HZ. İSMAİL

İSMAİL PEYGAMBER KISSASI IŞIĞINDA ÖĞÜT VE İBRETLER

 
 
 
         Giriş
 
         Meşhur İslam tarihçisi İbn-i Hişam, Siretü’n – Nebeviyye Li-İbn-i Hişam adlı eserine şöyle başlamaktadır. “Ben bu kitaba İsmail bin İbrahim’in ve zürriyetinden Resulullah (s.a.v)’e baba olan kimselerin ve onların sulblerinden olan evlatlarını Hz. İsmail’den, Resulullah (s.a.m)’a kadar sıra ile başlıyorum. İsmail (a.s)’in zürriyetinden olan Ecdadı Resul (s.a.m)’den başkalarını terk ediyorum.”[i]
         İbn-i Hişam, Hz. Muhammed’in hayatını, İsmail’@den itibaren kaleme almaya ve anlatmaya başlayacağını belirterek, şunu kastetmektedir; İsmail kıssasını iyi anlamak, idrak etmeye çalışmak aynı zamanda Hz. Muhammed’in ve ona inen son vahiy’in köklerinin daha iyi anlaşılması, özümsenmesi için geçerli bir vasıta olacaktır.
         Bilindiği gibi Hz. İbrahim, hanımı Hacer, oğlu İsmail@ ile birlikte Kenan ülkesi ve Arabistan topraklarında geçirdikleri sınavlar, Arabistan yarım adasındaki yaşayan halklara, kendilerinden daha sonra gelen son vahyin peygamberine, bu dinin ibadet türlerine, dini ritüellerine kadar çok çeşitli etkilerde bulunmuştur. Bu etki son peygamber Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemle sınırlı kalmayıp kıyamete kadar ki zaman dilimlerinin hepsi için caridir.
         Buna bir iki örnek vermek gerekirse; Mekke çevresindeki Araplar, soylarını İsmail’@e dayandırmaktadırlar. Kâbe, Hz. İbrahim ve oğlu İsmail@ tarafından inşa edilmiştir. Bu gün de devam ede gelen Tavaf, sa’y, gibi ibadetler; İbrahim makamı, hatim gibi bakiyeler ve Şeytan taşlama gibi ritüeller Hz. İsmail zamanına dayandırılan ibadet şekilleridir. 
        Anlaşılacaktır ki, Hz. İsmail kıssasının doğru idrak edilmesi aynı zamanda Arabistan yarım adasında sonradan nazil olan son vahiy Kur’an’ı, onun peygamberi Hz. Muhammed’i ve bildirdiği bazı ibadetlerin yapısını, emrediliş sebeplerini kavramamızda bize büyük yararlar sağlayacaktır.
        Bu yazımızda, “İslam kültürü” olarak bize kadar gelen, Kur’an, Tevrat ve tevatürler vasıtası ile oluşmuş; tarihi ve kronolojik İsmail@ kıssasını inceleyeceğiz. Aynı zamanda, Hz. İsmail kıssası ışığında peygamberimiz döneminin alt yapısını da idrak etmeye çalışacağız.    
        Genel olarak İsmail’@ kıssası ve buna paralel olarak Hz. İsmail’in doğum olayı ve akabinde gelişen olaylara Kur’an’da mufassal (ayrıntılı) biçimde yer verilmemiştir. Hz. İsmail kıssası tafsilatlı olarak Tevrat metinlerinde yer almaktadır. Konularımıza gereken açılımları sağlamak için; Kur’an’î perspektifi, Kur’an’î bakış açısını aşmamak ve kaybetmemek kaydıyla referans olarak Tevrat metinlerine başvuracağız.
 
        Hz. İsmail’in nesebi
 
        Tevrat’ta, Hz. İsmail’in soyu, babası İbrahim’@den başlayarak atalarının isimleri sıralı halde kesintisiz olarak Hz. Nuh’a kadar bağlanmaktadır. Tevrat metinlerinde İbrahim peygamberin soyunun, Nuh’@un kavminin uğradığı tufandan sonra oğulları; Ham, Sam ve Yafet’ten türedikleri anlatılmaktadır. “Ve gemiden çıkan Nuh’un oğulları, Sam ve Ham ve Yafet idiler…” [ii]
        Kur’an’da İsmail’@in babası Hz. İbrahim’in, Nuh’@un soyundan olduğu şöyle ifade edilmektedir.“Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.” “Şüphesiz İbrahim’de onun (Nuh'un) milletinden idi.”[iii]Nuh’un oğullarından Sam’ın soyundan olan Terah, İbrahim@’in babasıdır. Kur’an’da Hz. İbrahim’in babasının ismi veya sıfatı Azer olarak bildirilir. ”İbrahim, babası Azer’e: Birtakım putları tanrılar mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum, demişti.”[iv]
       Tevrat metinlerine göre; Terah’ın(Azer), üç oğlu olur. “Terah yetmiş yıl yaşadı ve Abram’ın (İbrahim), Nahor’un ve Haranın babası oldu.“ [v] Terah aynı zamanda, üçüncü oğlu olan ve diğer oğullarından önce vefat eden Haran’ın oğlu olan, Lût peygamberin de dedesi olmaktadır. “Haran Lût’un babası oldu.”[vi] Taberî, şöyle demektedir: “İbrahim’in biri Haran, diğeri Nahur adında iki kardeşi vardı. Haran Lut’un babasıdır. Rivayete göre Harran şehri onun tarafından kurulmuş ve bu adı ondan almıştır.”[vii]
       Yani Hz. İbrahim ile Lût peygamberler, “Hz. Lût aleyhisselam, Hz. İbrahim (a.s)’ın yeğeniydi.”[viii] Amca-yeğen olarak; Hz. İsmail, Hz. İshak ile Lût peygamberler, amca çocukları “Kuzen” olarak yakın akrabadırlar. 
 
       Hz. Hacer
      
       Hz. İbrahim “Kildanilerin Urşehrinde”[ix] yaşarken karısı Sara ile evlenir.  Kur’an’da ismi belirtilmeyen Hz. İbrahim’in karısının adı, Tevrat metinlerinde Saray olarak verilmektedir. Avram'ın karısının adı Saray”[x]Daha sonra Yehova’nın isteği ile adı, İbranice prenses anlamına gelen “Sara” olur. “Ve Allah İbrahim’e dedi: Senin karın Saray’a gelince, onun adını Saray çağırmayacaksın, fakat onun adı Sara olacaktır.”[xi]
       Sara kısır bir kadındır ve yaşı hayli ilerlemiştir. Sara hakkında Tevrat’ta, İshak@’a hamile kaldığındaki yaşı için şöyle bir ifade geçmektedir. “Yüz yaşında olana (İbrahim) bir oğul doğar mı? Ve doksan yaşında olan Sara doğur mu?” [xii] Kur’an’da ise Hud suresinde Hz. İbrahim ve karısının fizyolojik durumunu şöyle belirtmektedir. “Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey! Dedi.”[xiii]
       Sara’nın kısır ve yaşının ilerlemiş olması sebebiyle; Tevrat metinlerine göre Hz. İbrahim’in karısı Sara, kendi isteği ile kendi cariyesi olan Mısırlı bir hanımla evlendirilir. “Ve Abram’ın (İbrahim) karısı Saray ona çocuk doğurmadı Ve Saray’ın bir cariyesi, bir Mısırlı, vardı ve onun adı “Hagar”dı (Hacer), Ve Saray Abrama dedi: İşte Rab beni doğurmaktan alıkoydu; rica ederim, cariyemin yanına gir, belki ondan çocuklarım olur.”[xiv]
       Böylece karısı Sara’nın isteği ile onun Mısırlı cariyesi Hacer’den İsmail@ doğar. “Abram (İbrahim) Kenan diyarında oturduktan on sene sonra idi. Ve Hacar’ın yanına girdi ve o gebe kaldı…”  [xv]
       İbn-i Hişam, Hz. Hacer hakkında şunları kaydetmektedir. “İbn-i Hişam dedi ki: Araplar Hâcer ve Âcer derler. Böylece elifi ha’nın yerine getirirler. Nitekim hareke’l-mâe ve erâke’l-mae derler. Herâke ve erâke, suyu akıttı demektir. Hacer Mısır halkındandır.”[xvi]
       Taberî, Hz. Hacer etnik kimliği hakkında şöyle demektedir: “İsmail’in annesi Hacer aslen Kıbtî’dir.”[xvii]
       İslam ansiklopedisi, Hacer maddesinde, Hacer hakkında şu bilgiler verilmektedir. “İbranice’de “Hagar” olarak geçen Hâcer kelimesinin anlamı “Kaçma, kaçış”tır. Grekçe’de Agar, Arapça’da hem Âcer hem de Hâcer şeklinde yer almaktadır. Bütün Buhârî nüshalarında Âcer diye kaydedilen kelime Hâcer olarak meşhur olmuştur. Arapça olmayan Âcer’in kökü bilinmemektedir. Hâcer ise “terk etmek, hicret etme; şirk’ten uzaklaşmak; emsalinden üstün olmak” manalarına gelen “Hecr” köküne ait olabileceği gibi Güney Arabistan’da bir yerleşim merkezi olan Hecer’le de alakalı olabileceği düşünülmektedir. ”[xviii]
       Arapça, Hacer kelimesinin, hicret etmek manasından hareket eden, merhum Ali Şeraiti Hacer kelimesi hakkında şu yorumu yapmaktadır. “En büyük bir amel, en güzel bir hüküm olan “Hicret” kelimesi de “Hacer” isminden türetilmiştir. “ [xix]
       Hz. Hacer hakkında bilgilenmek için yararlanacağımız elimizdeki tek tarihi kaynak Tevrat’tır. Tevrat’ın, Tekvin kitabında “Hagar”ın, Mısır’lı bir cariye olduğu kaydedilmekle birlikte daha fazla detay belirtilmediğinden teferruata girmeyerek, Hz. Hacer’in vasıfları üzerinden yorumlarda bulunmaya çalışacağız.
       Hz. Hacer’i vasıfları üzerinden en iyi tanımlayan kişi merhum Ali şeraiti’dir. Ali şeraiti Hacc adlı eserinde şunları ifade etmektedir. “Bir kadın, hakir görülmüş bir Afrikalı siyah cariye… Sare adlı bir kadının Habeşli hizmetçisi! Bütün bunlar beşeri düzende böyle. Ama Tevhid nizamında bu cariye Allah’ın muhatabı, Allah’ın büyük peygamberlerinin anası, Allah’ın yarattığı en güzel ve en yüce değerlerin tecelligahı. Hacc tiyatrosunda, başrol oyuncusu, en önemli sima, Allah’ın Harem’indeki tek kadın, Tek anne!”[xx]
 
