Unutulan Ülke ÇEÇENİSTAN

 

 
 

 

 
 
UNUTULAN ÜLKE ÇEÇENİSTAN
 
 
 
11 Aralık 1994 günü, emperyalist Rus ordusunun, bağımsız Çeçenis­tan topraklarına girip, başkent Groz­ni’yi kuşatmasıyla beraber, dünyanın dikkatleri, Çeçenistan denen ufacık bir devletin üzerinde yoğunlaştı.
Tüm dünya, ezici askeri üstünlü­ğe sahip Rusya’nın, Çeçenistan de­nen; adı şimdiye kadar pek duyul­mamış ufacık bir devlete karşı girişti­ği bu mücadeleye, kedi ile farenin mücadelesi boyutuyla bakmaya baş­lamıştı. Sonuç belliydi. Kedi, oynaya oynaya farenin canını alacak, seyre­denler de bu manzaradan haz duya­caklardı. Bu mücadelenin bitiminde söyleyecekleri şu olacaktı: “Biz de­medik mi koskoca ayıyla mücadele edilmez.”
Dünya kamuoyu, Türkiye de dâhil hiç bir devlet, küçücük gördükleri, mazlum Çeçenistan’ın ve halkının yanında yer almadı. Avrupa’nın emperyalist devletleri ve dünyanın baş jandarması Amerika, Rusya’nın giriştiği bu emperyalist saldırının, Rus­ya’nın iç işleri olduğunu belirterek, Rusya’nın Çeçen Müslümanları nasıl ezeceğinin seyrine koyuldu. Dün Sovyet Rusya’yı “Yeşil Kuşak” proje­si kapsamında, bilinçsiz ve müstezaf Müslüman halkları kullanarak içer­den parçalamaya çalışan ABD ve işbirlikçileri; bu sefer dağılan Sovyetlerin bilinçlenmeye başlayan maz­lum ve mahrum Müslüman halkları­nın Islama yönelen talepleri karşı­sında, Rus emperyalizminin yayıl­macı “Yakın Çevre” projesini des­teklemeye başladılar. Böylece Bos­na’da Müslümanlaşma sürecini be­nimseyen Boşnak halka karşı tüm Batı’nın takındığı iğrenç tavırdan, aynı sürece yönelen eski Sovyet halkları da nasibini almaya başladı.
Dünyaya egemen olan emperya­list devletlerin, yenidünya düzeni adına yaptıkları açıklamalardan son­ra, diğer figüran devletçiklerin görüş­lerinin başka olması beklenir miydi? Olay Rusya’nın iç işleri olarak değerlendirilmeli, Rusya’nın iç işlerine de karışılmamalıydı.
Çeçenistan’a karşı yeni dünya düzeni adına geliştirilen bu politika­lar, emperyalist kâfir cephe tarafın­dan uygulamaya konulurken, Müslümanlar bu hususta neler yapıyorlar­dı?
Her biri kendi dertlerine düşürttü­rülmüş Müslüman halklar, kafirlerin sömürü politikalarıyla geçmişleri unutturulmuş, yakınlaşma noktaları uzaklaştırılmış, tarihten taşıdıkları bazı akidevi ve pratik hastalıkları ise körüklenerek atalet ve acziyet içine itilmişlerdi. Müslüman halklar zulme uğrarken, Müslümanlar; emperyaliz­min ördüğü duvarlar ve ürettikleri politikalarla birbirlerinden uzaklaştı­rılmışlar ve özbenliklerini iyice bulandırmışlar, birbirlerini unutmuşlar­dı. Bu unutulan halklardan birisi de Çeçenlerdi. Oysa unutturulan Çeçen kardeşler, İslam tarihine şanlı kıyam sayfaları yazdırmış, özgürlük aşığı bir halk olarak tarihe geçmişti.
Çeçenistan’da Rusya'ya karşı başlatılan direniş, cephelerde “La ilahe illallah” nakaratlarıyla söylenen marşlarla masajını oluşturmuştur. Çeçen Müslümanlarının dev Rus ordusu karşısın­daki şanlı direnişi bayraklaşmış ve tüm dünya Müslüman halklarına ve mazlumlara örnek olmuştur.
