklere yükseldi. “[44]
Neticede “Ahit sandığı” İsrailoğullarının müşriklerle savaşmasına gerek kalmadan Allah’ın takdiriyle müşriklerin eliyle “RAB'bin Sandığı Filist ülkesinde yedi ay kaldıktan sonra…”[45] Tekrar geri getirilmiştir.
Kur’an’ın Ahit sandığının gelmesinde altını çizdiği konular şunlardır. Birincisi Talût’un Kral tayin edilmesi Allah iradesinin yansımasıdır. İkincisi ise savaşlara “Ahit sandığı” ile giderek onda olağanüstü güçler atfeden İsrailoğulları bu vesileyle maddi olarak manevi açıdan desteklenmiştir. Böylece savaşlardan kaçma, yan çizme yoluna başvuramayacaklardır. Artık bir kralları vardır ve daha önceki savaşlarda kendilerine manevi güç veren “Ahit sandığı” yanlarındadır.
 
Talût’un askeri ve idari yönetimi:
 
Bilindiği gibi İsrailoğullarının Kral istekleri “Kenan” ülkesi yönetimindeki idari boşluğun doldurulması ve müşrik “Kenan” kavimlerinin İsrailoğullarına saldırılarının önlenmesi amaçlı askeri yapılanma gerekçesiyledir. Talût’un (Saul)
Tevrat Talût’un siyasi ve askeri organizasyonlarını detaylı olarak anlatmaktadır. Bilgilenme açısından bazı ifadeleri alıntılayalım. Samuel peygamberin Talût kral seçilmeden evvel bildirdiği organizasyon, Tal^t’un kral seçilmesinden sonra gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Talût’un amacı dağınık bir halde ve savaş için organize olamayan İsrailoğullarını müşrikler için savaşa hazırlamaktır. Samuel onlara bunun nasıl olacağını şöyle açıklar: “Oğullarınızı alıp savaş arabalarında ve atlı birliklerinde görevlendirecek. Onun savaş arabalarının önünde koşacaklar. Bazılarını biner, bazılarını ellişer kişilik birliklere komutan atayacak. Kimisini toprağını sürüp ekinini biçmek, kimisini de silahların ve savaş arabalarının donatımını yapmak için görevlendirecek.Kızlarınızı ıtriyatçı, aşçı, fırıncı olmak üzere alacak. En seçme tarlalarınızı, bağlarınızı, zeytinliklerinizi alıp hizmetkârlarına verecek. Tahıllarınızın, üzümlerinizin ondalığını alıp saray görevlileriyle öbür hizmetkârlarına dağıtacak.  Erkek, kadın kölelerinizi, en seçkin boğalarınızı, eşeklerinizi alıp kendi işinde çalıştıracak. Sürülerinizin de ondalığını alacak. Sizler ise onun köleleri olacaksınız.”[46]
Talût öncelikle savaşacak birlikler seçtiği görülmektedir. İsrailoğullarından savaşacak olanları düzenli birlik haline getiren Talût ayrıca Savaşma mahareti yüksek şövalyeleri de yanına alıp eğitmekteydi. “Saul, İsrail'de iki yıl krallık yaptıktan sonra halktan üç bin kişi seçti. Bunlardan iki binini Mikmas ve Beyt-El'in dağlık bölgesinde yanına aldı. Binini de Benyamin oymağına ait Giva Kenti'nde Yonatan'ın yanına bıraktı. Halktan geri kalanları evlerine gönderdi. Yonatan Giva'daki Filist birliğini yendi. Filistliler bunu duydular.”[47]“Saul yaşamı boyunca Filistliler'le kıyasıya savaştı. Nerede yiğit, güçlü birini görse kendi ordusuna kattı.”[48]“Saul Davut'u çok sevdi ve ona silahlarını taşıma görevini verdi.”[49] Silahşör olarak seçip yetiştirdiği kişilerden birisi de kendisinden sonra Kral olan Hz. Davud vardır. Bu da onun isabetli görüşlerinin olduğunu serdetmekdedir.
Birliklerini organize eden Talût ordunun savaşma gücündeki önemli bir eksikliğini de görmüş ve bunu telafi etmiştir. “Bütün İsrail ülkesinde bir tek demirci yoktu. Filistliler, "İbraniler kılıç, mızrak yapmasın" demişlerdi. Bu nedenle bütün İsrailliler saban demirlerini, kazma, balta ve oraklarını biletmek için Filistliler'e gitmek zorundaydılar. Saban demiriyle kazmanın bileme fiyatı, şekelin üçte ikisi kadardı. Beller, baltalar, üvendireler için istenilen fiyat ise şekelin üçte biriydi. İşte bu yüzden, savaş sırasında Saul ile Yonatan dışında, yanlarındaki hiç kimsenin elinde kılıç, mızrak yoktu.”[50]
 