      Hz. İsmail’in doğumu
 
      Tevrat Hz. İsmail’in doğumu ve sonrasını şöyle anlatmaktadır. “Ve Hacar’ın yanına girdi ve o gebe kaldı ve gebe kaldığını görünce, kendi hanımı(Sara) gözünde küçüldü.” “Fakat Abram (İbrahim) Saraya dedi; İşte, cariyen senin elindedir; gözünde iyi olanı yap.” [xxi]
      Hacer’in gebe kalması Hz. İbrahim’in Sara’ya ilgisini azaltınca, karısı Sara bu durumdan hoşlanmaz ve Hacer’i kıskanmaya başlar. Hz. İbrahim gelinen mevcut durumun karısı Sara’nın vesilesiyle olduğunu takdir etmesinden dolayı, ona bir minnet borcu olarak, cariyesi Hacer’e davranışlarında karşıt bir tutum almaz. Hacer hakkındaki kararı, karısı Sara’ya bırakır.         
       Tevrat Sara’nın, Hacer’e eziyet ettiğini belirtmektedir. Bu eziyet öyle bir eziyettir ki, cariye/köle Hacer’i, hamile halinde, yaşadığı mahalden kaçırtacak kadar kötü bir eza ve cefadır. Gördüğü eziyetler yüzünden yaşadığı yerden kaçan Hacer’in, Mısır yolu üzerindeki, Kadeş ile Bered’in arasında bir mevkide kendisini karşılayan melek sayesinde geri döndürüldüğü Tevrat’ta anlatılır. “Ve Rabbin meleği Şur yolunda olan pınarın, çölde sular pınarının başında onu buldu… Ben hanımım Saray’ın yanından kaçıyorum. Rabbin meleği ona dedi: Hanımına dön ve onun eli altında boyun eğ. Rabbin meleği ona dedi: Senin zürriyetini çoğaltacağım… Sen gebesin ve bir oğul doğuracaksın ve onun adını “İshmael” (İsmail) koyacaksın rabbin sana olan cefayı işitti.” [xxii]
       İbranice “İshmael” “Allah işitti” manasına gelmektedir. Arapça’ya, İsmail olarak geçen bu ismin, Hz. İsmail’in annesi Hacer’e, melek yoluyla bildirildiği, ona binaen Hz. İbrahim tarafından konulduğu Tevrat metinlerinde anlatılmaktadır. “Ve Hacar Abrama bir oğul doğurdu ve Abram Hagar’ın doğurduğu oğlun adını “İshmael” İsmail koydu… Abram seksen altı yaşında idi.”[xxiii]
 
        Hz. İsmail’in kişiliği
 
        Kur’an’ı Kerim’de on iki ayette ismi zikredilen Hz. İsmail’in kişiliği hakkında Kur’an ayetlerinde şu ifadeleri bulmaktayız.
“İşte o zaman biz onu (Halim) uslu bir oğul ile müjdeledik.”[xxiv]
“İsmail'i, Elyesa'yı, Zülkifl'i de an. Hepsi de (El ahyar) iyilerdendir.”[xxv]
“İsmail'i, İdris'i ve Zülkifi de (yâdet). Hepsi de (Es sabirin) sabreden kimselerdendi.” [xxvi]
“O : "Rabbim! Bana Salihlerden olacak bir evlat ver", dedi.” [xxvii]
“Onları rahmetimize kabul ettik. Onlar hakikaten (Salih) iyi kimselerdendi.” [xxviii]
“(Resulüm!) Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sadıktı, resul ve nebi idi.”[xxix]
“Halkına namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi.”[xxx]
          Kur’an’a göre Hz. İsmail;
  • “Halim oğul”dur.
  • “iyilerdendir.”
  • “sabreden kimselerdendi.” 
  • “iyi kimselerdendi.”  
  • “sözüne sadıktı.”
  • “Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi.” 
          Kur’an, İsmail’in kişiliğine dair verdiği bu bilgilerde, Tevrat’taki İsmail kişiliğinin tahrife uğramasından dolayı, sanki onun, Tevrat’ta tahrif edilen kişilik bilgilerini düzeltmektedir. Çünkü Tevrat’ın, İsmail portresi Kur’an’ın çizdiği portrenin tamamen zıddı ve İshak peygamberle İsmail’in kişiliklerini yarıştıran ve İshak’@ı öne geçiren bir tutumu vardır. Oysa Kur’an İshak@ ile İsmail@ arasında ayrım yapmaz eşit davranır.
          Tevrat metinlerindeki İsmail tiplemesi, itici tanımlamalar içermektedir. Buna göre İsmail@ kavgacı, geçimsiz, insanlarla sosyal münasebet kuramayacak bir kişiliktir. Yani, tam bir bedevi tarifi…!       
“Oğlun (İsmail) yaban eşeğine benzer bir adam olacak,”
”O herkese, herkes de ona karşı çıkacak”
“Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak."[xxxi]
 
       Tevrat’a göre Hz. İsmail ve annesi Hacer’in evlerinden hicret etmeleri
 
       Sara’nın kendi isteği ve eliyle cariyesi Hacer ile kocası İbrahim’i evlendirmesine rağmen, Hacer’in hamile kalması ile birlikte oluşan durumu beğenmeyen Sara’nın kıskançlığının boyutlarının çok büyük olduğu Tevrat metinlerinde anlatılmaktadır. Yine Tevrat’ta, İsmail’in isminin konulmasının bile, anası Hacer’in, hanımı Sara’nın kıskançlık krizinin bir neticesi olarak çektiği çileden kurtulmak için Allah’a yakarışları sebebiyle olduğu anlatılmaktadır.
       Tevrat metinlerindeki Sara’nın kıskançlık boyutunun büyüklüğü anlatımına rağmen; Hz. İsmail’in on dört yaşına gelmesine kadar Sara’dan başka kıskançlık tepkisi geldiğine dair, Tevrat’ta başka bir anlatım mevcut değildir.
        Ne zaman ki İshak@ doğar ve iki yaşlarına gelir o zaman Sara’nın kıskançlık krizi yeniden peyda olur. “Ve Sara Mısırlı Hacar’ın İbrahim’e doğurmuş olduğu oğlunun (İsmail) güldüğünü gördü. Ve İbrahim’e dedi: Bu cariyeyi ve oğlunu dışarı at; çünkü bu cariyenin oğlu benim oğlumla, İshak’la beraber mirasçı olmayacaktır.”[xxxii] Bunun üzerine (Tanrı)Yehova’nın da isteği ile Hz. İbrahim Hacer ve İsmail’i ekmek ve su tulumu vererek uzaklaştırır. “Ve İbrahim sabahleyin erken kalktı ve ekmekle bir su tulumu aldı ve omzunun üzerine koyarak Hacar’a verdi, çocuğu da verip onu gönderdi…”[xxxiii]
       Hz. İbrahim’in, oğlu İsmail ve annesi Hacer’i ekmek ve su ile yola çıkartmasından sonra Beer-Sheva adı verilen Sina yakınındaki çölde şuursuzca dolaşan ana ve oğlun su ve azıkları tükenir. Hacer, oğlu İsmail’in ölümünü görmemek için onu bir çalı altına bırakıp uzaklaşır, bu esnada onların durumuna müdahale eden Yehova; onları bu çaresiz hallerinden kurtaracak su kuyusu ile mükâfatlandırarak, böylece onların hayatta kalmalarını sağlar. Tevrat’ta Hacer ve İsmail’@in düştükleri aczi şöyle anlatmaktadır.
İbrahim sabah erkenden kalktı, biraz yiyecek, bir tulum da su hazırlayıp Hacer'in omzuna attı, çocuğunu da verip onu gönderdi. Hacer Beer-Şheva Çölü'ne gitti, orada bir süre dolaştı.”
” Tulumdaki su tükenince, oğlunu bir çalının altına bıraktı.”
“Yaklaşık bir ok atımı uzaklaşıp, "Oğlumun ölümünü görmeyeyim" diyerek onun karşısına oturup hıçkıra hıçkıra ağladı.”
“Sonra Tanrı Hacer'in gözlerini açtı ve Hacer bir kuyu gördü. Gidip tulumunu doldurdu, oğluna içirdi.”
“Çocuk büyürken Tanrı onunlaydı. Çocuk çölde yaşadı ve okçu oldu.”
“Paran Çölü'nde yaşarken anası ona Mısırlı bir kadın aldı.”[xxxiv]
 
