KUR'AN'I KERİM'DE HİDAYET MOTİFİ OLARAK DENİZ VE DENİZ UNSURLARI
KUR'AN'I KERİM'DE HİDAYET MOTİFİ OLARAK DENİZ VE DENİZ UNSURLARI



Giriş
İslâm dini ve onun kutsal kitabı; muarızları tarafından çöl dini ve çöl kitabı olarak nitelendirilmiştir. Bu nitelendirilmelerle kastedilen şey çölün kısır, verimsiz ve tabii yönden olumsuzluk içeren algısının İslam’a giydirilmesidir. Böylece İslam’ı tanımak isteyen insanların beyinlerinde; çölün kısır, verimsiz ve olumsuz algısı, İslam’ın vizyonuna yamanmaya çalışılarak İslam'a leke sürmeye çabalanmaktadır.
İslâm’ın bidayeti itibariyle çöl insanına nazil olmasına rağmen; son kitap olması ve inerken dahi tüm insanlığa hitap etmesi –Eyyühennas/Ey insanlar- ve konuları bakımından Kur’an’ın vizyonunun, evrensel (cihanşümûl) olduğunu bize göstermektedir.
Muarızların olumsuz vasıflandırmalarına rağmen İslâm dininin kutsal kitabı Kur’an; hidayete yönelik olarak insan ve evren hususunda tüm dünya’ya hitabeden biçimde gerekli her şeyden bahsetmiştir.
Bu yazımızda Kur’an’ın ayetlerinin, bidayette çöl tabiatına ve çöl toplumuna inmesine rağmen çöl ve çöl tabiatının tam karşıtı olan; deniz ve unsurları üzerinde, hidayete yönelik olarak nasıl durduğu ve onu nasıl hidayete yönelik anlatımlara dönüştürüldüğünü inceleyeceğiz.

Kâinatın yaratılışı:
 
Kur’an, evreni, gökler (semavat) ve arz (yer) ve ikisi arasındakiler olarak tanımlamakta ve bunların Allah (c.c) tarafından altı günde yaratıldığını beyan etmektedir: “Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk çökmedi.“ [1]
Yer(arz), kara ve denizleri kapsamaktadır ve kâinatın yaratılış süresi toplam altı günlük zaman zarfı içersinde, iki günde yaratılmıştır. “De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.“ [2]
Bununla birlikte arz’ın kuru kuruya yaratılmadığını arz ve semavat arasında insanoğlunun hayatının idamesi için gerekli olan tüm ihtiyaçların ise altı günlük süre içersinde bulunan, dört gün zarfında yaratıldığını beyan etmektedir. “O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti.“ [3]
Bu ayet-i kerimeyle Cenab-ı Hakk, yeryüzü(arz) üzerinde karalar ve denizleri halk ettiğini, kara üzerinde; ormanlar, akarsular, göller ve her türlü nebatat ve hayvanatı yarattığını ve insanların hizmetine verdiğini beyan etmektedir.

Kur’an’ın denizi tanımlaması:
 
