HZ. ŞUAYB

Şuayb peygamber ve nankör bir toplum örneği Medyen

İnsanlar, hayatlarını idâme ettirebilmeleri için kendilerinde bulunmayan ihtiyaç maddelerini, ya kendi ülkelerinden ya da bu ihtiyaç maddelerini üreten diğer ülkelerden sağlarlar.
Ticaret denilen bu olgu, insanların ihtiyaçlarını temin etme vasıtası olduğu gibi, insanlar için geçim sağlama vasıtası da olmaktadır.
Toplum bireylerinin kaynaşması ile aynı zamanda yakın ve uzak toplumların iletişim vasıtası konumunda olan ticaret; insanlar arasındaki karşılıklı haklar korunduğu sürece toplumların ilerlemesinde büyük etken olurken bu hakların ihlalinde ise toplumu uçuruma sevk edecek bir âmil durumuna gelir.

BİR./ ŞUAYB KISSASI

ALLAH, ticaretin; toplumun yaşamında önemli bir yeri bulunduğunu doğru yapılmasından toplumun olumlu, karşılıklı hakların ihlalinde toplumun büyük zararlar çektiğini, hatta; uçuruma (helake) ittiğini göstermek amacı ile (özellikle tüccar bir toplum olan Mekke'lilere) Şuayb (s) kıssasını vahyeder.
Kavimlerini uçuruma götüren, ticarette karşılıklı rızayı gözetmeyip hile yapan Şuayb (s) kavminin kıssasının ışığında, kıssadan hisse almaları istenir.
İKİ./ ŞUAYB KAVMİ

Şuayb (s) kavminin Mısır, Sina, Filistin üçgeni içerisinde, Mekke ticaret kervanlarının geçtiği işlek bir yol üzerinde olduğunu Kur'an'ı Kerim değişik ayetlerinde ifade etmektedir.
ÜÇ./ ŞUAYB KAVMİNİN DURUMU

Şuayb (s) kavminin durumunu dört ayrı gurupta incelemekte yarar vardır.
a) ALLAH'ı inkâr
"Ey kavmim. ALLAH'a kulluk edin, O'ndan başka ilahınız yoktur." (7/85)
"Şuayb, onlara:"ALLAH'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" (26/177)
"Sizi ve daha önceki nesilleri yaratandan korkun dedi." (26/184)
"Ey Şuayb. Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmamızı men'eden senin salatın mıdır?" (11/87)
b-) Şuayb (s)'in Rasûl'lüğüne inanmamak.
"Sen ancak büyülenmiş birisin, bizim gibi bir insandan başka birşey değilsin. Doğrusu seni yalancılardan sanıyoruz. Eğer doğru sözlü isen göğün bir parçasını üstümüze düşür." dediler." (26/185-187)
c-) Vahy'i inkâr.
"Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın; insanların hakkını eksik vermeyin, düzeldikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin..." (7/85) "Ey kavmim. Rabbimden benim bir belgem olduğu ve bana güzel bir rızık da verildiği halde, O'na karşı gelebilir miyim?" (11/88)
d-) Emirleri İhlâl
"Ölçüyü tam yapın, eksiltenlerden olmayın, doğru terazi ile tartın. İnsanların hakkını azaltmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." (26/183)
"Ölçüyü, tartıyı eksik tutmayın. Doğrusu ben sizi bolluk içinde görüyorum." (11/84)
"Ey kavmim. Ölçüyü ve tartıyı tamamı tamamına yapın; insanlara haklarını eksik vermeyin; yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. İnanıyorsanız, ALLAH'ın geri bıraktığı helâl kâr sizin için daha hayırlıdır." (11/85-86)
"ALLAH'a inananları yolundan alıkoyup ve yolun eğriliğini dileyerek tehdid edip her yolda pusu kurup oturmayın." (7/ 86)