       İslam kültüründeki, Hz. İsmail ve annesi Hacer’in yurtlarından hicreti
 
       Tevrat’taki bu hicret anlatımına mukabil, Kur’an’ı Kerim’de, Mekke’ye ikamet safhası ile anlatılmaya başlanan hicret olayı; Mekke’nin iklim ve coğrafi yapısının tespiti, Hz. İbrahim’in Mekke şehri, halkı ve Hz. İsmail, Hz. Hacer için Allah’a yaptığı münacatı ile sürer.
       Hadisler, Siyer ve Tefsir kitaplarında ise; Kenan’dan itibaren başlayan Hz. İsmail ve annesi Hacer’in yurtlarından hicret etme bölümü, Tevrat’taki metnin geneline uygun bir varyantla, ancak Kenan’dan direk Mekke’ye hicret edildiği belirtilerek, Tevrat’ın aksine bir hicret rotası çizilir. Tevrat’ta Beer-Şheva’da geçtiği anlatılan çölde su arayış sahnesi; Hadislerde, Mekke’de geçtiği anlatılarak, diyaloglar da dâhil olmak üzere detaylı olarak nakledilmektedir.
       Sahih-i Buhari hadis külliyatının, kıssalar bölümünde, İbn-i Abbas’tan rivayet edilen, bir hadis-i şerif’te; Hz. İbrahim ve İsmail’e ait bir rivayet nakledilmektedir. Çeşitli veçhelerle de gelen bu rivayet şöyledir: Hz. İbrahim beraberinde Hz. İsmail aleyhimasselam ve onu henüz emzirmekte olan annesi olduğu halde ilerledi. Kadının yanında bir de su tulumu vardı. Hz. İbrahim, kadını Beyt`in yanında Devha denen büyük bir ağacın dibine bıraktı. Burası Mescid`in yukarı tarafında ve zemzemin tam üstünde bir nokta idi. O gün Mekke`de kimse yaşamıyordu, orada hiç su da yoktu. İşte Hz. İbrahim anne ve çocuğunu buraya koydu, yanlarına, içerisinde hurma bulunan eski bir azık dağarcığı ile su bulunan bir tuluk bıraktı. Hz. İbrahim aleyhisselam bundan sonra (emr-i İlahi ile) arkasını dönüp (Şam`a gitmek üzere) oradan uzaklaştı. İsmail`in annesi, İbrahim`in peşine düştü (ve ona Keda`da yetişti). "Ey İbrahim, bizi burada, hiçbir insanın hiçbir yoldaşın bulunmadığı bir yerde bırakıp nereye gidiyorsun?" diye seslendi. Bu sözünü birkaç kere tekrarladı. Hz. İbrahim, (emir gereği) ona dönüp bakmadı bile. Anne, tekrar (üçüncü kere) seslendi. "Böyle yapmam sana Allah mı emretti?" dedi. Hz. İbrahim bunun üzerine "Evet!" buyurdu. Kadın: "Öyleyse (Rabbimiz hafızımızdır), bizi burada perişan etmez!" dedi, sonra geri döndü. Hz. İbrahim de yoluna devam etti. Kendisini göremeyecekleri Seniyye (tepesine) gelince Beyt`e yöneldi, ellerini kaldırdı ve şu duaları yaptı: "Ey Rabbimiz! Ailemden bir kısmını, senin hürmetli Beyt`inin yanında, ekinsiz bir vadide yerleştirdim -namazlarını Beyt`inin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye-. Ey Rabbimiz! Sen de insanlarda mümin olanların gönüllerini onlara meylettir ve onları meyvelerle rızıklandır ki, onlar da nimetlerinin kadrini bilip şükretsinler" (İbrahim 37). İsmail`in annesi, çocuğu emziriyor, yanlarındaki sudan içiyordu. Kaptaki su bitince susadı, (sütü de kesildi), çocuğu da susadı (İsmail bu esnada iki yaşında idi). Kadıncağız (susuzluktan) kıvranıp ızdırap çeken çocuğa bakıyordu. Onu bu halde seyretmenin acısına dayanamayarak oradan kalkıp, kendisine en yakın bulduğu Safa tepesine gitti. Üzerine çıktı, birilerini görebilir miyim diye (o gün derin olan) vadiye yönelip etrafa baktı, ama kimseyi göremedi. Safa`dan indi, vadiye ulaştı, entarisinin eteğini topladı. Ciddi bir işi olan bir insanın koşusuyla koşmaya başladı. Vadiyi geçti. Merve tepesine geldi, üzerine çıktı, oradan etrafa baktı, bir kimse görmeye çalıştı. Ama kimseyi göremedi. Bu gidip-gelişi yedi kere yaptı. İşte (hacc esnasında) iki tepe arasında hacıların koşması buradan gelir. Anne, (bu sefer) Merve`ye yaklaşınca bir ses işitti. Kendi kendine: "Sus" dedi ve sese kulağını verdi. O sesi yine işitti. Bunun üzerine: "(Ey ses sahibi!) Sen sesini işittirdin, bir yardımın varsa (gecikme)!" dedi. Derken zemzemin yanında bir melek (tecelli etti). Bu Cebrail`di. Cebrail kadına seslendi: "Sen kimsin?" Kadın: "Ben Hacer`im, İbrahim`in oğlunun annesi..." "İbrahim sizi kime tevkil etti?" "Allah Teala`ya." "Her ihtiyacınızı görecek Zat`a tevkil etmiş." Ayağının ökçesi -veya kanadıyla- yeri eşeliyordu. Nihayet su çıkmaya başladı. Kadın (boşa akmaması için) suyu eliyle havuzluyordu. Bir taraftan da sudan kabına doldurdu. Su ise, kadın aldıkça dipten kaynıyordu. İbnu Abbas (ra) dedi ki: "Allah İsmail`in annesine rahmetini bol kılsın, keşke zemzemi olduğu gibi akar bıraksaydı da avuçlamasaydı. Bu takdirde (zemzem, kuyu değil) akarsu olacaktı." "Kadın sudan içti, çocuğunu da emzirdi. Melek, kadına: "Zayi ve helak oluruz diye korkmayın! Zira Allah Teala hazretleri`nin burada bir Beyt`i olacak ve bunu da şu çocuk ve babası bina edecek. Allah Teala hazretleri o işin sahiplerini zayi etmez!" dedi. Beyt yerden yüksekti, tıpkı bir tepe gibi. Gelen seller sağını solunu aşındırmıştı. Kadın bu şekilde yaşayıp giderken, oraya Cürhüm`den bir kafile uğradı. Oraya Keda yolundan gelmişlerdi. Mekke`nin aşağısına konakladılar. Derken orada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. "Bu kuş su üzerine dönüyor olmalı, (burada su var). Hâlbuki biz bu vadide su olmadığını biliyoruz!" dediler. Durumu tahkik için, yine de bir veya iki atik adam gönderdiler. Onlar suyu görünce geri dönüp haber verdiler. Cürhümlüler oraya gelip, suyun başında İsmail`in annesini buldular. "Senin yanında konaklamamıza izin verir misin?" dediler. Kadın: "Evet! Ama suda hakkınız olmadığını bilin!" dedi. Onlar da: "Pekâlâ!" dediler. Aleyhissalatu vesselam der ki: "Ünsiyet istediği bir zamanda bu teklif İsmail`in annesine uygun geldi. Onlar da oraya indiler. Sonra geride kalan adamlarına haber saldılar. Onlar da gelip burada konakladılar. Zamanla orada çoğaldılar. Çocuk da büyüdü. Onlardan Arapça`yı öğrendi. Büyüdüğü zaman onlar tarafından en çok sevilen, hoşlanılan bir genç oldu. Buluğa erince, kendilerinden bir kadınla evlendirdiler. Bu sırada İsmail`in annesi vefat etti.....” [xxxv]
        “Önce şunu belirtelim: Rivayet pek çok kısımlarıyla İbnu Abbas radıyallahu anh’ın sözü gibidir. Ancak şarihler, rivayette yer alan bazı karinelerden hareketle tamamının Resûlullah aleyhisselatu vesselâm’a ait olduğuna hükmederler.”[xxxvi]
 
       Kur’an’da, Mekke’ye yerleşme
    
Kur’an’da açıkça, Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Hacer’in nereden hicret ettiği belirtilmez. Ancak Mekke’ye hicret edildiği ve burada ikamet edildiği şu ayette belirtilmektedir. "Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler."[xxxvii] Allah’ın, Hz. İbrahim ve ehlinin hicret ederek, ehlinin iskân olunduğu bu yerin adı; Kur’an’ın başka bir ayetinde açıkça beyan edilir. “Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev, Mekke'deki (Kâbe)dir.”[xxxviii]
       Kur’an’ı Kerim’de, İbrahim suresi içersinde yer alan Mekke’ye iskân edilmesini anlatan ayeti kerime’de; Hz. İbrahim’in oğlu İsmail ve hanımı Hacer’i, Mekke’de iskân ettikten sonra, Allah’a münacatına yer verilmektedir. Bu münacatın içeriğinde Mekke’ye geliş amacı, Mekke’nin vasfı ve coğrafik durumu ve burada bırakacağı nesli için Allah’tan dilekleri olarak şu ifadeler göze çarpmaktadır.
·        “…Namazı dosdoğru kılmaları için…” ,
·        “…neslimden bir kısmını…”
·        “…senin (Beytike’l- Muharrem) (Kâbe'nin) yanında …”
·        “… Ziraat yapılmayan bir vadiye …”
·        “…yerleştirdim…”
·        “…Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver!”
        Bazı müfessirlerin, Hz. İbrahim’in, Kâbe’yi inşasından sonra nazil olduğunu kabul ettikleri bu ayeti kerime’de yer alan ifadeler; Hz. İbrahim, İsmail ve Hacer üçlüsünün gerçekleştirdikleri hicret ve Mekke’de iskân eyleminin şuurlu olarak, Allah’ın yönlendirmesi ile oluştuğunun açık bir göstergesidir.
       