Buna mukabil denizde ise, balık ve her türlü deniz canlısının, deniz bitkisinin, insanın yaşamı için gerekli olanların yaratıldığını belirterek bunları insanlığın arzularına tahsis ettiğini belirtmektedir. “Görmedin mi, Allah, yerdeki eşyayı ve emri uyarınca denizde yüzen gemileri sizin hizmetinize verdi.“ [4]
Arabistan yarımadasında yaşayan Arap toplumu; kızgın bir güneş altında, müthiş bir sıcakta kavrulan verimsiz çöl toprağı üzerinde, yetersiz bitki yapısına sahip, suyun yok denecek kadar az bulunduğu bir coğrafyada hayatlarını idame ettiriyorlardı. Bu toplumun yaşadığı bölgede coğrafi yapı ve iklim sadece ticarete izin verdiğinden; deve kervanları marifetiyle, güneyde Yemen, Kuzeyde ise Suriye’ye kadar kara yolu üzerinde ticaret yapabiliyorlardı. “Kış ve yaz yolculuklarını onlara kolaylaştırıldığı için “ [5]
Yaptıkları ticari yolculuklar sırasında Güneyde, Yemen kıyılarındaki deniz sahili ve limanlarında; Kuzey’de ise Kızıldeniz kıyıları, Akabe körfezi kıyılarında denizi ve gemileri, büyük suları görmekteydiler. Bir kısmı deniz yolculuklarına bile katılmışlar, engin sularda yolculuklar yapmışlardı. Peygamberimizin “İlim Çin’de de olsa alınız “hadisi; Çin ülkesinin uzaklığının, cahiliye Arap toplumunca bilindiğini, dolayısı ile oralara kadar deniz yolculuğu yapanların olduğunu bize ihsas ettirmektedir.
Ticaret kervanları seferlerinde gözlemledikleri, deniz ve onun en büyük nişanelerinden biri olan devasa gemiler, cahiliyye Araplarını hayran bırakıyordu. Cahiliyye döneminde Kâbe'ye asılan Muallakay-ı Seba'da, şair Tarafa, gemiler için şu şiiri yazmıştır.
“Ayrılık sabahı Ded ovasında, arkasında küçük kayıklarla birlikte kalkan Maliki develeri,”
“Gemicilerin bazen doğru bazen yanlış yönlendirdikleri Adevla'lı ya da İbn-i yemin'in gemileri gibi “
“Öyle gemiler ki, pruvaları denizi yara yara ilerler, toprak kümesini eliyle yaran ayırıcılar gibi. “[6]
Allah denizi ve ondaki türlü nimetleri yaratmıştır. Üstelik deniz sadece bu gördükleriniz değildir, bunlardan daha niceleri de vardır diyerek; denizin uyandırdığı ihtişamlı atmosferi, yaratılış nimetlerinin büyüklüğüne tevdi ederek; Kur’an’da, hidayet edici misaller vermektedir. “Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep olsa) yine Allah'ın sözleri (yazmakla) tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve hikmet sahibidir “ [7]
Bu misalin verildiği dönemin coğrafya bilgisi nazara alındığında Allah’ın ne müthiş bir misal verdiği daha iyi idrak edilebilecektir. Günümüz bilimsel ilerlemeleri veçhesinde, uydulardan gözlenebilen veriler ışığında; denizlerin karalara oranla büyüklüğünün bilimsel ve görsel olarak müşahede edilmesi sonucu; Yeryüzünün dörtte üçünün denizlerden oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır. Karalara göre denizler üç misli büyüktür. Allah’ın o dönem insanlarına verdiği misaldeki, “deniz de arkasından yedi deniz katılarak“ ifadesi çağımızın insanlarına bir mucize olarak tek başına yeterli bir hidayet örneğidir kanımızca. Hiç kimsenin büyüklüğü hakkında bilgisi olmadığı, kendisinin de sadece kara yolculuğu yaptığı bilinen peygamberimizin, denizler hakkında böyle bir malumat vermesi imkân haricinde bir vakıaya delalet eder. Böyle bir bilgi ancak, denizleri yaratıp, karalara göre üç misli büyük yapan Allah tarafından bilinebilirdi. Şu halde bin dört yüz yıl önceden bu bilgiyi ileten Kur’an Allah’tan gelen bir mucize olarak insanlar için yeterli bir delil olmalıdır.

Kur'an'da belirtilen denizin içindeki nimetler:
 