Talût ve ordusunun sınanması:
 
Talût kıssasında, Talût’un kral olması ile birlikte derlenip toparlanan ve kendileri ile savaşan müşrik “Kenan” kavimlerine üstünlük sağlayan İsrailoğullarının geldikleri bu üstün konumda Allah’a karşı tutumlarında denenmelerinin gündeme gelmektedir. Bu yüzden Talût kumandasındaki İsrailoğullarının müşriklerle savaşmaya giderken başlarından geçen bir olay aktarılmaktadır.
Olay Kur’an’da şu şekilde beyan edilmektedir: “Tâlût askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: Biliniz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna kim ondan içmezse bendendir, dedi. İçlerinden pek azı müstesna hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur, dediler. Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.”[51]
İsrailoğulları ordusunun denendiği ırmak[52] hakkında Tevrat ve İslam kaynaklarında çeşitli isimler bulunmuş olsa da bunun önemi olmadığı açıktır. Olayda müessir fiil, ırmak’tan su içilmemesi ya da hiç dayanamayanlar durumda olanlar için eliyle bir avuç müstesna içilmesi şartı vardır. Cenab-ı Hakk’ın bu emrine rağmen onun emrine isyan edenler olduğu anlaşılmaktadır. Hem de çok sayıda!...
Irmağı geçen İsrailoğullarından su içenler Allah’ın emrine uymamanın verdiği vicdan muhasebesinde isyan derecelerini daha da ileri götürdükleri anlaşılmaktadır. Allah’ın emrine aykırı hareket edenler bu vicdan muhasebesinden yenik çıktıkları için savaşacakları Calut ordusunu da gözlerinde büyüterek geri dönme yönünde; Allah’a itaat edip su içmeyen gerçek mü’minleri vazgeçirme amacıyla yönlendirmede bulundukları gözlemlemekteyiz.
Allah’a itaat edip su içmeyen mü’minler ise imanlarının gereği olarak Allah’a tam olarak ittiba ettiklerini şöyle belirtmektedirler: “Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir, dediler.”[53]
İsrailoğulları ordusunun ırmaktan su içmeme emrine itaat eden askerleri ile su içip isyan edenleri arasındaki bu muhavere aynı zamanda Kur’an’ın iniş sürecinde müşrik/münafıklarla savaşta sabır sebat hususunda meydana gelen/gelebilecek benzer vakıalara karşı örneklik teşkil ettiği muhakkaktır. Talût kıssasının bu bölümünde, Kur’an kıssalarının temel özelliklerinden birini daha görmekteyiz. Kur’an kıssaları, geçmişi kıssa ederken, hâlihazır ve gelecekte muadil durumlara örneklik etmektedir. Aynı zamanda anlatılan kıssa ile mü’minlerin gönüllerini tekid ederek, inkârcıların olumsuz davranışlarını zemmetmektedir.
İsrailoğulları ordusundan Allah’a itaat edenlerin bu itaatkâr davranışlarını müteselsilin sürdürdüklerini gözlemlemekteyiz. “Câlût ve askerleriyle savaşa tutuştuklarında: Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Bize cesaret ver ki tutunalım. Kâfir kavme karşı bize yardım et, dediler.”[54] Su içmemekle Allah’a itaat eden askerler, su içip isyan eden askerlere karşı Allah’ın izniyle galip gelineceği inancını beyan ederek bir başka itaat sergilemişlerdir. Savaşta Calut ordusu ile karşılaştıklarında ise yine imanlarının gereğini yaparak Allah’a münacatla ondan yardım istemektedirler. Dolayısıyla kıssadaki Allah’a itaat hususundaki tüm bu olumlu ve olumsuz davranışlar, Kur’an muhatabı olanlar için her biri ayrı değerde örneklik teşkil eden davranışlar olarak sergilenmektedir.
 