       İslam kültüründeki hicret rivayetleri ve Tevrat’ın hicret anlatımları arasındaki farklar
 
       Hz. İsmail ve annesi Hacer’in, yurtlarından hicretine dair; Tevrat ve Sahih-i Buhari’de yer alan İbn-i Abbas anlatımlardaki farklılıklar şunlardır.
a-Tevrat anlatımına göre; Hz. İbrahim ve İsmail’@in beraber sünnet olmalarından “Oğlu İsmail on üç yaşında sünnet oldu.”[xxxix] bir sene sonra Hz. İshak dünyaya gelmiş ve Sara’nın kıskançlık krizi bundan sonra tutmuş ve Hz. İsmail ile annesi Hacer’in uzaklaştırılma isteği bundan sonra gerçekleşmiştir. Dolayısı ile sünnet olduğunda yaşının on üç olarak belirtildiğine göre; Tevrat’ın Tekvin kitabında anlatılan Hz. İsmail ve annesi Hacer’in hicret olayı esnasında, Hz. İsmail’in on dört yaşlarında bir çocuk olduğu hesap edilmektedir.
        Oysa Sahih-i Buhari’de yer alan İbn-i Abbas rivayeti ve buna dayalı İslam kültüründeki İsmail kıssası kabulünde ise; Hz. İsmail emzirme çağında iken annesi ile birlikte Kenan diyarındaki yurtlarından uzaklaştırılmışlardır. Hadisi Şerifte bu olay şöyle beyan edilmektedir. “Hz İbrahim beraberinde Hz. İsmail aleyhimasselam ve onu henüz emzirmekte olan annesi olduğu halde ilerledi.”
 b-Tevrat metinlerinde, Hz. İsmail ve annesi Hacer’in; Kenan diyarının güneyinde, Sina çölü ile sınır olan Beer- Şheva’ya hicret ettikleri anlatılmaktadır. Tevrat’ta ismi geçen bu mevki, Hz. İbrahim’in ikamet ettiği, şimdiki İsrail devletinin içinde bulunan Nablus şehrine denk gelen; Şekem adı verilen mevkie, Mekke’ye göre çok yakın bir mesafededir.
        İbn-i Abbas rivayetinde ise, her iki muhacir ve onlara refakat eden Hz. İbrahim; Arabistan’ın ortasındaki Mekke şehrinin bulunduğu yere kadar gelirler. İkamet ettikleri Kenan diyarı ile göç ettikleri Mekke arası, bilindiği gibi çok uzun bir mesafedir.
c-Tevrat’a göre Hz İbrahim, oğlu İsmail ve annesi Hacer’in ellerine bir su kırbası ve azık vererek, ikamet ettikleri yerden onları yalnız başlarına yollar. İbn-i Abbas rivayetinde ise; Hz. İbrahim, hanımı ve oğluna Mekke’ye kadar refakat eder. Hz. İbrahim, onları bırakıp dönerken, Hacer’in, kendilerini bu ıssız yerde bırakıp gitmesi ile ilgili “fekale lehu Allahu emreke bihaza” “Bu yaptığın Allah’ın emriyle mi?” sorusuna; “Kale Neam” “Evet” diyerek bu davranışının, Allah’ın emrine dayanarak olduğunu bildirmesi, Hz. Hacer’e moral verici bir cevap olur. “Kalet izen la yudeyyeun” “O halde Allah bizi perişan etmez” diyen Hz. Hacer böylece Allah’a mütevekkil olarak, oğluyla çekecekleri sıkıntıya göğüs germeye motive olur.
 d-Tevrat metinlerindeki su arayışındaki Hz. Hacerin tasviri; oğluna su bulma onu yaşatma çabasından ziyade, oğlu İsmail’in ölümünü yakından görmemek amacıyla onu bıraktığı yerden bir ok atımı uzaklaşarak beklemek olarak anlatılmaktadır.
        İbn-i Abbas rivayetinde ve İslam kültüründeki yerleşik, İsmail kıssasının kabulünde; Hz. Hacer, oğlu İsmail’@e su bulmak için Safa ve Merve tepeleri arasında yoğun bir gayret sarf eder. Hacer’in yedi kere gidip geldiği kabul edilen bu gayretinin geçtiği Safa ve Merve tepelerine, Kur’an’da atıfta bulunulur. “Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır.”[xl]Bu yüzden Kur’an’da yer alan Hac menasikleri içersinde Safa ve Merve arasındaki tavafın temeli, Hz. Hacer’in su arayışlarındaki gayretine dayandırılmaktadır. “Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bilir.”[xli]
e-Hz İsmail kıssasının Tevrat anlatımındaki hicret versiyonunda; Hacer ve oğluna Cebrail vasıtası ile muhtemelen mevcut bir su kuyusu gösterilirken; İbn-i Abbas rivayetinde, Hacer’in uğraşları akabinde, Cebrail’in yardımı ile bugün Kâbe sınırları içersinde kalan meşhur, Zemzem adı verilen su kuyusu, Hz. Hacer’in ayakları dibinden fışkırdığı anlatılmaktadır.
 
        Bir tespit
 
        Tevrat ve İbn-i Abbas rivayetine dayanan bu iki hicret olayı anlatımları neticesi, İslam ve Yahudilik arasında temel bir farklılığa kapı açılmıştır.
        Dinen ve tarihen, Hz. İbrahim, kendisinden üreyen nesillerden seçilen peygamberler yolu ile hem İslam hem Yahudilik ve hem de Hıristiyanlık dinin, ulu’l Azm peygamberi ve hem de ırk olarak İsrail oğulları nesebinin atası olduğu sabittir. Gerçekler böyleyken, İsrail oğulları kâhinlerinin ırkçılığı sonucu; Hz. İbrahim’den sonra oğlu İshak’@ ve ondan itibaren üreyen İbranî kökenli İsrail oğulları soyunu, kavmiyetçilik ve din açısından yüceltmek için; annesi itibari ile Arap neslinden ve cariye çocuğu olan İsmail peygamber ve onun soyunu küçümsemek amacıyla; Tevrat’ta anlatılan İsmail kıssasında tahrife yöneldikleri anlaşılmaktadır.
        Kâhinlerin çabalarıyla; Tevrat metinlerindeki, Hz. İsmail ve annesi Hacer’in, hicret anlatımından itibaren Hz. İbrahim; İsrail oğullarının dinine ve soyuna tahsis edilen bir resul ve ata halini almıştır. Yahudilik milli bir din; İsrail oğulları soyundan olan ve Tevrat’ta isimleri sıralanan resuller de milli peygamberler haline getirilmişlerdir.       
        Böylece İsmail’@in ait olduğu Arap soyu, İbrahim@ soyundan dışlanmış olmaktadır. Bunun yanı sıra Tevrat’ta Hz. İsmail’in peygamberliğine hiç değinilmemekte, aksine Hz. İsmail’in, insanlarla kontak kuramayacak itici, ters bir karaktere sahip olduğu belirtilerek küçümsenmektedir. “Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak, O herkese, herkes de ona karşı çıkacak. Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak." [xlii]
Hz. İsmail ve annesinin yurtlarından hicreti ile birlikte Tevrat metinlerinde artık bahsedilmeyen İsmail peygamber’den; Hz. İbrahim’in gömülmesi sırasında ismine rastlanır. 
“Oğulları İshak'la İsmail onu Hititli Sohar oğlu Efron'un tarlasında Mamre'ye yakın Makpela Mağarası'na gömdüler.”[xliii]
        Hz. İsmail nerdeyse Yahudi tarihinden silinmiştir. Onun ne resullüğünden, ne resullük yaptığı Arap toplumundan ne Mekke’den ne Kâbe’den bahsedilmektedir. Ne de Tevrat metninde; "Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak.”[xliv]   “Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım."[xlv] Diye, Yehova tarafından taltif ifadelerine rağmen, İsmail’@in soyu ile ilgili olarak bir haber verilmemektedir!
        İsrail oğulları Kâhinlerinin önderliğini yaptıkları ve İsrail oğullarını yönlendirdikleri ırkçılığa ait tahrifatın boyutu ile ilgili olarak Hz. İbrahim’i, yalnızca kendi dinlerinde, Yahudilikte göstermek için, Hıristiyanlara ve Müslümanlara nispet yaparak resuller arasında ayrım yapan Yahudiler hakkında, Kur’an şöyle açıklamada bulunur.
“İbrahim, ne Yahudi, ne de Hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.”
“İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.” [xlvi]
         Oysa Kur’an’da, Allah, Hz. İbrahim’e aidiyeti; onun soy, sop, ırk, kavmiyetine yakınlığı üzerinden değerlendirmemekte; tamamen akidevi olarak nitelemektedir. Oysa ırkçılık yapan İbraniler ve bunlara inat Arap kavmiyetçiliği yapan bazı Araplar ise, akideyi bir kenara bırakarak, soy, sop, ırk, kavmiyet üzerinden; İbrahim-İsmail-Muhammed devamlılığını ırk temeli üzerinde tarif etmeğe, yorumlamaya çalışmışlardır.
 
