Kur'an Lisanının Arapça olması

 

 KUR'AN LİSANININ ARAPÇA OLMASI 
 
 
“Eğer biz onu, yabancı bir Kur’an yapsaydık derlerdi ki; ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arab’a yabancı bir söz mü?” (41/44)
 
 
Allah aralarından bir peygamber seçtiği Cahi­liyye Araplarının durumunu şöyle belirtiyor: “Kafirler aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar” (50/2)
Araplara Arap bir elçi gönderen Allah, onların tek ve gerçek bir ilah’a inanmalarını ister. Bunun için de bir de Kur’an indirir. Arap dilini konuşan bir topluma inen elçi onlar­la nasıl anlaşacaktır ? Tabii ki onların konuştuğu dille..
Resul’ün getirdiği Kur’an’ da Arab'çaydı, Arab diliyle inmişti.
“Apaçık olan kitab’a and olsun”(44/ 2-3)
“Biz sana O’nu böyle arab'ça Kur'an indirdik.”(20/113)
“Bilen bir kavim için, ayetleri Arab'ça indirilmiştir.”(41/ 3)
Bundan başka Kur’an’ın müteaddid ayetlerinde de Kur’an’ın Arab'ça olarak
indiği belirtilir. Esasen Arabça konuşan bir topluma, başka bir dille konuşan, arab'ça bilmeyen bir elçi ve arab'ça olmayan bir kitap verilmesi anlamsız olurdu. Zaten buna hemen bir tepki gelirdi ki, bunu Kur’an şöyle açıklıyor.
"Eğer bu onu, yabancı bir Kur’an yapsaydık derlerdi ki: Ayetleri (anlayacağımız) biçimde açıklanmalı değil miydi ? Arab'a, yabancı bir söz mü?" derlerdi." (41/44)
"Biz o Kur’an’ı yabancılardan birine indirseydik de onu onlara okusaydı,
ona yine inanmazlardı." (26 /198-199)
Allah elçi gönderdiği bu topluma
onların anlayacağı bir dille konuşan resul ve
kitap yollaması gerekli olduğunu aksi bir oluşumun haklı bir tepki göreceğini müşriklerden evvel beyan eder. “Sünnetullah” Allah’ın kanunu da şöyledir.
"Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik."(14/4)
O halde diğer elçi yollanan kavimler ve cahiliyye Araplarının, kendilerine gönderilen vahy’i anlamamaları diye bir durum söz konusu değildir. Kaldı ki Allah onların anlamalarını kolaylaştırmış olduğunu bildirir:
"Biz onu senin lisanınla kolaylaştırdık ki onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir toplumu onunla uyarasın.”(19/97)
Kur'an'ın kolaylaştırıldığı müteadid ayetlerde beyan edildiği gibi, Kamer suresi içinde dört defa tekrar edilmiştir.
"Andolsun ki Kur’an’ı öğüt alsınlar diye kolay­laştırdık öğüt alan yok mudur?”(54/1-40)
Allah vahyini Arapça indirdiğine göre, Cahiliyye Araplarından ne istemiştir?
Onların Kur'an'dan öğüt ve ibret almalarını… Allah,Arapça bir dille anlaşılır ve kolaylaştırılmış olan Kur'an'ı, içerik bakımından şöyle tavsif eder.
"İşte o kitap, kendisinde hiç­ bir şüphe yoktur. Allah’a karşı gelmekten
sakınanlar için yol göstericidir.”(2/2)
"Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık ayetler indiren odur.”(57/9)
İnsanları putlara tapmaktan kurtarmak, doğru yola, Allah’ın yoluna götürmek için inen bir kitap olduğunu belirttiği Kur'an'da insanların doğru yolu bulmaları için her şeyi beyan ettiğini açıklar.
"Kitapta Biz, hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”(6/38)
Allah, Kur'an'ın açık ve net olarak hidayetle ilgili her şeyi uzun uzadıya açıkladığını şu ayetlerde belirtiyor.
"Biz ögüt alacak bir kavim için ayetleri ayrıntılı bir biçimde açıkladık.”(6/126)
"Gerçekten Biz, bilen bir toplum için ayetleri geniş geniş açıkladık.”(6/52)
"Onda (Kur’an’da) tehditleri türlü biçimlerde çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut onlara bir hatırlatma olsun.”(20 113)