Bugünkü Çeçenistan, Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra Bü­yük Kafkas dağlarının kuzeyinde bir­ buçuk milyon nüfusa sahip olan kü­çük bir devlet olarak kuruldu. Etrafı Rusya Federasyonuna bağlı Dağıs­tan, Osetya, İnguş ve Kabartay-Bal­kar Cumhuriyetleri ile çevrilidir.
Hayvancılık, avcılık ve çiftçilikle geçinen Çeçenler, topraklarında pet­rol bulunduktan sonra sanayileşme­nin getirdiği ekonomik yapıyla tanış­tılar. Ancak sanayileşmenin rantı, Çeçen halkından ziyade; hakimiyetl­eri altında oldukları Sovyetler’e gidi­yordu.
Çeçenistan zengin petrol ve do­ğal gaz yataklarına sahiptir. Azerbaycan Karadeniz arasındaki petrol ve doğalgaz boru hattı Çeçenis­tan’dan geçer. Başkent Grozni ve çevresi, büyük rafinelerin bulunduğu bir yerleşim merkezidir. Aynı zaman­da petrol ve kimya tesisleri için ge­rekli olan makine imalatı burada ya­pılmaktadır.
Rusya’nın Çeçenistan’ın bağım­sızlığını tanımamasının sebebini, sadece
Çeçenistan topraklarında bulunan zengin petrol ve doğalgaz yataklarına göz diktiği şeklinde açıklamak çok yüzeysel bir yaklaşım olur. Rusların sömürüsüne karşı çıkarak bağımsızlık ilan eden Çeçe­nistan'a Ruslar tarafından göz yumulursa, diğer Kafkas Cumhuriyetlerinin de bağımsızlık ilan ederek, bir Kafkas federasyonu’na gidilebi­leceği tehlikesi üzerinde öncelikle durulmuştur. Kaldı ki muhtemel bir Kafkas Cumhuriyetler Federasyo­nu'nun hâkim rengi Müslümanlar tarafından oluşturulacaktır. Tabii ki bu tarz bir gelişme, eski Sovyet topraklarındaki Müslüman halkların Kırm'd­an Tacikistan’a kadar bilinçlenmelerine vesile ­olacaktı. Rusya federasyonu’nda İslami değerleri gündeme getirerek bağımsızlaşacak herhangi bir toplumun varlığından Rusya'dan önce yenidünya düzeninin hamisi ABD ve İşbirlikçileri rahatsız olacaklardı. Ayrıca Kafkasya'da söz konusu muhtemel gelişme Rusya’nın Azerbaycan üzerindeki hâkimiyetini ve petrol çıkarlarını da etkileyecekti. Daha da önemlisi bir buçuk milyonluk Çeçen direnişini engelleyemeyen Rusya Federasyonu, içte ve dışta önemli bir itibar kaybına uğrayacak ve oluşturulmaya çalışı­lan yeni Rus sistemini ciddi olarak sarsacaktı. Bu yüzden Çeçen direnişi, ­Filistin ve Bosna direnişlerinden
sonra İslam dünyasında üçüncü veya dördüncü öncelikli yeri almaya aday
olacaktı.
Kafkasların bilinen en eski halklarından olan Çeçenler 17. yüzyıl sonrasına doğru tamamen Müslümanlığı seçmişlerdir. Çeçenlerin Müslümanlığı seçmesi İnguşlar, Abha­zlar gibi diğer akraba Kafkas top­lumlarının da Müslümanlaşmalarını hızlandırmıştır. Ancak Çeçenler, Müslümanlığın Kafkas topraklarında yayılmasıyla birlikte, Rus Çarlığı’nın da boy hedefi olmuşlardır.
Yayılmacı Rus Çarlığı’nın saldı­rılarına defalarca karşılık veren Çe­çenler, 18. yüzyılda Gazi Muham­med, daha sonra Hamza Bey’in teşkil­atlandırdığı mücahitlerin verdiği kıyamlarla Rusların bu emellerini aka­mete uğrattılar.
     Rusların, Kafkaslarda önlerine çıkan en önemli engel, savaşçı bir millet olan Çeçenlerdi. Onları ezmek için türlü tuzaklar ve fitneler tezgâhlayan Ruslara karşı, tarihe geçen destanlar yazdıran ve en büyük kıyam, İmam Şamil'in önderliğini yaptığı direniş hareketi olmuştur.