         Hz. İsmail’in kurban edilmek istenmesi
 
       Kur’an’ı Kerim’de Saffat suresinde, anlatılan ve Hz. İbrahim’in “Zebihatullah” adı verilen, çocuğunu, Kurban etmek istemesi vakıasının gelişimi şöyle anlatılır.
“O : "Rabbim! Bana Salihlerden olacak bir evlat ver", dedi.
”İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.”
”Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? Dedi. O da cevaben: Babacığım! Emir olunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.”
“Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:”
”Biz ona: " Ey İbrahim!" diye seslendik.”
”Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.”
”Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.”
”Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. “
[xlvii]
       Kur’an’ı Kerim, Hz. İbrahim’in, çocuğunu kurban etme teşebbüsünü anlattığı, Saffat suresindeki ayetlerde; Kurban edilmek istenen çocuğun “Zebihatullah”ın ismini belirtmemiştir. Yani kurban edilmek istenen “Zebih” İsmail mi yoksa İshak mı açıklanmamaktadır. Hadislerde de bu konuda sahih addedilebilecek bir rivayet olmadığı görülmektedir. Tevrat’ta ise; Kurban edilmek istenen çocuğun ismi açıkça, İshak olarak belirtilmektedir. Bu nedenle müfessirler arasında Kurban edilmek istenen çocuğun “Zebihatullah”ın kim olduğu hakkında ihtilaf oluşmuştur. Bu ihtilafa rağmen, İslam dünyasındaki oluşan yaygın inanış “Zebih”in, İsmail@ olduğudur. “Zebih”in İsmail olduğu inancının kabulü ile müteselsilen; Hac ibadetinde uygulanan “Şeytan taşlama” ve Kurban kesimi gibi menasiklerin alt yapısının, Hz. İsmail’in Kurban edilmek istenme vakasına dayandırıldığı görülmektedir. Hz. İsmail etrafında oluşturulan bu malûmat, İslam kültürü olarak yerleşmiş nesiller boyunca aynı inanış devam ede gelmiştir.
        İbn-i Abbas’ın, Hz. İbrahim’in, Hz. İsmail ve Hz. Hacer’i Mekke’ye bıraktığını anlatan rivayetinde;Hz. İbrahim’in Mekke’de bıraktığı bu nesilleri zaman zaman ziyaret ettiğini anlatılmaktadır. Nitekim bu ziyaretlerinden ikisi tüm diyalog ve detayları ile birlikte hadis kitaplarında nakledilmektedir. Ancak İsmail’i Kurban etmek için üçüncü defa gelmesi bu anlatımlarda yoktur. Buna rağmen Hz. İbrahim’in Mekke’ye geliş zamanı bilinmeyen ancak; Kur’an’da, Hz. İsmail’in Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince:” ve “Babacığım! Emir olunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.” anlatımındaki zekâ yaş ve seviyesindeki bir dönemerast gelebilecek üçüncü gelişi ve oğlu İsmail’i, Kurban etmek üzere Mina’ya götürdüğüne dair rivayetler, siyer ve tefsir kitaplarında yer almaktadır.
      Hz. İbrahim’in, Mina’ya giderken, oğlunu Kurban etme niyetine engel olmak için ve aynı zamanda, Hz. İsmail’in babasının bu niyetine karşı çıkması amacıyla; Şeytan’ın yaptığı iğvalara, Hz. İbrahim; Akabe’de, Cemret’ül Akabe, Cemre-i Vusta ve Cemre-i Kusva adı verilen yerlerde, yedişer tane taş atarak karşılık vermiş ve onu kovmuştur. 
       İsmail’i Kurban etmeye götürürken, Hz. İbrahim ve Şeytan arasında yaşananlar; Hac menasikleri arasında yer almış ve geçmişte yaşanmış bu olay, bin yıllardır, Akabe’de, üç yerde sembolik olarak Şeytan yerine dikilen taşlara, yedişer taş atılmak suretiyle hacılar tarafından tekrar edilerek anılmaktadır.
 
       Hz. İsmail’in büyümesi, evlenmesi
 
        Mekke’de Kâbe’nin olduğu yerde Zemzem suyunun fışkırması ile birlikte; çöl ikliminin topraklarındaki bol su, bu bölgeye yakın Cürhümi’ler kabilesinin kervanlarını cezbeder. “Güney Arabistan’ın (Kahtanî) Cürhüm kabilesine mensup bir bedevî aileler gurubunun zamanla oraya yerleşmesini teşvik eden, belki de bu su kaynağı olmuştu.”[xlviii]
Hadis rivayetleri ve İslam tarihçileri, Cürhümi’lerin, Hacer validemizden aldıkları izinle bu vadide yerleşerek, o kutsal toprakları yurt edindiklerini anlatmaktadırlar. “Kadın bu şekilde yaşayıp giderken, oraya Cürhüm`den bir kafile uğradı. Oraya Keda yolundan gelmişlerdi. Mekke`nin aşağısına konakladılar. Derken orada bir kuşun gelip gittiğini gördüler. "Bu kuş su üzerine dönüyor olmalı, (burada su var). Hâlbuki biz bu vadide su olmadığını biliyoruz!" dediler. Durumu tahkik için, yine de bir veya iki atik adam gönderdiler. Onlar suyu görünce geri dönüp haber verdiler. Cürhümlüler oraya gelip, suyun başında İsmail`in annesini buldular. "Senin yanında konaklamamıza izin verir misin?" dediler. Kadın: "Evet! Ama suda hakkınız olmadığını bilin!" dedi. Onlar da: "Pekâlâ!" dediler.”[xlix]  
Hz. İbrahim’in, oğlu İsmail@ ve hanımı Hacer’i bıraktığı bu topraklar hakkındaki duası ile zamanla Mekke ve çevresi ikamete çok elverişli hale gelir. Hz. İbrahim’in, ehlini Mekke’de bıraktığındaki Allah’a duası şöyledir:
 "Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında, ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meyledici kıl ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu nimetlere şükrederler.”[l]
“Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!"[li]  
        Cürhümiler içersinde büyüyen ve yetişkin çağa gelen Hz. İsmail, evlenir ve çocukları olur. İsmail’@in evlilikleri ve evlatları hakkında Kur’an’da bir bilgi yoktur. Kur’an’da yer almayan bu evlilik ve Hz. İsmail’in yetişmesi, evlenmesi ve evlatları hakkında; İbn-i Abbas rivayetinde, İbn-i İshak, İbn-i Hişam’ın ve Taberî’nin siyer kitaplarında ve ayrıca Tevrat sahifelerinde mufassal bilgiler bulunmaktadır.  
        Hz. İsmail, İslam kaynaklarının bildirdiği rivayetlere göre Cürhümi kabilesinden, iki defa olmak üzere evlenir. “İsmail (A.S) bülûğ çağına ulaşınca onu kendilerinden bir kızla evlendirdiler.”Kitab’ul-Mübtede” adlı eserde, Ubbad b. Seleme Muhammed b. İshak’dan naklen: İsmail (A.S)’ın Cürhüm kabilesinden evlendiği ve hanımının isminin “Ammare binti Said b. Üsame” olduğu kaydedilmektedir.”[lii]  Anlatılan rivayetlere göre daha sonra Hz. İbrahim’in isteği ile boşanan Hz. İsmail “yine Cürhümülerden başka bir hanımla evlenir.”[liii] “Bu hanımın adı “Es- Seyide”dir.“[liv] Bu evlilikten “İsmail’in on iki tane çocuğu olup hepsinin annesi de Cürhm’lerden Muzaz bin Amr’ın kızı Es-Seyyide’dir.”[lv]Arap vakanüvisleri ile antropologları ve İncil, Hz. İsmail’in 12 oğlu olduğu konusunda ittifak ediyorlar.”[lvi]
          Tevrat’ta, Hz. İsmail’in çocukları hakkında şu bilgiler yer almaktadır: “Sara'nın cariyesi Mısırlı Hacer'in İbrahim'e doğurduğu İsmail'in öyküsü:” “Doğum sırasına göre İsmail'in oğullarının adları şunlardır: İlk oğlu Nevayot. Sonra Kedar, Adbeel, Mivsam,” “Mişma, Duma, Massa,” “Hadat, Tema, Yetur, Nafiş, Kedema.” “İsmail'in oğulları olan bu on iki bey oymakların atalarıydı. Köylerine ve obalarına da bu adları verdiler.”[lvii]
        Taberî ise, Hz. İsmail’in on iki oğlunun adlarını şöyle sıralamaktadır. “Nabit, Kayder, İbdil, Mişa, Mesmaa, Demma, Mas, Uded, Vetur, Nefis, Tama ve Kadmardır.”[lviii]
         “Hz. İsmail, sonradan bu kabileye mensup bir kızla evlendi ve böylece musta’ribe (“Araplaşmış”) kabilelerin atası oldu -onlar İbrani bir baba ile Kahtani bir anne- den gelmeleri sebebiyle böyle adlandırıldılar.”[lix]
 