Allah Kur’an ayetlerinde tarif ve tasvir ettiği denizi, insanlara sadece ulaşım sağlamaları açısından yaratmamıştır. İnsanlar denizlerden yiyecek, içecek, giyecek gibi temel ihtiyaçları dışında türlü imkânlar elde ederler. “İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. “ [8]       “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır.“[9]
İnsanoğlu kâinat yaratılalı beri denizden, deniz avı sayesinde rızkını temin etmektedir. Denizden bu yararlanmada Cenab-ı Hakk tarafından kısıtlamaların olduğu dönemlerde bulunmaktadır.“Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.“[10]
Araf suresinde geçen bu ayetlerden; geçmiş kavimler içersinde, İsrailoğullarına, cumartesi günü avlanmalarının haram kılınmış olduğunu anlamaktayız. Kur’an’ın nazil olması ile birlikte deniz avındaki, Yahudi toplumuna yapılan kısıtlama da kaldırılarak, deniz avı zaman sınırı olmaksızın tamamen serbest bırakılmıştır. “Hem size hem de yolculara fayda olmak üzere ( faydalanmanız için ) deniz avı yapmak ve onu yemek size helâl kılındı. “ [11]
İnsanlar denizden sadece yiyecek olarak yararlanmamışlardır. Yiyeceklerin yanında denizden çıkarılan bir takım maddelerden süs eşyası yaparak onları giyim kuşamlarında kullanmışlardır. “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Hepsinden de taze e (balık) yersiniz ve giyeceğiniz süs eşyası çıkarırsınız. “ [12]    “…İkisinden de inci ve mercan çıkar… “ [13] “Sanki onlar yakut ve mercandırlar. “ [14]
Coğrafya ve Tarih kaynakları, yeryüzünün çeşitli yerlerinde inci ve mercanların yetiştiğini ve yine bu bölgelerde denizden çıkarılarak ticaretlerinin yapıldığını belirtmektedirler. İnci ve mercanlar tropikal iklim olarak adlandırılan genellikle sıcak ve ılıman bölgelerdeki denizlerde yetişmektedir. İncilerin ayrıca tatlı sularda midye incisi olarak yetişmekte olduğunu; incilerin hem istiridye ve hem de midye kabukları içinde üredikleri beyan edilmektedir. En iyi kaliteli incilerin Basra körfezi ve Umman körfezinde yetiştiğini, mercanların ise Kızıldeniz kıyıları ve Akdeniz’de bulunduğunu belirten kaynaklar; Akdeniz mercanlarının kırmızı renkli ve en değerli mercan cinsleri olduğunu bildirmektedirler.
Kırmızı mercanların, Romalılar döneminden beri, ipek yolu ticareti ile Hindistan ve Çin’e pazarlandığını kaydedilmektedirler. Cahiliyye döneminde de süs takısı olarak kullanılan inci ve mercanlar nadide bir mücevherat gibi ilgi görüyordu. Mercanların kırmızısının rağbet gördüğü o toplumda; bu takılar üzerine birçok kelimeler üretilmişti. Nitekim Kur’an ayetlerinde bu geniş kullanım alanı üzerinde çeşitli örnekler müşahede etmekteyiz.
Kur’an’ı Kerim’de cennet tasvirleri verilirken ora ehlinin süs takıları anlatılırken en çok üzerinde durulan nesneler İnci ve Mercandır. “( Onların mükâfatı ), içine girecekleri Adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada giyecekleri elbiseleri de ipektir. “ [15]     “Muhakkak ki Allah, iman edip iyi davranışlarda bulunanları, zemininden ırmaklar akan cennetlere kabul eder. Bunlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Orada giyecekleri ise ipektir. “ [16]
Yine Kur'an-ı Kerim'de, cennet ehline hizmet eden, cennet hizmetkârları incilere benzetilir. O hizmetkârlar, denizin dibinde kimsenin el sürmediği, çok hoş latif inciler gibidirler. “İri gözlü hûriler…Saklı inciler gibi…..Yaptıklarına karşılık olarak (verilir). “ [17]     “Hizmetlerine verilmiş, (kabuğunda) saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar. “ [18]     “O insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedîmler dolaşır ki, onları gördüğünde, etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın. “ [19]
Nur suresindeki ayette ise incinin parlaklığı, göz alıcılığı, yıldızların ışıklarına benzetilir. “Allah, göklerin ve yerin nûrudur. O'nun nûrunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir. “ [20]
İnci ve Mercanlara ulaşmak çok zordur. Özellikle incinin içinde yetiştiği istiridye adı verilen kabuklu canlılar, denizin çeşitli derinliklerinde bulunurlar.  Onları elde etmek için özel bir ihtisas sahibi olmak, özel donanımlar kullanmak gereklidir ki; bu insanlar Süleyman @ kıssasında “Şeytanlar “ olarak nitelendirilmişlerdir. “Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da ( onun emrine verdik ). “ [21]       “Şeytanlar arasından da, onun için dalgıçlık eden ( ve inciler çıkaran ) ve bundan başka işler görenler vardı. “ [22]

Kur'an'da gemi tasvir ve tavsifleri:
 