Talût ve ordusunun sınanmasının Tevrat versiyonu:
 
Kur’an’da beyan edilen İsrailoğulları ordusunun denenmesi kıssası Tevrat’ta iki ayrı versiyonda anlatılmaktadır. Yapılan savaş sonrası bitkin düşen ordunun, Kral Talût tarafından yasaklanan toprak üzerinde akan baldan yeme yasağı ve buna muhalefet eden Talût oğlunun konu edildiği birinci kıssa Kur’an’da anlatılan kıssa ile aynı muhtevada olmadığı gözükmektedir. “Böylece RAB İsrail'i o gün zafere ulaştırdı. Savaş Beyt-Aven'in ötesine dek yayıldı. O gün İsrailliler bitkindi. Çünkü Saul(Talût), "Ben düşmanlarımdan öç alıncaya kadar, akşama dek kim yemek yerse lanetli olsun!" diye halka ant içirmişti. Bu yüzden de kimse bir şey yememişti. Derken, her yanı bal dolu bir ormana vardılar. Askerler ormana girince, toprakta akan balları gördüler. Ne var ki, içtikleri anttan korktukları için hiçbiri bala dokunmadı. Yonatan babasının halka ant içirdiğini duymamıştı. Elindeki değneği uzatıp ucunu bal gümecine batırdı. Biraz bal tadar tatmaz gözleri parladı. Bunun üzerine oradakilerden biri, Yonatan'a, "Baban askerlere, 'Bugün kim yemek yerse lanetli olsun' diye ant içirdi" dedi, "Askerlerin bitkin düşmesi de bundan." Yonatan, "Babam halka sıkıntı verdi" diye yanıtladı, "Bakın, bu baldan biraz tadınca gözlerim nasıl da parladı!”[55]
Tevrat’ta anlatılan ırmaktan su içmeme sınanması ile ilgili ikinci Tevrat anlatımı “Hâkimler” kitabındadır. Bilindiği gibi “Hâkimler” kitabı, Talût öncesi İsrailoğulları dönemini anlatan bir kitaptır. Talût bu karışık dönemin ardından doğmuş ve yönetime seçilmiştir. Irmaktan su içmeme sınavı ise daha sonraları vuku bulmuştur. 
Bu durumu yorumlayan bazı kaynaklar, Tevrat’taki Talût kıssasında “….su imtihanına temas etmemiş bunun yerine Talût’un, “Düşmandan intikam alıncaya kadar bugün ekmek yiyen mel’undur” dediğini zikretmiştir(I.Samuel, 14/24). Ancak Hakimler kitabında (7/4-7) bir başka harpte su imtihanı geçmektedir. Öyle anlaşılıyor ki bu su imtihanı birkaç kere tekrarlanmış, Tevrat bunlardan bazılarını zikretmiştir.(İbn Âşûr,II,497”demektedirler.
“Yerubbaal (yani Gidyon) ile yanındaki halk erkenden kalkıp Harot Pınarı'nın başında ordugâh kurdular. Midyanlılar'ın ordugâhıysa onların kuzeyinde, More Tepesi'nin yanındaki vadideydi. RAB Gidyon'a şöyle dedi: "Yanında fazla adam var; Midyan'ı onların eline teslim etmem. Yoksa İsrailliler, 'Kendi gücümüzle kurtulduk' diyerek bana karşı övünebilirler. Şimdi halka şunu söyle: 'Korkudan titreyen dönsün, Gilat Dağı'ndan geri gitsin.'" Bunun üzerine halktan yirmi iki bin kişi döndü, on bin kişi orada kaldı. RAB Gidyon'a, "Adamların sayısı hâlâ fazla" dedi, "Kalanları suyun başına götür, onları orada senin için sınayayım. 'Bu seninle gidecek' dediğim adam seninle gidecek; 'Bu seninle gitmeyecek' dediğim gitmeyecek." Gidyon halkı suyun başına götürdü. RAB Gidyon'a, "Köpek gibi diliyle su içenleri bir yana, su içmek için dizleri üzerine çökenleri öbür yana ayır" dedi. Ellerini ağızlarına götürerek dilleriyle su içenlerin sayısı üç yüzü buldu. Geri kalanların hepsi su içmek için dizleri üzerine çöktüler. RAB Gidyon'a, "Sizi diliyle su içen üç yüz kişinin eliyle kurtaracağım" dedi, "Midyanlılar'ı senin eline teslim edeceğim. Öbürleri yerlerine dönsün." Gidyon yalnız üç yüz kişiyi alıkoyarak geri kalan İsrailliler'i çadırlarına gönderdi. Bu üç yüz kişi, gidenlerin kumanyalarıyla borularını da aldılar. Midyanlılar'ın ordugâhı Gidyon'un aşağısında, vadideydi.”[56]
Bilgilenme amaçlı verdiğimiz bu alıntılarda karmaşık bir ortam kıssa edilmektedir. Sınav yapanın kimliği karışıktır, sınav yapılan kişilerin akıdevi durumları müphem bırakılmıştır, sınav sebepleri açık değildir ve sınav sonucu tam hedefi yansıtmamaktadır.
Oysa Kur’an’daki Talût kıssasındaki Irmaktan su içmeme sınavı mücmel olmasına rağmen sebep ve sonuçların çok açık ve sade olarak anlatıldığı bir kıssadır. Vermek istediği mesajlar nettir.
 
