Nükleer Santraller ve Çevre Güvenliği

NÜKLEER SANTRALLER VE ÇEVRE GÜVENLİĞİ

Artan elektrik enerjisi ihtiyacı ve gelişen dünya konjoktürü Türkiye’de Nükleer güç santralleri yapımının ön sıraya alınmasını doğurmuştur. Bu amaçla geçtiğimiz haftalarda meclisten, Nükleer santrallerin yapımına dair bir kanun çıkarılarak; Nükleer santral yapımı ihalelerinin önü açılmıştır.
Geçmişte yaşanan Mersin Akkuyu nükleer santralı yatırım teşebbüsünün bir türlü hayata geçirilememesi, Türkiye’yi Nükleer teknoloji hususunda yatırımlarda geç bırakmıştır. En son Ecevit hükümeti döneminde rantabl olmadığı için yatırımından vazgeçilen Akkuyu Nükleer santralı yatırımı, günümüzde Sinop ili İnce burun mevkiinde yapılması tasarlanan yeni santral yatırımına sırayı bırakmıştır.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de Nükleer tesisler gündeme geldiğinde insanlarda özel bir hassasiyet doğmaktadır. Acaba Nükleer yatırımlar güvenli mi? Üzerinde hassasiyetle durulan bu konuda, uzmanlarca yapılan açıklamaların, hükümetlerce veya siyasiler tarafından yönlendirmelere maruz kaldığı düşünüldüğünden, Nükleer santrallerin güvenlik sorunları yaratacağı endişesi, halka mal olmuş ve bir türlü aşılamamış düşüncedir.
Nükleer santralleri savunanların başlıca tezleri tüm dünyada bu teknolojinin uygulandığını, birkaç kötü emsal dışında, güvenli bir yatırım olduğu iddiasıdır. Ülkemizde de Nükleer yatırım taraftarı olanlar, çevremizde olan ülkelerdeki Nükleer tesisleri göstererek Nükleer yatırımları savunmaktadırlar.
Nitekim Ermenistan’da bir, Bulgaristan’da altı, Romanya’da bir, Macaristan’da dört, Rusya’da yirmi dokuz adet çalışan Nükleer santraller mevcuttur. Bunlarla birlikte Romanya’da bir, Rusya’da dört, İran’da iki adet Nükleer tesis, yapım aşamasında, inşaatları halen devam etmektedir.
Artan elektrik ihtiyacının mevcut santrallerle karşılanmasının mümkün olmadığını savunan bazı uzmanlara göre mevcut santraller çevreye daha zararlı tesislerdir. Onlara göre Nükleer santraller daha temiz ve ucuz elektrik üretmektedirler.
Nitekim Kyoto protokolünde mevcut eski sistem katı ve sıvı fosil yakıtlı santrallerin baca emisyonlarının çevreyi kirlettiklerinden dolayı, bunların oluşturduğu sera gazı etkisine karşı hükümetlerce önlemler alınması istenmektedir. Bu santraller için ayrıca çevre kirliliğini önleme amaçlı yatırımlar yapılması gerekmektedir.
Nükleer tesis taraftarları Sinop İnce burun mevkiinin, yatırım yeri açısından çok isabetli bir yer olduğunu, deprem güvenliği açısından daha az risk taşıyan bu bölgenin, yapılacak Nükleer tesisin güvenliği açısından hiçbir sakınca doğurmayacağını iddia etmektedirler.
Nükleer karşıtları ise Sinop ilinin, Kuzey Anadolu fay hattına yakın bölgede olduğunu; depremler ülkesi Japonya’da bile bazı santrallerin, depremlerde meydana gelen radyoaktif sızıntılara karşı önlem olarak kapatıldığını belirtmektedirler. Bu yüzden İnce burun’da yapılacak Nükleer santralin deprem açısından güvenli olmayacağında ısrar etmektedirler. Ülkemizde yapılacak Nükleer santrallerin deprem açısından güvenli olamayacağını her an risk taşıyabileceğini söylerlerken; Nükleer santral baca emisyonlarının ve sıvı atıklarının hava ve yere karışmasının da bölgede çevre sağlığı açısından yüzyıllara mal olabilecek tehditler içerdiğini belirtmektedirler.