Allah, Kara’yı ve ondaki nimetleri nasıl insanlar için yaratıp insanların emrine âmade kılmış ise; denizi ve ondaki türlü nimetleri insanlar için yaratmış ve onların istifadesine sunmuştur. Deve gibi, gemiye nazaran küçük binekler vasıtası ile bin bir eziyet ve zahmet ile mallarını bir yerden bir yere nakledebilen Araplar için, deniz üzerindeki gemiler ticari olarak da ilgilerini çekiyordu.  “Bütün çiftleri O yaratmıştır. Ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar vâr etti. “ [23]     “Denizde yüce dağlar gibi yükselen gemiler de O'nundur. “ [24]
Allah gemileri tasvir ederken “ yüce dağlar gibi yükselen “ olarak nitelemektedir. Gemileri ilk defa gören bir insan veya sadece seyredebilen, onlardan yararlanamayan insanlar için Allah; ne dehşet bir tasvir yapmaktadır. Onların içinden geçenleri en iyi bilen Allah, onların arzularını nasıl güzel ifadelendirmektedir. “Rabbiniz, lütfuna nâil olmanız için denizde gemileri sizin için yüzdürendir. Doğrusu O, sizin için çok merhametlidir. “ [25]    “Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.“ [26]    “…insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde…“ [27]       “( Onlar mı hayırlı ) yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'tan başka bir tanrı mı var! Allah, onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir. “ [28]
Allah, insanların hayranlıklarını uyandıran gemileri tavsifi aşamasından sonra, onları tevhidi bir sahaya çekmekte ve gördükleri bu muazzam eserlerin uyandırdığı derin duyguları, hidayete tevdi etmektedir. Allah insanlar için binek olarak yarattıkları arasında onların inşa ettiği gemileri de sıralamaktadır. Çünkü gemileri insanlar yapmış olsalar bile onun yapımında kullandıkları malzemeler, onların yüzdürülmesi, denizde ulaşım sağlanması Allah’ın izniyle olmaktadır. “Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız.“ [29]        “Ki, böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak: Bunu bizim hizmetimize vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz bunlara güç yetiremezdik, diyesiniz. “ [30]           “Allah o varlıktır ki, emri gereğince içinde gemilerin yüzmesi ve lütfedip verdiği rızkı aramanız için ve de şükredesiniz diye denizi size hazır hale getirmiştir. “ [31]
Dolayısı ile Allah, gerek canlı binitler gerekse cansız binitler; bu gemi olabilir başka insan icadı şeyler olabilir, hangisi olur ise olsun onlara binildiğinde, onlardan bir şekilde yararlanıldığında Allah’ın anılması gerekmekte olduğunu; hem denizi ve gemileri görüp onlara hayran olan cahiliyye Araplarına ve hem de bu nimetlerin bulunduğu yerlerde yaşayan ve yararlanan topluluklara hatırlatmaktadır.
Burada dikkat çekilen bir nokta ise şudur: Yeryüzü üzerinde gerek karada gerek denizde olan her türlü canlı, Allah tarafından yaratılmıştır. Ancak gemi gibi devasa bir eser, insanlar tarafından inşa edilmiştir. İşte bu noktada Allah; insanların böbürlenmemeleri, yaratıcıya insanları eş koşmamaları için; Gemilerin inşa edildiği maddelerden, yüzüp gitmesi için yararlandığı rüzgâra, sakin deniz ortamından, sağ salim ulaşmalarına kadar her şeyin, kendisi tarafından takdir edildiğini beyan ederek, Allah’a şirk koşmamalarını, yaratıcının vasıflarını unutarak başka şeylere hamletmemelerini hatırlatmaktadır. “Denizde dağlar gibi akıp gidenler ( gemiler ) de O'nun ( varlığının)delillerindendir.” “ Dilerse O, rüzgârı durdurur, da onun ( denizin ) üstünde kalakalırlar. Elbette bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. “[32] “….üzerinize bir kasırga yollayarak, inkâr etmiş olmanız sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz?“[33]  “Siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgârla alıp götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ..“[34]
Deniz yolculuklarında gerek mutedil hava gerekse azgın hava ortamlarında, gecenin zifiri karanlıklarında rotalarını bulmak için Allah’ın verdiği diğer nimetlerden yararlanmak zorundaydılar. Bu nimetlerden yararlanan insanlarında bunun karşılığı olarak Allah’a hamd etmeleri gerekmektedir.  “O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum için âyetleri geniş geniş açıkladık. “ [35]      “Karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin ( yağmurun ) önünde rüzgârları müjdeci olarak gönderen mi? Allah'tan başka bir tanrı mı var! “ [36]
Nuh @ kıssasında ise; gemi yapımı, Tufan'ın sularının yeryüzünü kaplaması, Nuh'un gemisinin tufanda yüzmesi ve gibi bir olayını misal vermektedir. Kıssanın; deniz, gemi ve geminin sularında seyretmesi tasvirlerinin anlatıldığı anların hepsindeki, Allah’ın hâkimiyeti, yönetimi fehmedilmelidir. “Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde (muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap.“ [37]    “Bunun üzerine ona şöyle vahyettik: Gözlerimizin önünde(muhafazamız altında) ve bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca her cinsten eşler halinde iki tane ve bir de, içlerinden, daha önce kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira onlar kesinlikle boğulacaklardır. “ [38]        “( Nuh ) dedi ki: “Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir. “ [39]       “Sen, yanındakilerle birlikte gemiye yerleştiğinde: “Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamd olsun “ de. “ 27/28 “Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. “ [40]        “ Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere indir. Sen, iskân edenlerin en hayırlısısın. “ [41]     “ Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.. “ [42]
Allah, Âlim kul ve Musa @ kıssasında, denizdeki gemi yolculuklarının da karada yapılan yolculuklar gibi güvenli olmadığını anlatmaktadır. Her zaman doğal ve insani tehlikelere açık olduğu vurgulanmaktadır. “Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Âlim kul) gemiyi deldi. Musa: Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın! Dedi. “ [43]     “Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı. “ [44]
Kehf suresindeki bu ayetlerde, deniz yolculuklarında da korsanların olduğunu; can ve mal emniyetinin orada da, karadaki gibi mutlak olmadığını anlattıktan sonra; yoksul gemi çalışanlarının mallarının Allah’ın takdiri ile Âlim kul vasıtası ile emniyetle karaya ulaştığını bildirilmektedir.