İnsanları sapıklıktan en doğru yola götüren ve bu yolda, ayetleri uzun uzun açıklanmış bir kitap olan Kur'an'ı duyun ! diye çağıran bu ayeti kerimelerin akabinde; cahiliyye Araplarının bu kitaptan nasıl faydalanacağı ise şöyle açıklanır.
"Kur'an’ı DÜŞÜNMÜYORLAR MI ? Yoksa kalblerinin üzerinde kilitleri mi var ?”(47/24)
"O'nu sana indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve aklı selim sahipleri öğüt alsınlar.”(38/29)
“Kur’an’ı durup düşünmüyorlar mı? Eğer 0, Allah’tan başkasından gelseydi onda çok aykırılıklar bulurlardı.”(4/82)
Evet Kur'an'ın okunup üzerinde düşünülmesi Allah tarafından istenir. Aklı olan, beyin fonksiyonları çalışan bir insanın, kendi dilinden, anlaşılır, tafsilatıyla açıklanmış bir kitabın Allah’tan olduğuna inanacağı belirtilir. inkar edenlerin ise Kur'an'ı anlamadıklarından değil işlerine gelmediği için kabul etmeyeceklerini beyan eder.
"Çünkü o, DÜŞÜNDÜ, ölçtü biçti;"
"Canı çıkası, ne biçim ölçüp biçti !"
"Canı çıkası; sonra yine ne bi­çim ölçüp ölçüp biçti !"
"Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı." (74/1 8-19-20-23)
Buraya kadar ayetler vasıtasıyla anlattığımız olay; Kur’an’ın, Arabça olarak, Arap bir elçi yoluyla indirildiği, aynı zamanda anlaşılır, kolaylaştırılmış, ­ayrıntılı olarak açıklanmış, doğru yola eriştiren bir kitap olduğudur. Ve bunun neticesi olarak Kur’an'ın anlaşılmadığı şeklinde bir itiraz ise müşrikler tarafından yapılma­mıştır. İnanan ve inkar eden Arab'larda onun ayetle­rini düşünerek kabul veya reddetmişlerdir. Bu husus Arab dilini anlayanlar için böyle ger­çekleşmiş ve gerçekleşmektedir. Peki, İslam’ın ya­yılması ile beraber ortaya çıkan, Arab dilini bil­meyenler ve kıyamete kadar Kur’an’a muhatap. di­ğer dilleri konuşanlar ve bizler için durum nedir ?
"Oysa Kur'an alemler için öğütten başka bir şey değildir."(69/52)
“Bu Kur’an bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu.” (6/19)
Kıyamete kadar bütün insanlara uyarıcı olarak inzal edilmiş olan Kur’an’ın; kendini nitelediği vasıflar için bizler ne yapmamız gerekir? Yüzünden okumasını öğrenen bizler, onu gerek mukabeleler gerekse ölülere hatim indirme veya kişisel okumalarla defalarca baştan sona okuduk bitirdik. Peki, onu anlamak, içerisinde bize nelerin anlatılmış olduğunu öğrenmek hiç aklımıza geldi mi? Ne yapmayı düşündük/düşünmemiz lazım ?
“Türkiye'de yaşayan dindar kesimi ele alalım. Şu kadar gurup ve klik var. Aynı güruha mensup olanlar bir araya geliyor, sohbet ediyor, kimileri dergi veya gazete çıkarıyor. Bazılarının okudukları belli kitapları var. Acaba bu insanlar, guruplarının kitap, dergi ve gazetelerini okudukları ve bun­lara harcadıkları mesai kadarını daha kısa yoldan mesela tefsir okuyarak Kur’an’la karşı karşıya gel­mek için harcıyorlar mı? Sohbetlerinde Kur’an’ı anlamak için bir çaba gösteriyorlar mı’? Belki Kur’an’ ı anlamıyoruz diyeceklerdir. Doğrudur, Kur’an’ı Arab'çasından anlayanların sayısı ne yazık ki çok azdır. Ama o kadar çok tefsir yazıldı veya tercüme edildi. Bir o kadar Kur’an meal’i yazıldı. Bunlar okunmaz mı?
Gidin camilerin önünde anket yapın. Beş vakit namazın her rekatında okunan Fatiha suresinin an­lamını sorun. Yüzde kaç kişi biliyor’? 0 Fatiha su­resi ki namazın her rekatında okunuyor, mezarda okunuyor, dini nikah kıyılırken okunuyor, yemek duasından sonra okunuyor, dini bir sohbet yapıl­dıktan sonra okunuyor. Bu günün dindarı Fatihayla oturuyor, Fatiha ile kalkıyor ama yedi cümleden oluşan Fatihanın anlamını bilmiyor.” (1)