Calut ve ordusu ile savaş:
 
Irmak sınanması akabinde Kral Talût kumandasındaki İsrailoğulları ordusu, müşrik Calut ordusu ile karşılaşır. Tevrat’ta detayları ile anlatılan bu karşılamada önce her iki ordunun en İyi silahşorlarının mücadele ettikleri ufak çaplı ve gövde gösterisi amaçlı olan bir muharebe yapılır.
Yapılan bu öncü muharebede Hz. Davud, müşrik Calut’u (Golyat) yener ve onu öldürür. “Elini dağarcığına sokup bir taş çıkardı, sapanla fırlattı. Taş Filistli'nin alnına çarpıp saplandı. Filistli yüzükoyun yere düştü.” “Böylece Davut Filistli Golyat'ı(Calut) sapan ve taşla yendi. Elinde kılıç olmaksızın onu yere serdi.” “Sonra koşup üzerine çıktı. Golyat'ın kılıcını tutup kınından çektiği gibi onu öldürdü ve başını kesti. Kahraman Golyat'ın öldüğünü gören Filistliler kaçtılar.” [57] Bu husustaki geniş anlatımı “Kral peygamber Davud” başlıklı yazımızda yaptığımızı belirterek konumuza devam edelim.
Hz. Davud’un elindeki sapan ve beş taşla alt ettiği Calut’un ölümü üzerine müşrik Filistî ordusu dağılır. Bunun üzerine saldırıya geçen İsrailoğulları ordusu, müşriklerin ordusunu yener. Böylece Kur’an’ın belirttiği “Nice az sayıda bir birlik Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir.” Ayeti gerçekleşmiştir.
Kur’an bu vakıayı şöyle nakletmektedir: “Sonunda Allah'ın izniyle onları yendiler. Davud da Câlût'u öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği ilimlerden ona öğretti. Eğer Allah'ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu. Lâkin Allah bütün insanlığa karşı lütuf ve kerem sahibidir.”[58]
 
Talût’un ölümü:
 
Kur’an’da Talût’un ölümü hakkında bilgi verilmez. Tevrat’ta I. Samuel kitabı sonunda Saul’ün(Talût) ölümü anlatıulmaktadır. Müşriklerle savaşta şehit edilen Talût’un aynı zamanda oğulları da şehid şehit olmuştur. “Saul'un çevresinde savaş kızıştı. Derken Saul Filistli okçular tarafından vuruldu ve ağır yaralandı. Saul, silahını taşıyan adama, "Kılıcını çek de bana sapla" dedi, "Yoksa bu sünnetsizler gelip bana kılıç saplayacak ve benimle alay edecekler." Ama silah taşıyıcısı büyük bir korkuya kapılarak bunu yapmak istemedi. Bunun üzerine Saul kılıcını çekip kendini üzerine attı. Saul'un öldüğünü görünce, silah taşıyıcısı da kendini kılıcının üzerine attı ve Saul'la birlikte öldü. Böylece Saul, üç oğlu, silah taşıyıcısı ve bütün adamları aynı gün öldüler.”[59]
Şehid ettikleri Talût ve oğullarının  başını keserek ona olan hınçlarını gösteren müşriklerin bu vahşi davranışı karşısında İsrailoğullarından bir gurup gizlice Talût ve oğullarının naaşlarını alarak Yaveş denilen mevkide toprağa defnederler. “Bütün yiğitler geceleyin yola koyularak Beyt-Şean'a gittiler. Saul'la oğullarının cesetlerini Beyt-Şean surundan indirip Yaveş'e götürdüler, orada yaktılar. Sonra kemiklerini toplayıp Yaveş'teki ılgın ağacının altına gömdüler ve yedi gün oruç tuttular.”[60]
 
