Kabe'nin inşası ve resuller
KABE'NİN İNŞASI VE RESULLER
 
 
         Rivayetlere göre; Hz İbrahim, ikamet ettiği Kenan diyarı ile oğlu İsmail ve annesi Hacer’i bıraktığı Mekke diyarı arasında zaman zaman yolculuk ederek onların durumlarına yakından vakıf oluyordu. İbn-i Abbas rivayetinde Hz. İbrahim’in yaptığı iki ziyaret ve yaşadığı olaylar anlatılmaktadır. Hz. İbrahim’in gelişlerinin hangisinde olduğu bilinmeyen ancak Hz. İsmail’in kemal yaşta olduğu anlaşılan bir dönemde Hz. İbrahim’e Kâbe’yi inşa etmesi görevi verilir. Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.“[lxiii]
         Kıssanın bu bölümünde dikkat çeken bir nokta üzerinde durmakta fayda görüyoruz. Kıyamete kadar kutsallığı kaybolmayacak ve Müslümanların Kıblesi olmaya devam edecek olan Allah’ın evinin yapımı sırasında, Kur’an’ı Kerim’de, sadece iki isimden bahsedilmektedir. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail; Bu tertemiz iki muvahhit ve ikisi de peygamber olan Allah evinin ustalarını; ikamet ettikleri (Kenan) diyardan çok uzak olan Mekke’de, Arap kabilenin yurdunda, Allah’ın evini yapma eylemine girişmelerini rasgele, şuursuz bir eylem olarak kabul edebilir miyiz?
         Hz. İsmail’in taş taşıdığı, Hz. İbrahim’in Kâbe duvarlarını ördüğü, Kâbe’nin inşaat çalışması esnasında; Hz. İbrahim’in, yükselen Kâbe duvarlarını örebilmesi için, üzerine çıkarak örme işlemine yardımcı olan, Hz. İsmail’in getirdiği taş, Kur’an’da önemle zikredilmektedir.“Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin”[lxiv]“…İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.”[lxv]
         Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in Kâbe’yi inşa ettikleri sırada yaptıkları dualar içersindeki bahislerde, inşa edilen Kâbe ve Kâbe çevresinin geleceği hakkında bilgiler yer almaktadır.
  • “Neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar.”
  • “ibadet usullerimizi göster.“
  • “bir peygamber gönder.”
  • “Burayı emin bir şehir yap”
  • “inananları çeşitli meyvelerle besle.”
“…Neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster.“ [lxvi]
“Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder.” [lxvii]
“Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle.” [lxviii]
"Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!" [lxix]
         Kâbe’nin inşasının bitiminde Allah; Haccı, tüm insanlara ilan etmesini Hz. İbrahim’den ister. “İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.” [lxx]
         Allah, Hac menasiklerini, Hz. İbrahim ve İsmail’e açıklar ve Cebrail vasıtasıyla şeklen gösterir. 
“Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik.” [lxxi]
“Ta ki kendilerine ait bir takım yararları yakinen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah'ın ismini ansınlar. Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de yoksula, fakire yedirin. “ [lxxii]
” Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler.
”Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. “ [lxxiii]
“Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur.” [lxxiv]
 