Bakın bu husustaki sıkıntısını Merhum Meh­med Akif, Safahat'ında nasıl dile
getiriyor:
“Lafzı muhkem yalnız, anlaşılan Kur’ an’ın;
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mananın.
Ya açar nazmı-ı celil’ in, bakarız yaprağına,
Yahud üfler geçeriz bir ölünün toprağına,
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin!
Ne mezarlıkta okumak, ne de fal bakmak için!”
Kur’an’ı önce yaşamak, yaşatmak ve sadece bunun için okumak ve anlamak zorundayız. Bu da Allah’ın ne buyurduğunu bilerek, anlayarak oku­makla, kısacası Kur’an’ı hayatımızın tek kaynağı haline getirmekle mümkün olacaktır. Günümüzde Müslümanların en büyük ihtiyacı, Kur’an’a yeni­den dönmek, O’nu anlayarak hayata pratize etmek­tir.
Kur’an’ ı okumaktan maksat onu anlamaktır. İmam Gazali İhya’sında şöyle bir misal veriyor:
“Padişahın bir çiftliği var. Birtakım adamlar, me­murlar, hizmetçiler tayin etmiş, siz burada durun. Benim emrimi fermanımı bekleyin demiş. Ondan sonra onlara ne yapacakları hususunda bir elçi ile bir ferman göndermiş. Şimdi bu çiftlikte çalışanlar bu fermanı ellerine alıp, okuyup dururlar­sa... Devamlı olarak “ne güzel ferman ““ne gü­zel yazılmış” padişah ne güzel yazmış deyip du­rurlarsa ama hiçbir uygulama yapmazlarsa... Fermanda emredilen şeyleri yerine getirmezlerse bundan Padişah memnun olur mu? Hiçbir iş yapmadan onu gece gündüz okumakla padişahın emrini yerine getirmiş olurlar mı?...”(2)
O halde; biz anlayamayız veya siz anlamazsınız diyorlar deyip, Kur’an’ı bir kenara koyup anlamaktan kaçmak, Allah’ın emirlerini anlamadan yapmak demektir.
“Kur’an’ı okuyalım. Ama sayısız sevap kazanıp cennette kendimize daha iyi bir köşk edinmeyi amaç sayarak değil. Ne buyurduğundan habersiz sadece okumak için okumak yerine; ogrenmek, yaşamak ve yaşatmak için, bütün varlığımızla emirlerine katılarak, kendimizi ona adayarak okuyalım. Gözyaşı dökerek, için için ağlayarak, kendimizden geçmek için değil, nefsimizi ve içinde yaşadığımız toplumu uyarmak, coşturmak ve Davud peygamber gibi dağları çınlatmak için okuyalım. Biz Kur’an okuduğumuz zaman yer yerinden oynasın, tüm insanlık sesimize kulak versin.” (3)
Bakınız bir müfessir bu hususta neler diyor:
“Gaye Kur’an kelimelerini tekrar etmek değil, onun manasını anlamak ve okunan Kur'an'a göre hareket etmektir. Yani kişinin, Kur’an’ın ruhunu düşünüp anlaması, onun istediği şekilde örnek insan olmaya çalışmasıdır. Hiç anlamadan Kur’an’ı birkaç günde hatmetme yerine anlayarak günde yarım sayfa, bir sayfa okumak evladır.” (4)
0 halde geç kalmış olsak da zararın neresinden dönülürse kârdır, ilkesinden hareketle bugünden itibaren Kur’an’ın tercüme ve tefsirlerini okumaya başlayalım. Böylece onu anlamaya idrak etmeye gayret gösterelim. Allah’ın ayetlerini öğrenmeye çabaladığımızda onun anlaşılmasının size kolaylaştırılacağını unutmayalım.
Rahman olan Allah, Kur’an’ı öğretti.”
“İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti." (Rahman! 1-4)
 
Cengiz DUMAN
Araştırmacı-Yazar
 
NOTLAR:
1- M. Sait Şimşek, Kur’an Anlaşılmak indirilmiştir, Haksöz Dergisi, s. 6-7, İstanbul-1991
2- Süleyman Ateş, İslam ile Kur’an’ın İslam'ını anlıyorum, Kalem dergisi, s. 17-18, Ankara-1989
3- Muhammed Kutub, Kur’an’ı Nasıl okuyalım, s.23, lstanbul-l983
4- Süleyman Ateş, Yüce Kur’an’ın Çağaş tefsiri, c.l,sh. 51.
www.kurankissalari.tr.gg
 
zülkarneyn kitap resmi ile ilgili görsel sonucu



Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=