        Hz. Hacer’in ölümü
 
        Hz. İbrahim’in, Mısırlı bir köle olan karısı Hz. Hacer’in ölümü hakkında İslam kaynaklarında yer alan rivayetlerden başka elimizde bir bilgi bulunmamaktadır. İslam kaynaklarına göre; Hz. Hacer, Kâbe’nin yapımından evvel, İsmail’in@ evlenmesinden sonra, vefat etmiştir. Yine kaynaklar, onun cenazesinin, şimdiki hatim denilen yere gömüldüğünü kaydetmektedirler. “Evlenmek çağına gelince Cürhümîler İsmail’i kendilerinden asil bir ailenin kızı ile evlendirdiler bundan sonra Hacer hazretleri vefat etti. Ve Hicr’e defnedildi. Vefatında doksan yaşında idi.”[lx] Aynı yere daha sonra vefat eden Hz. İsmail’in de defnedildiği, yine bu kaynaklarda yer almaktadır.
         Hz. Hacer, köle olduğu için Hz. İbrahim’in karısı Sara tarafından dışlanan ve Tevrat ifadelerine göre büyük eziyetler yapılan; ancak iyi irdelendiğinde dışlanmasına rağmen hanımına karşı sebat eden ve ıssız Mekke’ye bırakıldığında Allah’a tevekkül ederek, oğlu için gerekli gayret sarf etmeyi de bırakmayan dev bir insan, dev bir muvahhidedir. Hz. Hacer; fani dünyadaki itilip kakılmalara rağmen; kıyamete kadar baki kalacak Kâbe içersinde “Allah’ın evinde” ebedi istiratgâhına tevdi edilerek onurların yükseğine ulaştırılmıştır. Hz. Hacer’in gerek Allah’a gerek Hz. İbrahim’e teslimiyeti ve oğlu İsmail için çektikleri ve bütün bunlara rağmen sabır ve tevekkülü; bir abide insan olduğunu göstermesine rağmen İslam kaynaklarının onun bu onurlu duruşuna yeterli bakışı, ilgiyi göstermediklerini maalesef anlamaktayız. Hz. Hacer hakkında Merhum Ali Şeraiti, şaheser bir yorum yaparak onu gerektiği, hak ettiği mevkie koyarak şöyle demektedir. “Ama….sayısı belirsiz yaratıkları arasından birisini seçmiştir. En saygın yaratığını, insanı ve onlardan da bir kadını. Onlar arasından kara derili bir kadını… Onlar arasından kara derili bir cariyeyi! –En zelil yaratığını!- Onu kendi yanına oturtturmuştur. Ona kendi evinde yer vermiştir. Veya Allah bizzat onun evine gelmiştir. Ona komşu olmuştur. Onunla evdaş olmuştur. Şimdi bak, bu evin çatısı altında ikisi var! Birisi Allah, öteki Hacer! Tevhid milletinde adsız kahramanı, meçhul askeri böyle seçilmişler!”[lxi]“ İşte burada, insanın Allah etrafında dönmesinde de karşımıza çıkıyor; Hacer! Ey Allah’a yönelmiş muhacir, senin tavafın Allah’ın Kâbe’sini ve “Hacer’in eteğini” kapsar! Neler görmekteyiz? Havsalamıza sığmıyor! Hümanizm ve özgürlük çağı insanın duyguları, bu manayı idrak edemez..! Allah, Afrikalı siyah bir cariyenin evinde.”[lxii]
               
         Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Kâbe’yi inşa etmesi
 
         Rivayetlere göre; Hz İbrahim, ikamet ettiği Kenan diyarı ile oğlu İsmail ve annesi Hacer’i bıraktığı Mekke diyarı arasında zaman zaman yolculuk ederek onların durumlarına yakından vakıf oluyordu. İbn-i Abbas rivayetinde Hz. İbrahim’in yaptığı iki ziyaret ve yaşadığı olaylar anlatılmaktadır. Hz. İbrahim’in gelişlerinin hangisinde olduğu bilinmeyen ancak Hz. İsmail’in kemal yaşta olduğu anlaşılan bir dönemde Hz. İbrahim’e Kâbe’yi inşa etmesi görevi verilir. Bir zamanlar İbrahim'e Beytullah'ın yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.“ [lxiii]
         Kıssanın bu bölümünde dikkat çeken bir nokta üzerinde durmakta fayda görüyoruz. Kıyamete kadar kutsallığı kaybolmayacak ve Müslümanların Kıblesi olmaya devam edecek olan Allah’ın evinin yapımı sırasında, Kur’an’ı Kerim’de, sadece iki isimden bahsedilmektedir. Hz. İbrahim ve Hz. İsmail; Bu tertemiz iki muvahhit ve ikisi de peygamber olan Allah evinin ustalarını; ikamet ettikleri (Kenan) diyardan çok uzak olan Mekke’de, Arap kabilenin yurdunda, Allah’ın evini yapma eylemine girişmelerini rasgele, şuursuz bir eylem olarak kabul edebilir miyiz?
         Hz. İsmail’in taş taşıdığı, Hz. İbrahim’in Kâbe duvarlarını ördüğü, Kâbe’nin inşaat çalışması esnasında; Hz. İbrahim’in, yükselen Kâbe duvarlarını örebilmesi için, üzerine çıkarak örme işlemine yardımcı olan, Hz. İsmail’in getirdiği taş, Kur’an’da önemle zikredilmektedir.“Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin”[lxiv]“…İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı:) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.”[lxv]
         Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in Kâbe’yi inşa ettikleri sırada yaptıkları dualar içersindeki bahislerde, inşa edilen Kâbe ve Kâbe çevresinin geleceği hakkında bilgiler yer almaktadır.
  • “Neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar.”
  • “ibadet usullerimizi göster.“
  • “bir peygamber gönder.”
  • “Burayı emin bir şehir yap”
  • “inananları çeşitli meyvelerle besle.”
“…Neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster.“ [lxvi]
“Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder.” [lxvii]
“Ey Rabbim! Burayı emin bir şehir yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle.” [lxviii]
"Rabbim! Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!" [lxix]
         Kâbe’nin inşasının bitiminde Allah; Haccı, tüm insanlara ilan etmesini Hz. İbrahim’den ister. “İnsanlar arasında haccı ilân et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler.” [lxx]
         Allah, Hac menasiklerini, Hz. İbrahim ve İsmail’e açıklar ve Cebrail vasıtasıyla şeklen gösterir. 
“Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik.” [lxxi]
“Ta ki kendilerine ait bir takım yararları yakinen görmeleri, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günler de Allah'ın ismini ansınlar. Artık ondan hem kendiniz yiyin hem de yoksula, fakire yedirin. “ [lxxii]
” Sonra kirlerini gidersinler; adaklarını yerine getirsinler ve o Eski Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler.
”Durum böyle. Her kim, Allah'ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. “
[lxxiii]
“Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır. Her kim Beytullah'ı ziyaret eder veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur.” [lxxiv]
 
         Hz. İsmail’in resul seçilmesi
 
         Hz. İsmail Allah tarafından bulunduğu içinden yetiştiği, Mekke’deki Arap toplumuna resul tayin edilir. İsmail’in bu resullük vazifesinin başlama vakti ile ilgili olarak Kur’an’da bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, Hz. İsmail resul tayin edilmesinden hatta dünyaya gelmezden evvel, babası Hz. İbrahim yaşadığı, Kıldani toplumu içinde iken, Allah’a, neslinden peygamber yollaması duası vardır. “Ben seni insanlara önder yapacağım, demişti."Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)" dedi.”[lxxv]Kâbe’nin inşası sırasında Hz. İbrahim’in “Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder.”[lxxvi] Diye ayrı bir duası daha olmuştur.
         Kâbe’deki bu en son yapılan duanın akabinde, ya da Kâbe’nin yapımı bitip Hz. İbrahim, Mekke’den ayrıldıktan sonra Hz. İsmail’in resul olması, ayetlerin anlatımına daha yatkındır.
        Hz. İbrahim’den sonra, onun getirdiği dinin, Allah tarafından görevlendirilen Mekke’deki resulü olan Hz. İsmail, hem içinde yaşadığı Mekke toplumuna Allah’ın emirlerinin tebliğcisi, hem Mekke’nin en değerli yapısı olan Allah’ın evi, Kâbe’nin bakıcısı, buradaki ibadetlerin düzenleyicisi ve gözeticisi olmuştur.
        Allah’ın gönderdiği din birdir. Yani İslam.. Ancak İslam’ın temsilcileri, mübelliğleri çeşitli resuller olabilir. Nitekim bunun en iyi örneğini Hz. İbrahim döneminde görmekteyiz. Aynı çağda farklı coğrafyalarda, birbirine akraba olan üç ayrı resul ve üç ayrı toplum… İbrahim-Kıldani, Lut-sodom ve Gomora, İsmail-Mekke, Arap toplumu… İbrahim döneminde oluşan bu resuller ve hitap ettikleri toplumlar ile ilgili durumu nazarı itibara alarak; Kur’an’daki Resullerin vazifelendirilmeleri ile ilgili şu ayetleri daha iyi içselleştirebilmemiz mümkündür.
“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.” [lxxvii]
“Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur!”[lxxviii]
“Her millet için mutlaka bir uyarıcı (peygamber) bulunmuştur.”[lxxix]
Kitap'ta İsmail'i de an. Gerçekten o, sözüne sadıktı, resul ve nebi idi.”[lxxx]
“Ve (nitekim) İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, esbâta (torunlara), İsa'ya, Eyyûb'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik.”[lxxxi]
         İsmail’@in bulunduğu topluma resul seçilmesi, Kur’an’da anlatılan resul seçimindeki sünnetullah’a uygundur. Her peygamber bulunduğu toplum içinden seçildiği gibi, Hz. İsmail’de yaşadığı, Mekke Arap toplumu içersinden resul seçilir. “Onlar arasından kendilerine: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Hâla Allah'tan korkmaz mısınız?" (mesajını ileten) bir peygamber gönderdik.” [lxxxii]
         Hz. İsmail, anadan Arap kökenli olması itibari ile etnik bakımdan Mekke Arap toplumu ile aynı kökende olan ve bebekken geldiği Mekke toplumunun dili üzere yetişmiş bir resuldür. Her ne kadar İbn-i Abbas rivayetinde; Hz. İsmail’in Cürhümi’lerden Arapçayı öğrendiği ifade ediliyor olsa da; “emzirme çağında” Mekke’ye gelen İsmail’@in, daha evvel İbranice veya Arapça bilmesine imkân yoktur. Hz. Hacer’in de Arap asıllı olması hasebiyle Arapça konuştuğu ya da Hz. Hacer, İbranice’den başka bir dil bilmiyor da, Cürhümi’lerden Arapça’yı öğrendiğini varsayarsak bile; Hz. İsmail’in ana dilinin Arapça’dan başka bir lisan olmaması gerektiği anlaşılmaktadır. 
         Binaenaleyh Hz. İsmail, Allah’ın ayetlerini onlara açık bir biçimde iletebilecek bir peygamberdir. Kur’an’da anlatılan bütün resullerde olduğu gibi Hz. İsmail’@de toplumunun dili ile resullük görevini yerine getirir. “Onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik.”[lxxxiii]
         Babası Hz. İbrahim peygamberin yolunu takip eden Hz. İsmail, Kâbe ve çevresini irşad ile memur olduğu gibi; Kâbe’nin gerek maddi gerek put ve putçuluk gibi manevi pisliklerden uzak olması için çalışmıştır. “İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik.”[lxxxiv]
 