Nükleer santrallerin ayrıca Nükleer atık sorunları bulunduğu, bu atıkların yok edilmesinin çok uzun zamanlara mal olduğu da aşikârdır. Bacalardan çevreye salınan baca emisyonlarının her ne kadar radyoaktivite barındırmadığı söylense bile bu savunmalar dikkate alınmamalıdır. Ayrıca suyla çalışan bu santrallerde kullanıldıktan sonra doğaya şarj edilen sıvı atıklar toprağa karışarak diğer bir radyoaktif tehlikeyi çevreye pompalamaktadır. Bütün bu riskler yakın coğrafyalara tesisler çalışırken faal halde hemen verebileceği zararlara aittir.
Bu tesislerde yetmiş derecede basınçlı su ile ısıtılmış halde çıkan katı atıkların tesis içersindeki havuzlarda beş yıl, daha sonra tesis yakınında toprak üzerinde otuz yıl bekletildikten sonra kalan bakiye atığın, geri kalmış ülkelere deşarj edilerek yok edilmesi, İnsanlık için başlı başına bir sorun olarak gözükmektedir.
Bizden gitsin, nereye giderse, kime ne zarar verirse versin, kime ne olursa olsun zihniyeti yanlış bir düşüncedir. Dünya üzerindeki bu atıklar eninde sonunda insanlığa zarar verecektir. Bir nükleer atığın zararsız hale gelmesi için üç yüz yıl gibi süre gerekli olduğunu belirten uzmanlara göre Nükleer atık sorunu, Nükleer santrallerin en baş ve engellenemez sorunudur.
Ömürleri otuz ila kırk yıl arasında değişen Nükleer santrallerin bu süreler sonun da sökülüp yok edilmesi gerekmektedir. Nükleer santrallerin can alıcı noktalarından biri de bu yönüdür. Yapım maliyetinden çok söküm maliyeti tuttuğu için halen Amerika’da bile sökülmeyi bekleyen nükleer santrallerin olduğunu belirten uzmanlara göre; daha kötüsü bir durumun bu ömrü bitmiş tesisleri üçüncü dünya ülkelerinde; bilhassa Türkiye’de yeniden kurulmalarıdır demektedirler. Yenileştirilmiş teknoloji adı altında hurdalık ve risk dolu bu atıl tesislerin gelişmekte olan ülkelere pazarlanmasının daha da felakete yol açacağı öne sürülmektedir.
Nükleer santrallerde meydana gelebilecek en ufak risklerde bile büyük çevre felaketlerine yol açacak zararlı etkiler saklı olduğu Çernobil faciasından sonra daha iyi görülmüştür. Dolayısı ile zararları hemen görülemeyecek bu tesisler modern yaşamı kolaylaştıracak gözükse bile insanların acı ve ızdırap içersinde ahirete yolculuklarını sağlayabilecek zararlarını da göz ardı etmemek lazımdır.
Nükleer enerjinin verdiği zarar; bulunduğu yerde durmayan, durdurulamayan ve zararları kısa vadede yok olmayan ve edilemeyen ve de en önemlisi elle dokunulup gözle görülmeyen olarak tarif edilmektedir. Bu yüzden bu zararlar Nükleer tesislerin yapılacağı coğrafyalarda nesiller sonra ortaya çıkabilecektir.
İsveç, İtalya, Avusturya gibi ülkelerde halka Nükleer santrallerin işletilip işletilmemelerini isteyip istemedikleri referandumlarla sorulmuştur. Gelişmiş bu ülke vatandaşları Nükleer santrallere karşı çıkmışlardır. Bu ülkelerdeki gibi Nükleer tesislerin, yapıldıktan ve zararlarına maruz kaldıktan veya zararları görüldükten sonra referandum yapılması yerine, şimdiden bizde de geç kalmadan referanduma gidilerek halkın onayı alınmalıdır. Bu sayede Nükleer tesisler hakkında halkın bilgilenmesi de sağlanmış olacaktır.
Vatandaşlarımızın, bilhassa Nükleer santralin yapımı tasarlanan bölge ve çevresindeki coğrafyalarda yaşayan insanlarımızın bu konuya duyarsız kalmamaları bilhassa siyasileri; Nükleer enerjiden vazgeçirmeli, yenilenebilir enerji ve ülkemizdeki diğer enerjilerle üretim yapacak temiz santraller yapımına zorlamalıdırlar. Önümüzdeki Mahalli seçimler bunun en iyi yolu ve fırsatı olacaktır.


Cengiz DUMAN
Araştırmacı-Yazar


Ayrıca Bakınız;

1-Küresel Isınma ve Felaket Senaryoları

2-Yenilenebilir Enerji Kaynakları ve Çevreci Teknolojiler

=> Nükleer Güç Santralları Yatırımı üzerine
www.kurankissalari.tr.gg
 
zülkarneyn kitap resmi ile ilgili görsel sonucu



Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=