         Hz. İsmail’in resul seçilmesi
 
         Hz. İsmail Allah tarafından bulunduğu içinden yetiştiği, Mekke’deki Arap toplumuna resul tayin edilir. İsmail’in bu resullük vazifesinin başlama vakti ile ilgili olarak Kur’an’da bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, Hz. İsmail resul tayin edilmesinden hatta dünyaya gelmezden evvel, babası Hz. İbrahim yaşadığı, Kıldani toplumu içinde iken, Allah’a, neslinden peygamber yollaması duası vardır. “Ben seni insanlara önder yapacağım, demişti."Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" dedi.”[lxxv]Kâbe’nin inşası sırasında Hz. İbrahim’in “Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder.”[lxxvi] Diye ayrı bir duası daha olmuştur.
         Kâbe’deki bu en son yapılan duanın akabinde, ya da Kâbe’nin yapımı bitip Hz. İbrahim, Mekke’den ayrıldıktan sonra Hz. İsmail’in resul olması, ayetlerin anlatımına daha yatkındır.
        Hz. İbrahim’den sonra, onun getirdiği dinin, Allah tarafından görevlendirilen Mekke’deki resulü olan Hz. İsmail, hem içinde yaşadığı Mekke toplumuna Allah’ın emirlerinin tebliğcisi, hem Mekke’nin en değerli yapısı olan Allah’ın evi, Kâbe’nin bakıcısı, buradaki ibadetlerin düzenleyicisi ve gözeticisi olmuştur.
        Allah’ın gönderdiği din birdir. Yani İslam.. Ancak İslam’ın temsilcileri, mübelliğleri çeşitli resuller olabilir. Nitekim bunun en iyi örneğini Hz. İbrahim döneminde görmekteyiz. Aynı çağda farklı coğrafyalarda, birbirine akraba olan üç ayrı resul ve üç ayrı toplum… İbrahim-Kıldani, Lut-sodom ve Gomora, İsmail-Mekke, Arap toplumu… İbrahim döneminde oluşan bu resuller ve hitap ettikleri toplumlar ile ilgili durumu nazarı itibara alarak; Kur’an’daki Resullerin vazifelendirilmeleri ile ilgili şu ayetleri daha iyi içselleştirebilmemiz mümkündür.
“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.” [lxxvii]
“Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!”[lxxviii]
“Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.”[lxxix]
Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sadıktı, resul ve nebi idi.”[lxxx]
“Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torunlara), İsa'ya, Eyyûb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik.”[lxxxi]
         İsmail’@in bulunduğu topluma resul seçilmesi, Kur’an’da anlatılan resul seçimindeki sünnetullah’a uygundur. Her peygamber bulunduğu toplum içinden seçildiği gibi, Hz. İsmail’de yaşadığı, Mekke Arap toplumu içersinden resul seçilir. “Onlar arasından kendilerine: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâla Allah'tan korkmaz mısınız?" (mesajını ileten) bir peygamber gönderdik.”[lxxxii]
         Hz. İsmail, anadan Arap kökenli olması itibari ile etnik bakımdan Mekke Arap toplumu ile aynı kökende olan ve bebekken geldiği Mekke toplumunun dili üzere yetişmiş bir resuldür. Her ne kadar İbn-i Abbas rivayetinde; Hz. İsmail’in Cürhümi’lerden Arapçayı öğrendiği ifade ediliyor olsa da; “emzirme çağında” Mekke’ye gelen İsmail’@in, daha evvel İbranice veya Arapça bilmesine imkân yoktur. Hz. Hacer’in de Arap asıllı olması hasebiyle Arapça konuştuğu ya da Hz. Hacer, İbranice’den başka bir dil bilmiyor da, Cürhümi’lerden Arapça’yı öğrendiğini varsayarsak bile; Hz. İsmail’in ana dilinin Arapça’dan başka bir lisan olmaması gerektiği anlaşılmaktadır. 
         Binaenaleyh Hz. İsmail, Allah’ın ayetlerini onlara açık bir biçimde iletebilecek bir peygamberdir. Kur’an’da anlatılan bütün resullerde olduğu gibi Hz. İsmail’@de toplumunun dili ile resullük görevini yerine getirir. “Onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik.[lxxxiii]
         Babası Hz. İbrahim peygamberin yolunu takip eden Hz. İsmail, Kâbe ve çevresini irşad ile memur olduğu gibi; Kâbe’nin gerek maddi gerek put ve putçuluk gibi manevi pisliklerden uzak olması için çalışmıştır. “İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik.”[lxxxiv]
 
         Hz. İsmail’in resullüğü ve Tevrat tanımlamaları
 
         Hz. İsmail’in resullüğü ile ilgili muharref Tevrat metinlerinde hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Resullüğünden bahsedilmemesini bir kenara bırakalım; Hz. İsmail hakkında Tevrat metinlerinde defalarca onun neslinin çoğaltılacağı, soyunun sayılamayacak kadar çok olacağı belirtildiği halde, Hz. İsmail adeta yok sayılarak unutulmaktadır. Bu husustaki Tevrat ifadelerine bir göz atalım.  
         Hz. Hacer’in hamile kalmasından sonra, Sara’nın eziyetlerinden kaçtı sırada Meleğin geri döndürmek için onu teskin etmek ve ilerisini, bildirmek amacıyla yaptığı konuşmada Hz. İsmail ve soyu hakkında şunları söyler.
“Rabbin meleği, "Hanımına dön ve ona boyun eğ" dedi,”
"Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak.” [lxxxv]
         Hz. Hacer ile Hz. İsmail’in Sara’nın isteği ile Kenan diyarından hicret ettirmeden evvel Hz. İbrahim’e gelen Melek, İsmail’@in soyu hakkında övgülere yer verir.
“Ancak Tanrı İbrahim'e, "Oğlun ve cariyen için üzülme" dedi, "Sara'nın sözünü dinle. Çünkü senin soyun İshak'la sürecektir.”
Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım. Çünkü o da senin soyundur." [lxxxvi] 
“Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım."  [lxxxvii]
Hal böyle olmasına rağmen Beer-Sheva çölüne sürülen ve orada yaşamaya başlayan Hz. İsmail ve annesinin ne kendileri ne soyu hakkında artık bir bahis geçmez. Adeta tarihten silinirler. Ayrıca Tevrat’ta, İsmail@’in huy ve karakteri eleştirilerek, toplumla uzlaşma sağlayamayacak bir insan karakteri çizilmekte dolayısı ile aşağılanmaktadır.
“Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak,”
”O herkese, herkes de ona karşı çıkacak”
“Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak." [lxxxviii]
         Bu yüzden Kur’an Kâhinlerin Tevrat metnine soktuğu bu ifadeleri reddederek Kur’an muhataplarına, İsmail peygamberin, doğuştan hangi huy ve karaktere sahip yaratıldığını şöyle bildirir. 
İşte o zaman biz onu uslu (Halim) bir oğul ile müjdeledik.”[lxxxix]
“İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl’i de (yâd et). Hepsi de sabreden kimselerdendi.”[xc]
 