DÖRT./ İNKAR NEDENLERİ

ALLAH'ın Şuayb (s) kavmi için Hud sûresi 84. ayetinde Şuayb (s)'ın ağzıyla belirttiği "Doğrusu ben sizi bolluk içinde görüyorum." değerlendirmesi ışığında bu kavmin neden ALLAH'a isyanda direndiğini tesbit etmek lâzımdır.
Tarihte bolluk ve refahın zirvesinde olan birçok kavmin ALLAH'ı inkâr ettiği görülmektedir. Çünkü; O bolluk ve refaha genellikle insanların haklarına tecavüz edilmesi (zulüm) ile ulaşılmıştır. Bu seviyenin korunması lazımdır. Bu nasıl olacaktır? Aynı yöntemlerle.
BEŞ./ HELAK

ALLAH Kur'an'ı Kerimde şöyle beyan ediyor:
"Biz rasûl göndermedikçe kimseye azab etmeyiz." (17/15)
ALTI./  SONUÇ

İnsanları kendine kulluk etsinler diye yaratan yüce ALLAH, arzu ettiği vakit, "Bize rasûl göndermedin" dememeleri için zaman zaman toplumlara rasûller göndermiş, onları denemek için çeşitli fitnelerle sınamıştır.
"Biz hangi kasabaya bir rasûl gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır." (7/ 94)
"Sonra kötülüğün yerine iyiliği koyduk, öyle ki çoğalıp babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı dediler." (7/95)
ALLAH'ın bu imtihanlarla kendisine kullukta hangi merhalede olacaklarını denediği kavmin durumunu beğenmediği zaman şu ayetin hükmü tecelli edecektir: "Bir şehri yok etmek istediğimiz zaman şımarık varlıklılarına yola gelmelerini emrederiz, ama onlar yoldan çıkarlar. Artık o şehir yok olmayı hakeder. Biz de onu yerle bir ederiz." (17/16)
"Kavminin inkâr eden ileri gelenleri, "Şuayb'a uyarsanız, andolsun ki siz kaybedersiniz." dediler. Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler." (7/90-91)
"Şuayb onlardan döndü de "Ey kavmim. Andolsun ki Rabb'imin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; kafir millet için niçin üzüleyim?" dedi." (7/93)
"Eğer (şehirler halkı) inanmış ve bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarından verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları yaptıklarına karşılık yakalayıverdik" (7/96)
"Onların çoğunda ahde vefa görmedik, çoğunu fâsık (yoldan çıkmış) bulduk." (7/102)

Böylesi bir toplumun mevcut konumlarını sürdürebilmeleri için rasûle karşı çıkmaları normaldir. Aksi halde rasulun mesajını kabullenmeleri düzenlerinin sonu anlamına gelir. O halde kendi kafalarından düzenlerinin kurucusu, tasdik-leyicisi, taraftarı ilah'lar uyduracaklar, böylece ALLAH'a inandıklarını iddia ederek, halkı kandırmaya çalışacaklardır.
Hal böyle olunca tabiîdir ki ALLAH'ın rasûl'ünü yalanlayacaklar, ondan olağanüstü isteklerde bulunacaklar, bu istekleri gerçekleşmeyince, peygamberliğinin de geçersiz olduğunu söyleyerek onu yalanlamak için kendilerince makul bir sebep bulmuş olacaklardır. Bunu başaramazlarsa, getirdiği Vahy'i karıştırmaya, eğriltmeye çalışacaklar, koydukları helal ve haramları kendi kafalarından ortaya atmadıklarını iddia edeceklerdir. Böylece helal ve haramları kendileri ilan edip, Vahyi kendi doğrultularında tahrif etmeye gayret edeceklerdir.
Bütün bunlar sonuç vermez, isyan devam ederse devreye baskı ve zulüm girecek, bu da işe yaramazsa inananlar ülkeden sürülmeye başlanacaktır. Kendi (batıl) sistemlerini korumak için ne gibi önlemler almak gerekirse alacaklardır.