Sonuç:
 
Kur’an’ı Kerimde serdedilen Talût kıssası öncelikle geçmişte yaşanmış bir vakıayı kıssa etmektedir.
İslam kaynakları Talût kıssasını Davud peygamber kıssası içerisinde vererek Talût’u, Davud ile özdeşleştirmişlerdir. Oysa Talût kıssasının Davud peygamber kıssasından bağımsız bir kıssa olarak değerlendirilerek incelenmesi gerekmektedir.
Kur’an’ı Kerim’deki Talût kıssasında yer alan cihad’dan kaçınan İsrailoğulları olayı anlatımı, geçmiş bir kavmin olumsuz tavrını açıklarken, aynı anda nüzul dönemi Kur’an muhataplarını da uyarmaktadır. Medine Müslümanlarının da geçmiş kavimlerde olduğu gibi bu olumsuz yaklaşımlar sergilememelerini, böyle olumsuz tavırlar sergileyip savaşmamak için çeşitli mazeretler sürenlerin içlerinde olanı Allah’ın bildiğini beyan etmektedir.
Kur’an’daki
Talût kıssası, Talût’un yönetici seçilirken dikkat ettiği veya muhataplarının dikkat etmesini istediği çok önemli bir ayrıntı vermektedir. Kur’an göreve nasp edilen kişinin ehil yani “ilim” sahibi tarafını öne çıkarmaktadır. Oysa Tevrat fiziksel ve etnik detaylar vermektedir. Bu durum Kur’an ve Tevrat arasındaki genel ayrımın karakterini de taşımaktadır.
İsrailoğullarının Talût dönemi kıssasındaki, Talut’un seçimine olan muhalefetleri anlatılarak hem İsrailoğullarının Talût dönemi hem Hz. Muhammed dönemi hem de tüm zamanlarda cari olan liyakat ve ehliyete değil maddiyat ve nesebe ve birtakım dünyevî ölçülere dayanarak yapılan müşrik itirazları ve bu itirazların Allah nezdindeki geçersizliği gündeme getirilmektedir. Kıssadaki Talût’un seçiminde verilen ölçü aynı zamanda Hz. Muhammed’e resullüğü hususunda itirazlar getiren Mekke’li müşriklere ve zımnen Medineli Yahudilere bir cevaptır. Bu durum aynı zamanda Kur’an kıssalarının yaşama nasıl örneklik ettiğini göstermektedir.  
İsrailoğulları ordusunun ırmaktan su içmeme emrine itaat eden askerleri ile su içip isyan edenleri arasındaki muhavere aynı zamanda Kur’an’ın iniş ve kıyamete kadarki sürecinde müşrik/münafıklarla Müslümanlar arasında savaşta sabır sebat hususunda meydana gelen/gelebilecek benzer vakıalara karşı örneklik teşkil ettiği muhakkaktır. Talût kıssasının bu bölümünde, Kur’an kıssalarının temel özelliklerinden birini daha görmekteyiz. Kur’an kıssaları, geçmişi kıssa ederken, hâlihazır ve gelecekte muadil durumlara örneklik etmektedir. Aynı zamanda anlatılan kıssa ile mü’minlerin gönüllerini tekid ederek, inkârcıların olumsuz davranışlarını zemmetmektedir.
Kur’an’daki Talût kıssasındaki Irmaktan su içmeme sınavı Tevrat’a nazaran çok mücmel olmasına rağmen sebep ve sonuçların, iman- küfür muvazenesinin çok açık ve sade olarak anlatıldığı bir kıssadır. Kur’an’ın vermek istediği mesajlar nettir.
Kur’an’la benzer olarak Tevrat’ta yer alan Talût kıssası, onlarca sayfada ve yine bir o kadar karmaşık olaylarla birlikte anlatılmaktadır. Oysa Kur’an, Talût görevlendirilmeden önceki İsrailoğulları ve Kenan bölgesinin durumunu ve hidayetle ilgili mesaj ve derslerini Tevrat’tan çok daha mücmel olarak icaz, belagatle ve fesahatle beyan etmektedir.
 