         Hz. İsmail’in resullüğü ve Tevrat tanımlamaları
 
         Hz. İsmail’in resullüğü ile ilgili muharref Tevrat metinlerinde hiçbir kayıt bulunmamaktadır. Resullüğünden bahsedilmemesini bir kenara bırakalım; Hz. İsmail hakkında Tevrat metinlerinde defalarca onun neslinin çoğaltılacağı, soyunun sayılamayacak kadar çok olacağı belirtildiği halde, Hz. İsmail adeta yok sayılarak unutulmaktadır. Bu husustaki Tevrat ifadelerine bir göz atalım.  
         Hz. Hacer’in hamile kalmasından sonra, Sara’nın eziyetlerinden kaçtı sırada Meleğin geri döndürmek için onu teskin etmek ve ilerisini, bildirmek amacıyla yaptığı konuşmada Hz. İsmail ve soyu hakkında şunları söyler.
“Rabbin meleği, "Hanımına dön ve ona boyun eğ" dedi,”
"Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak.” [lxxxv]
         Hz. Hacer ile Hz. İsmail’in Sara’nın isteği ile Kenan diyarından hicret ettirmeden evvel Hz. İbrahim’e gelen Melek, İsmail’@in soyu hakkında övgülere yer verir.
“Ancak Tanrı İbrahim'e, "Oğlun ve cariyen için üzülme" dedi, "Sara'nın sözünü dinle. Çünkü senin soyun İshak'la sürecektir.”
Cariyenin oğlundan da bir ulus yaratacağım. Çünkü o da senin soyundur." [lxxxvi] 
“Kalk, oğlunu kaldır, elini tut. Onu büyük bir ulus yapacağım."  [lxxxvii]
Hal böyle olmasına rağmen Beer-Sheva çölüne sürülen ve orada yaşamaya başlayan Hz. İsmail ve annesinin ne kendileri ne soyu hakkında artık bir bahis geçmez. Adeta tarihten silinirler. Ayrıca Tevrat’ta, İsmail@’in huy ve karakteri eleştirilerek, toplumla uzlaşma sağlayamayacak bir insan karakteri çizilmekte dolayısı ile aşağılanmaktadır.
“Oğlun yaban eşeğine benzer bir adam olacak,”
”O herkese, herkes de ona karşı çıkacak”
“Kardeşlerinin hepsiyle çekişme içinde yaşayacak." [lxxxviii]
         Bu yüzden Kur’an Kâhinlerin Tevrat metnine soktuğu bu ifadeleri reddederek Kur’an muhataplarına, İsmail peygamberin, doğuştan hangi huy ve karaktere sahip yaratıldığını şöyle bildirir. 
İşte o zaman biz onu uslu (Halim) bir oğul ile müjdeledik.” [lxxxix]
“İsmail'i, İdris'i ve Zülkifl’i de (yâd et). Hepsi de sabreden kimselerdendi.”[xc]
 
         Hz. İsmail’in vefatı
         Tevrat, Hz İsmail’in yüz otuz yedi yıl yaşadığını ve Mısır yakınlarında Havila ve Şur arasında gömüldüğünü bildirmektedir.
“İsmail yüz otuz yedi yıl yaşadıktan sonra son soluğunu verdi. Ölüp halkına kavuştu.”
“İsmail oğulları Aşur'a doğru giderken Mısır sınırı yakınında, Havila ile Şur arasındaki bölgeye yerleştiler. Kardeşlerinin yaşadığı yerin doğusuna yerleşmişlerdi.”[xci]  Tevrat’ın aksine İslam kaynakları, Hz. İsmail’in resullük yaptığı Mekke’de vefat ettiğini ve annesi Hacer’in gömülü olduğu Hatim’e defnedildiğini bildirmektedirler. Taberî bu hususta “Rivayete göre İsmail 137 yıl ömür sürmüş, ölürken başkanlığı kardeşi İshak’a vasiyet etmiştir… İsmail El-Hicr’de annesi Hacer’in kabri yanına defnedilmiştir.”[xcii] demektedir. İbn-i Hişam ise: “İbn-i İshak dedi ki: İsmail’in ömrü, zikrettiklerine göre yüz otuz senedir, sonra öldü. Hicr’de anası Hacer ile birlikte defnedildi.” [xciii] diye beyan eder.         
         Sonuç       
·        İsmail kıssasının doğru anlaşılması; son vahiy Kur’an’ı ve onun peygamberi Hz. Muhammed’i ve bazı ibadetleri daha iyi kavramamızda bize büyük yararlar sağlayacaktır.
·        İsmail kıssası; Kur’an’da yer alan hemen hemen tüm kıssalarda olduğu gibi mücmel olarak, bölümler -parçalar halinde anlatılmıştır.
·        Kur’an’ın nüzul döneminde, İsmail kıssası hakkında, parçalar halinde nazil olan ayetler; daha sonrasında, Tevrat metinlerindeki malûmat ve Hz. İsmail hakkında cahiliye dönemi tevatürlerinin de dâhil edilmesiyle biraz daha mufassal hale gele gelmiştir. Buna hadislerin ve diğer, Hz. Muhammed sonrası oluşan İslami ilimlerin tedvini sırasında çeşitli yollarla derlenen rivayetlerin eklenmesi ile günümüze intikal eden hali almıştır.
·        Kur’an’a göre; Hz. İsmail, Allah tarafından, Mekke bölgesinde hem resul hem nebi olarak görevlendirilmiştir.
·        Kur’an, Hz. İsmail’e; ne İbranilerin ne de ırkçılık yapan Arapların yaklaştığı gibi etnik temelde yaklaşmaz ve onu etnik temelde tanıtmaz. Kur’an, İsmail’le ilgili hiçbir ayetinde, onun etnik yapısından ve cariye annesinden bahsetmez.
·        Hz. İsmail, Arap etnik kökenli ve aynı zamanda, köle/cariye çocuğu olan resuldür. Allah seçtiği bir peygamberi, Arap’ta olsa, cariye çocuğu da olsa elçisi olarak görevlendirir. Yani Allah; insanlar arasında da resuller arasında da sınıf, ırk farkı gözetmez. Allah, takva’yı esas alır. Bütün insanlar kardeştir, ilkesinin değişik bir anlatımıdır bu…
·        Kur’an, İsmail’in kişiliğine dair yaptığı tanımlamalarla, Tevrat’ta tavsif edilen muharref kişilik bilgilerini düzeltir. Hz. İsmail’in, İbranî ırkçılığına uğrayarak, tahrif edilerek küçümsenen kişiliğini asli hale irca eder.
·        Tevrat’ta yer alan Sara’nın kıskançlığı sonrası meydana gelen zorunlu hicret olayındaki, Hz. İsmail ve annesinin Kenan diyarından def edilmesi anlatımına mukabil; Kur’an’da anlatılan Mekke’ye hicret olayı, Allah’ın emri ile Hz. İbrahim, Hz. İsmail ve Hz. Hacer’in gerçekleştirdiği bilinçli bir hicret olayına dönüşür. Kur’an, Hz. İsmail ve Hz. Hacer’in hicretini, Hicaz bölgesinde tevhidi hareketin başlangıcı; bir medeniyetin doğuşu olduğunu ihsas eder. Böylece Tevrat’ta İsmail ve Hacer hakkındaki küçük düşürücü tahrifatları nakzetmiş olur.
·        İsmail kıssasındaki hicret, İslam medeniyetini kurma anlamında hicrete örneklik teşkil etmektedir. İnananların şuurlu hicretleri bir bebek bir anne gibi azınlık miktarda olsa bile dev bir medeniyeti kuracak yapıya ulaşabilecektir. İsmail kıssası buna örnekliktir. Hz. Muhammed’e de Medine’ye hicretinde örneklik teşkil ettiği açıktır.
·        Hz. İsmail kıssasının anlatımında; Kâbe’nin Hz. İsmail döneminde inşa edildiği, Haccın bu dönem’den itibaren emredildiği, Hac ibadeti esnasındaki menasik’in, Hz. İsmail döneminden kalma olduğu beyan edilmektedir.
·        Kur’an, Kurban edilmek istenen çocuk “Zebih”in ismini açıkça vermeyerek, Kurban edilmek istenen çocuğun, ırkı veya teslimiyetinden dolayı Allah nezdinde kazandığı mertebeyi temel alarak, “Zebih”in yandaşı olmayı kendi ırk veya dinlerinde üstünlük sağlamaya çalışanlara prim vermemiştir.
·        Kurban edilmek istenen evlat “Zebih” olayı; insanların sevdikleri şeylerden Allah yolunda feragat etmeleri gerektiğinde, Hz. İbrahim ve onun oğlu gibi tereddütsüz tavırda olmaları gerektiği mesajını vermektedir.
·        Hz. İsmail kıssasının görünmez kahramanı, Hz. Hacer’dir. Hacer, Müslüman erkeğine Allah yolunda itaatin, Allah’a kullukta teslimiyetin, doğurduğu çocukta vefanın ve İslami faaliyet alanında erkeğin en büyük yardımcısı olan kadının, takva’da, hür veya köle/cariye ayrımının olmadığının simgeleşmiş halidir.
·        Hz. İsmail ve Hz. Hacer’in, İslamiyet’in en kutsal yapısında defnedilmiş olmaları; İslam’ın sınıfsal olmayan, tüm insanları aynı kategoride gören ancak Allah’a kullukta onları ayırt eden yapısına en büyük örnekliktir. Örnek bir köle kadın ve onun doğurduğu örnek bir resul, Allah’ın evinde, ebedi uykularında…