"Sen bir cana kıymıştın, seni üzüntüden kurtarmış ve bir çok musibetlerle denemiştik. Bunun için "MEDYEN" halkı arasında yıllarca kalmıştın" (20/40)
"(Musa) (s) MEDYEN'e yöneldiğinde:"Rabbimin bana doğru yolu göstereceğini umarım." dedi. (28/22)
Risalet vazifesini yüklenmeden önce, işlediği bir fiilden dolayı Mısır'dan kaçan Musa (s) Medyen'e sığınır. Medyen'de birçok olay yaşamış; sonunda evlenerek, eşiyle birlikte Tûr'a doğru yola çıkmış ve burada risâlet'le görevlendirilmiştir.

"Musa süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çıktı. Tür tarafından bir ateş gördü..." (28/29)
Mısır'a yakın bir yerde olduğu anlaşılan Medyen; aynı zamanda ticarette ileri bir düzeyde olmasını sağlayan zengin ticaret kervanlarının geçtiği işlek bir yol üzerindedir. Hindistan'dan gelen ticaret kervanları Yemen, Taif, Mekke,
Medine istikametiyle Medyen'in bulunduğu bölgeden geçip, Şama ulaşırlardı.
Kur'an'ı.Kerim Mekke'lilerin de katıldığı bu ticarete şöyle değinir:
"Kureyş kabilesinin yaz ve kış seferlerinde..." (106/1-2)
Şuayb (s) Kavminin zengin ticaret kervanlarının yolu üzerinde olduğu Hıcr Sûresi 78-79.tayetlerinde şöyle anlatılır:
"Eyke'liler de, şüphesiz zalim kimselerdi. Bunun için onlardan da öc aldık. Hala her iki memleket de işlek bir yol üze-rindedirler."
Önceki ayetlerden "iki memleket" ibaresiyle Lut ve Şuayb toplumlarının yaşadığı yerlerin kasdedildiği anlaşılmaktadır.
Şuayb (s) kıssasında geçen Medyen kavmi ve Eyke'nin ayrı ayrı mı yoksa tek bir kavim mi olduğu hakkında farklı görüşler vardır.
Medyen ahalisinden bahsedilirken "ehûhum" (kardeşleri) denmesinden yola çıkan bazı Müfessirler Eyke'lilerden bahsedilirken "onlara" denmesinin Şuayb'ın Eyke'lilere, sonradan risâletle gelmiş olması gerektiğini savunurlar.
Bazı müfessirler de Şuayb (s)'ın davet ve nasihatinin aynı, her iki ahalinin de cezasının benzer şekilde olmasından hareketle, Medyen ve Eyke'nin tek bir kavim olduğu kanaatine varmışlardır.
Bütün bunlara ilaveten; Kur'an'ı Kerimde kıssaları anlatılan tüm rasüllerin, kendi kavimleri içerisinde büyümüş, "içlerinden bir rasül" ve "güvenilir bir elçi" olarak görevlendirildikleri dikkate alındığında, Medyen ve Eyke'nin aynı Kavim olduğu, ancak anlatımın değişik varyantlarla yapıldığı kanaati hasıl olmaktadır.

'İşte kasabaların haberlerini sana anlatıyoruz." (7/101) "Doğrusu bunda bir ders vardır." (26/190)
Kıyamete kadar baki olan Kur'an'ı Kerim, hitabettiği tüm insanlara ALLAH'a göre yapılması ve yapılmaması gerekli olanları belirtmiş ve insanların öğüt almalarını istemiştir. "Dinde zorlama yoktur." Allaha uyanlara esenlik, şu veya bu şekilde emirlere isyan edenlere de ebedi azab verileceğini söylemektedir. "Şuayb onlardan döndü de, "Ey kavmim. Andolsun ki Rabb'imin sözlerini size bildirdim, öğüt verdim; inkarcı millet için niçin üzüleyim?" dedi." (7/93)
"Kasabaların halkı geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmesinden güvende midirler?" (7/97) 



Cengiz DUMAN
Araştırması-Yazar
 

 
www.kurankissalari.tr.gg
 
zülkarneyn kitap resmi ile ilgili görsel sonucu



Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=