 


Cengiz Duman
Araştırmacı-Yazar 
 
 
 

[1] Tevrat; Hakimler, Bab2/17,19.
[2] Tevrat; Hakimler, Bab10/6.
[3] D.İB; Kur’an yolu Türkçe meal ve tefsir, c.I, s.386
[4] Tevrat; Hakimler, Bab18/1.
[5] Tevrat; Hakimler, Bab19/1.
[6] Tevrat; Hakimler, Bab21/25.
[7]Kur’an/ Maide suresi/24.
[8] Tevrat; I.Samuel, Bab7/3.
[9] Tevrat; I.Samuel, Bab7/15-17.
[10] Kur’an/ Bakara suresi/246.
[11] Tevrat; I.Samuel, Bab8/1-8.
[12] Tevrat; I.Samuel, Bab9/1-2.
[13] Ignaz Goldzıher, Der Mythosbeiden Hebraern, S.162.
[14] Mehmed Vehbi; Hülasat’ül Beyan, C.1-2, s.446.
[15] Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, c.1, s.662.
[16] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c.5, S.338.
[17] Tevrat; I.Samuel, Bab9/16.
[18] Tevrat; I.Samuel, Bab9/21.
[19] Kur’an/ Bakara suresi/247.
[20] Tevrat; I.Samuel, Bab17/4.
[21] Tevrat; I.Samuel, Bab17/37-39.
[22] Fahruddin Er-Râzi, A.g.e, c.5, S. 341.
[23] Vehbe Zuhayli, A.g.e, c.1, s.662.
[24]Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c.5, S.346.
[25] Kur’an/ Bakara suresi/246-248.
[26] Mevdudi; Tef’himü’l Kur’an, c. 1 , s.190 .
[27]Kur’an/ Bakara suresi/246.
[28] Kur’an/ Bakara suresi/247.
[29] Tevrat; I.Samuel, Bab9/27.
[30] Tevrat; I.Samuel, Bab10/1.
[31] Tevrat; I.Samuel, Bab11/15.
[32] Kur’an/ Bakara suresi/247.
[33] Kur’an/ Hud Suresi/12.
[34] Kur’an/ IsraSuresi/93.
[35] Tevrat; I.Samuel, Bab10/27.
[36] Tevrat; I.Samuel, Bab11/27.
[37] Tevrat; I.Samuel, Bab13/1.
[38] Kur’an/ Bakara suresi/248.
[39] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c.5, S.344.
[40] Tevrat;Yeşu,Bab3/4.
[41] Tevrat; Çıkış, Bab25/16-22.
[42] İncil; İbranilere mektup, 9/4; D.İB; Kur’an yolu Türkçe meal ve tefsir, c.I, s.389;
Abdurrahman Küçük; Ahit sandığı, D.İ.A, C.I, S.535.
 Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, c.1, s.668;
Mehmed Vehbi; Hülasat’ül Beyan, C.1-2, s.448
[43] Tevrat; I.Samuel, Bab5/1-4.
[44] Tevrat; I.Samuel, Bab5/11-12.
[45] Tevrat; I.Samuel, Bab6/1.
[46] Tevrat; I.Samuel, Bab8/10-17
[47] Tevrat; I.Samuel, Bab13/1-3.
[48] Tevrat; I.Samuel, Bab14/52.
[49] Tevrat; I.Samuel, Bab16/21.
[50] Tevrat; I.Samuel, Bab19/22.
[51] Kur’an/ Bakara suresi/249.
[52] İbni Kesir; Muhtasar Kur’an-ı Kerim tefsiri,c.I, 209;
[53] Kur’an/ Bakara suresi/249.
[54] Kur’an/ Bakara suresi/250.
[55] Tevrat; I.Samuel, Bab14/23-29
[56] Tevrat; Hakimler, Bab7/1-8.
[57] Tevrat; I.Samuel, Bab17/49-51.
[58]Kur’an/ Bakara suresi/251.
[59] Tevrat; I.Samuel, Bab31/3-6.
[60] Tevrat; I.Samuel, Bab31/12-13.
www.kurankissalari.tr.gg
 
zülkarneyn kitap resmi ile ilgili görsel sonucu



Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=