[i] İbn-i Hişam; İslam tarihi Siret-i İbn-i Hişam tercümesi; Tercüme Hasan Ege; Kahraman yayınları; İstanbul 1985; c.1; s.39
[ii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 9 / 18
[iii] Kur’an’ı Kerim; Saffat suresi; ayet 82–83
[iv] Kur’an’ı Kerim; Enam suresi; ayet 74
[v] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 11 / 26
[vi] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 1 / 27
[vii] Taberî; “Tarih el-Rusül ve’l-Mülûk” Milletler ve hükümdarlar tarihi; tercüme Zâkir Kadiri Ugan-Ahmet Temir;M.E. B yayınları; İstanbul 1991; c.1; s.432
[viii] Mevdudi; Tarih boyunca tevhid mücadelesi ve Hz. Peygamberin hayatı; Tercüme Asrar Ahmet; Pınar yayınları; İstanbul 1983; c.1; s.430
[ix] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 11 / 28
[x] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 11 / 29
[xi] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 17 / 15
[xii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 17 / 17
[xiii] Kur’an’ı Kerim; Hud suresi; ayet 72
[xiv] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 1
[xv] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 3–4
[xvi] İbn-i Hişam; A.g.e; c.1; s.40
[xvii] Taberî; A.g.e; c.1; s.428
[xviii] T.D.V İslam ansiklopedisi; İstanbul 1996; c.14; s.431–432
[xix] Ali Şeraiti; Hacc; Özgün yayıncılık 1999; s.53
[xx]Ali Şeraiti; A.g.e; s.71
[xxi]Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 4–6
[xxii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 7–11
[xxiii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 15–16
[xxiv] Kur’an’ı Kerim; Saffat suresi; ayet 101
[xxv] Kur’an’ı Kerim; Sad suresi; ayet 48
[xxvi] Kur’an’ı Kerim; Enbiya suresi; ayet 85
[xxvii] Kur’an’ı Kerim; Saffat suresi; ayet 100
[xxviii] Kur’an’ı Kerim; Enbiya suresi; ayet 86
[xxix] Kur’an’ı Kerim; Meryem suresi; ayet 54
[xxx] Kur’an’ı Kerim; Meryem suresi; ayet 55
[xxxi] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 12
[xxxii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 21 / 9–10
[xxxiii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 21 / 14
[xxxiv] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 21 / 14–21
[xxxv] Kütüb-i Sitte Muhtasarı tercüme ve şerhi; Tercüme İbrahim Canan; Akçağ yayınları; Ankara 1992; c.14; s.222 Taberî; Milletler ve hükümdarlar tarihi; M.E. B yayınları; İstanbul 1991; c.1; s.349
[xxxvi] Kütüb-i Sitte Muhtasarı tercüme ve şerhi; A.g.e; c.14; s.226
[xxxvii] Kur’an’ı Kerim; İbrahim suresi; ayet 37
[xxxviii] Kur’an’ı Kerim; Ali-İmran suresi; ayet 96
[xxxix] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 17 / 24–26
[xl] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 158
[xli] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 158
[xlii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 11 – 12
[xliii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 25 / 9
[xliv] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 10
[xlv] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 21 / 18
[xlvi] Kur’an’ı Kerim; Ali-İmran suresi; ayet 67–68
[xlvii] Kur’an’ı Kerim; Saffat suresi; ayet 100–107
[xlviii] Muhammed Esed; Kur’an mesajı; işaret yayınları; İstanbul 1999; c.1; s.35; Mevdudi; A.g.e; c.1; s.44
[xlix] Kütüb-i Sitte Muhtasarı tercüme ve şerhi; A.g.e; c.14; s.222
   Taberî; A.g.e; c.1; s.349
[l] Kur’an’ı Kerim; İbrahim suresi; ayet 37
[li] Kur’an’ı Kerim; İbrahim suresi; ayet 35
[lii] Eb’ul Velîd Muhammed El-Ezrakî; Kâbe ve Mekke tarihi; Tercüme. Vehbi Yavuz; Çağrı yayınları; İstanbul 1980; s.47; Kütüb-i Sitte Muhtasarı tercüme ve şerhi; A.g.e; c.6; s.17
[liii] Eb’ul Velîd Muhammed El-Ezrakî; A.g.e; s.48
[liv] Taberî; A.g.e; c.1; s.432
[lv] Taberî; A.g.e; c.1; s.432
[lvi] Mevdudi; A.g.e; c.1; s.60 
[lvii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 25 / 16
[lviii] Taberî; A.g.e; c.1; s.432; İbn-i Hişam;; c.1; s.41; Eb’ul Velîd Muhammed El-Ezrakî; s.70
[lix] Muhammed Esed; A.g.e; c.1; s.35
[lx] Kütüb-i Sitte Muhtasarı tercüme ve şerhi; A.g.e; c.6; s.17; Eb’ul Velîd Muhammed El-Ezrakî; A.g.e; s.46; T.D.V İslam ansiklopedisi; İstanbul 1996; c.14; s.433
[lxi] Ali Şeraiti; A.g.e; s.53
[lxii] Ali Şeraiti; A.g.e; s.54
[lxiii] Kur’an’ı Kerim; Hacc suresi; ayet 26
[lxiv] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 125
[lxv] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 127
[lxvi] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 128
[lxvii] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 129
[lxviii] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 126
[lxix] Kur’an’ı Kerim; İbrahim suresi; ayet 25
[lxx] Kur’an’ı Kerim; Hacc suresi; ayet 27
[lxxi] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 125
[lxxii] Kur’an’ı Kerim; Hacc suresi; ayet 28
[lxxiii] Kur’an’ı Kerim; Hacc suresi; ayet 29–30
[lxxiv] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 158
[lxxv] Kur’an’ı Kerim; İbrahim suresi; ayet 124
[lxxvi] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 129
[lxxvii] Kur’an’ı Kerim; Yunus suresi; ayet 47
[lxxviii] Kur’an’ı Kerim; Nahl suresi; ayet 36
[lxxix] Kur’an’ı Kerim; Fatır suresi; ayet 24
[lxxx] Kur’an’ı Kerim; Meryem suresi; ayet 54
[lxxxi] Kur’an’ı Kerim; Nisa suresi; ayet 163
[lxxxii] Kur’an’ı Kerim; Muminun suresi; ayet 23
[lxxxiii] Kur’an’ı Kerim; İbrahim suresi; ayet 4
[lxxxiv] Kur’an’ı Kerim; Bakara suresi; ayet 125
[lxxxv] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 9–10
[lxxxvi] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 21 / 12–13
[lxxxvii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 21 / 18
[lxxxviii] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 16 / 12
[lxxxix] Kur’an’ı Kerim; Saffat suresi; ayet 101
[xc] Kur’an’ı Kerim; Enbiya suresi; ayet 85
[xci] Kitab-ı Mukaddes; Tekvin; Bab 25 / 17–18
[xcii] Taberî; A.g.e; c.1; s.433
[xciii] İbn-i Hişam; c.1; s.39
 
Bibliyografya
 
Ebu’l ala, El Mevdudi; Tarih boyunca tevhid mücadelesi ve Hz. Peygamberin hayatı; Tercüme Asrar Ahmet; Pınar yayınları; İstanbul 1983
El-Ezrakî, Eb’ul Velîd Muhammed; Kâbe ve Mekke tarihi; Çağrı yayınları; İstanbul 1980
Esed, Muhammed; Kur’an mesajı; işaret yayınları; İstanbul 1999
Et-Taberî; Ebu Cafer Muhammed bin Cerir; Milletler ve hükümdarlar tarihi; tercüme Zâkir Kadiri Ugan-Ahmet Temir; M.E. B yayınları; İstanbul 1991
İbn-i Hişam; İslam tarihi Siret-i İbn-i Hişam tercüme, Tercüme Ege Hasan;Kahraman yayınları; İstanbul 1985
Kitab-ı Mukaddes;Kitabı Mukaddes şirketi; 1981
Kütüb-i Sitte Muhtasarı tercüme ve şerhi; Tercüme, Canan İbrahim; Akçağ yayınları; Ankara 1992
Şeraiti, Ali; Hacc; Özgün yayıncılık 1999
T.D.V İslam ansiklopedisi; Hacer maddesi; İstanbul 1996
 
 
 Cengiz DUMAN       
Araştırmacı-Yazar
 
www.kurankissalari.tr.gg
 
 

 
Loadtr.Com
Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=