         Hz. İsmail’in vefatı
         Tevrat, Hz İsmail’in yüz otuz yedi yıl yaşadığını ve Mısır yakınlarında Havila ve Şur arasında gömüldüğünü bildirmektedir.
“İsmail yüz otuz yedi yıl yaşadıktan sonra son soluğunu verdi. Ölüp halkına kavuştu.”
“İsmail oğulları Aşur'a doğru giderken Mısır sınırı yakınında, Havila ile Şur arasındaki bölgeye yerleştiler. Kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşmişlerdi.”[xci]  Tevrat’ın aksine İslam kaynakları, Hz. İsmail’in resullük yaptığı Mekke’de vefat ettiğini ve annesi Hacer’in gömülü olduğu Hatim’e defnedildiğini bildirmektedirler. Taberî bu hususta “Rivayete göre İsmail 137 yıl ömür sürmüş, ölürken başkanlığı kardeşi İshak’a vasiyet etmiştir… İsmail El-Hicr’de annesi Hacer’in kabri yanına defnedilmiştir.”[xcii] demektedir. İbn-i Hişam ise: “İbn-i İshak dedi ki: İsmail’in ömrü, zikrettiklerine göre yüz otuz senedir, sonra öldü. Hicr’de anası Hacer ile birlikte defnedildi.” [xciii] diye beyan eder.    
 
 
DİPNOTLAR
 
[lxiii] Kur’an’ı Kerim; Hacc suresi; ayet 26
[lxiv] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 125
[lxv] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 127
[lxvi] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 128
[lxvii] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 129
[lxviii] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 126
[lxix] Kur’an’ı Kerim; İbrahim suresi; ayet 25
[lxx] Kur’an’ı Kerim; Hacc suresi; ayet 27
[lxxi] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 125
[lxxii] Kur’an’ı Kerim; Hacc suresi; ayet 28
[lxxiii] Kur’an’ı Kerim; Hacc suresi; ayet 29–30
[lxxiv] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 158
[lxxv] Kur’an’ı Kerim; İbrahim suresi; ayet 124
[lxxvi] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 129
[lxxvii] Kur’an’ı Kerim; Yunus suresi; ayet 47
[lxxviii] Kur’an’ı Kerim; Nahl suresi; ayet 36
[lxxix] Kur’an’ı Kerim; Fatır suresi; ayet 24
[lxxx] Kur’an’ı Kerim; Meryem suresi; ayet 54
[lxxxi] Kur’an’ı Kerim; Nisa suresi; ayet 163
[lxxxii] Kur’an’ı Kerim; Muminun suresi; ayet 23
[lxxxiii] Kur’an’ı Kerim; İbrahim suresi; ayet 4
[lxxxiv] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 125
[lxxxv] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 9–10
[lxxxvi] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 21 / 12–13
[lxxxvii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 21 / 18
[lxxxviii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 12
[lxxxix] Kur’an’ı Kerim; Saffat suresi; ayet 101
[xc] Kur’an’ı Kerim; Enbiya suresi; ayet 85
[xci] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 25 / 17–18
[xcii] Taberî; A.g.e; c.1; s.433
[xciii] İbn-i Hişam; c.1; s.39


Cengiz Duman
Araştırmacı-Yazar
 
www.kurankissalari.tr.gg
 
zülkarneyn kitap resmi ile ilgili görsel sonucu



Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=