     1834 yılında başlayan İmam Şamil önderliğindeki kıyam hareketi, 1859 yılına kadar yirmi beş yıl aralıksız devam etti. "Kafkas kartalı" İmam Şamil, yirmi beş yıl Ruslara Kafkas dağlarında unutulmaz yenilgiler tattırdı.
Şamil’i dize getiremeyen Rus Çarı 1. Nikola ona defalarca anlaşma teklifi sunmuştur. Savaşla yenemediği Çeçen ve diğer Kafkas Müslüman halklarının egemenliğini, anlaşma yoluyla elde etmeyi denemiştir. Ancak Rus çarı Nikola'nın tüm çağrılarını reddeden Şamil'in, Nikola'ya verdiği unutulmaz cevaplar bize bu efsane insanın, iman ve cihad'ının boyutlarını en güzel şekilde sergilemektedir.
    “O’na (Rus Çarına) söyleyin, başında bulunduğum bu kahramanların kalplerinde kökleşen zafer imanı kökünden kazınmadıkça ve en genç muhariplerimden en ihtiyar naiplerime kadar, tek kurşunları ve tek kol ları kalıncaya kadar, bu mübarek vatanı son dağına, son köyüne ve en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiçbir kuvvet men edemeyecektir. Bu uğurda bütün evlat ve ayalimi kılıçtan geçirseniz, tek başıma ve son nefesime kadar sizinle yine dövüşeceğim. Son cevabım budur”
 Yirmi beş yıl boyunca İmam Şamil'in önderlik yaptığı Kafkas direnişini bastıran Rus çarı 2. Aleksander, başta Çeçen halkı olmak üzere Kafkas Müslüman halklarını soykırıma tabi tuttu. Bir kısmını da Osmanlı topraklarına sürgüne yolladı.
Bolşeviklerin yaptığı Ekim 1917 devriminden sonra, iktidara gelen komünistlerin çeşitli entrikalarına da karşı koyarak, komünist rejime de direnen Çeçenler, 1920 yılından itibaren Sovyetlerin hâkimiyeti altına girdiler. ­ Komünistler tarafından 1936 yılına kadar çeşitli kombinasyonlarla özerk bir devlet statüsü altına getirilmeye çalışılan Çeçenler, 1936 yılın­da aynı dil yapısını kullanan Çeçen-lnguş­ Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adıyla, devlet statüsü altına alındılar.
    Çeçenler, ikinci Dünya Savaşı sırasında Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle ikinci kez yurtlarından sürülerek, soykırım ve tehcir politikalarına maruz bırakıldılar. Sibirya’ya sürgün edilen Çeçenler, 1957 yılın­da Komünist Sovyet rejimi tarafın­dan affedilerek tekrar Çeçenistan topraklarına dönmelerine izin verildi. Bölgede muhtar Çeçen-İnguş Sov­yet Cumhuriyeti yeniden kuruldu.
Çeçen ve İnguş’lar Sovyet Sos­yalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nin dağılmasıyla birlikte, Rusya Cumhuriyeti’nin sunduğu fe­derasyon anlaşmasını reddederek 1991 yılında bağımsızlıklarını ilan ettiler. Rus ordu birliklerinin işgal tehdidi bu bağımsızlığın ilanını en­gelleyemedi. Cumhurbaşkanlığına eski bir Sovyet generali olan Cevher Dudayev’in seçimle getirilmesi, ba­ğımsızlıklarını pekiştirdi. Ancak 1992 yılında Inguş’lar ayrı bir devlet yapısı kurmaya kalkışınca mevcut devletin çoğunluğuna sahip olan Çeçenler, Cevher Dudayev’i; 27 Ekim 1991'de yapılan seçimlerde %85 oranında verdikleri oyla Çeçenistan Cumhurbaşkanlığı'na seçtiler. Böylece Cumhurbaşkanı Dudayev’in liderliğinde bağımsız Çeçenistan devletini kurdular. Çeçenis­tan’ın Anayasası dini esaslara dayandırılmadı; ancak anayasada İsla­mi eğitime ve faaliyetlere imkân sağ­layan bazı önemli maddeler mevcut­tu.
Çeçenlerin bu bağımsızlık ilanları Ruslar ve Yeni Dünya Düzeni’nin diğer devletleri tarafından tanınma­dı. Buna rağmen başında Cevher Dudayev’in yer aldığı Çeçenistan, Rusya ve diğer dünya devletlerinin aleyhte tutumlarına aldırmayarak bağımsızlık sürecinden feragat et­medi.
Sovyet Cumhuriyetleri’nin dağılması süreciyle beraber, tek hâkim devlet konumunu kaybetmek iste­meyen ve bu amaçla diğer eski Sov­yet devletlerini hakimiyeti altına al­mak isteyen Rusya, anlaşmalarla bu konumunu diğer bağımsız devletler nezdinde pekiştirdikten sonra, 1994 yılı Aralık ayında, Çeçenistan top­raklarına saldırdı. Ancak evdeki he­sap cepheye uymamıştı. İmam Şamil’in torunları tarih içinde unut­tukları veya unutturulan kimliklerini yeniden hatırlamaya başlamışlardı. Tarih tekerrür ediyor olmalıydı. Çün­kü Şamil’in Kafkas dağlarında sür­dürdüğü şanlı kıyam, bugün Grozni şehrinin beton binaları arasında ay­nen tekrar ediliyor, komünist rejim döneminde camileri tamamen yıkı­lan bir halk, tekbir sesleriyle direni­yor ve yeniden uyanıyordu. Rus­ların ezici askeri ve teknolojik gücü­ne rağmen, Rus ordusu, masum sivil halkı havadan bombardıman etmek­ten başka bir şey yapamıyordu.
Rus ordusunun başkent Groz­ni’ye karşı Hıristiyan dünyasının No­el gecesinde ayyaş Yeltsin’in kadeh kaldırarak ilan ettiği ve tanklarla başlatılan işgal harekâtı, tam bir fiyasko ile sonuçlandı. Askerlerini Çeçen mücahitleri ile savaştıramayan, ancak havadan sivil hedefleri bombala­yan Rus ordusunun, harekâtı yönet­tiği söylenen ve Rusya’nın asıl güçlü adamı Savunma Bakanı’nın emriyle topçu ateşi, dev tanklar ve zırhlı araçlarla yapılan saldırılardan sonra da alınan yenilgi, Çeçen mücahitlerinin kıyamının kolay kolay bastırıla­mayacağını gösteriyordu. Cahar-Kale (Grozni) Başkanlık Sarayı müdafaasında üstün başarılar gösteren ve Çeçenistan Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmay Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Aslan Mashadov; 1995 yılında Çeçenistan Genel Kurmay Başkanlığına getirilmiştir.
Ruslarla yapılan mücadelelerde Dudayev, 1996 yılına kadar tüm istilacı Rusları Çeçenistan topraklarından temizledi. 1996 yılının 21 Nisan'ında kalleş bir Rus suikastı sonucunda Çeçenistan'ın ilk cumhurbaşkanı olan Cevher Dudayev şehit oldu.
     Cevher Dudayev’in şehit edilmesinin ardından, 27 Ocak 1997’de yapılan seçimlerde, oyların %63’ünü alarak Çeçenistan Devlet Başkanlığı’na Aslan o tarihte Çeçenistan Genel Kurmay Başkanı olan Mashadov seçildi. Ruslarla yaptığı çetin direnişlerin önderliğini yapan Mashadov, 8 Mart 2005 tarihinde Ruslar tarafından şehit edildi. Halen mücadelenin sürdürüldüğü Çeçenistan coğrafyasındaki çatışmaların haberleri dünyaya ulaştırılmamaktadır. Sessiz bir savaş, içten içe sürmekte ancak bizler bundan bihaber yaşamakta / yaşatılmaktayız.
 
Cengiz DUMAN
Araştırmacı-Yazar
www.kurankissalari.tr.gg
 
zülkarneyn kitap resmi ile ilgili görsel sonucu



Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=