İki deniz:

Kur’an’ı Kerim’de denizlerden bahsederken, ayrıca “ikideniz“ ifadesini kullanmaktadır. “İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Hepsinden de taze et (balık) yersiniz ve giyeceğiniz süs eşyası çıkarırsınız. Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayıp da şükretmeniz için gemilerin, denizi yarıp gittiğini görürsün. “ [45]
Kur’an’ın üzerinde durduğu denizden birinin tatlı suları, diğerinin ise tuzlu suları ihtiva ettiğini anlamaktayız. Denizlerin tuzlu sular içerdiği coğrafik ve hidrolojik bir gerçek olduğuna göre, tatlı sulardan kastın ne olduğunu anlamamız için, Kur’an’da deniz sözcüğünü karşılayan “Bahr“ kelimesinin, Arapça karşılığına bakmamız gerekmektedir. Müfessirler "Bahr" kelimesinin “büyük sular “manasını ihtiva ettiği üzerinde hem fikirdirler.[46]
Bu yüzden genişlikleri ve uzunlukları büyük, akış rejimleri ve içinde barındırdıkları nimetler bakımından sularını denize ulaştırarak denizle paydaş olan tatlı nevi tüm akarsular, Kur'an'da “Bahr“"deniz" olarak adlandırılmaktadır. Rahman suresindeki " Merecel bahreyni yeltekıyân. Beynehumâ berzehun lâ yebgıyân " "İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar."[47]Ayeti hakkında"İbn Cüreyc de şöyle demiştir: Maksat tuz­lu deniz ile tatlı ırmaklardır."[48] Razi şu yorumu yapar: "Bu tatlı ve tuzlu deniz demektir. Nitekim Hak Teâlâ, "O iki deniz bir olmaz: Şu çok tatlı, susuzluğu keser, içimi boğazdan kolay, şu çok tuzludur, acıdır"(Fatır12) buyurmuştur. Bu, birinciden daha açık ve sahihdir."[49] Bundan dolayı bu tariflerle tarifle uyuşan; Fırat, Dicle, Nil gibi tatlı akarsular, deniz “Bahr“ olarak kabul edilmiştir.
Kur’an’da, Kehf suresi içerisinde, anlatılan “Âlim kul ve Musa “ kıssasında da “İki deniz“in birleştiği yer olarak bir ifadeye rastlamaktayız. “Bir vakit Musa genç adamına demişti ki : “Durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım yahut senelerce yürüyeceğim. “ “ Her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık, denizde bir yol tutup gitmişti. “ [50]   
Yeryüzü üzerinde bulunan “iki deniz” olarak addedebileceğimiz sular birbirine kavuşmaktadır, ancak ne tuzlu sular, tatlı suları istila edip hepsini tuzlu su yapar; ne de tatlı sular, tuzlu suları istila edip hepsini tatlı su yaparlar. Her ikisi de ayrı cenahtadırlar. Buna rağmen hem tatlı sulardan balık, hem tuzlu sulardan balık yenilebilir, İnci ve mercan çıkarılabilir, gemilerle yolculuk edilebilir. Allah'ın takdiri ile tuzlu da olsa, tatlı da olsa her iki deniz, nimetlerini insanlara sunar. İşte bu noktada Allah; “ikideniz “ özelliklerini sıraladıktan sonra onları yaratanın kendisini olduğunu ve tapılacak tek mabudun yalnızca kendisi olduğunu bildirmektedir. “Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O'dur. “ [51]        “Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. “ [52]

“İkideniz “ neresidir:
 
Alim kul ve Musa kısasında anlatılan “Musa'nın “Mısır ve Filistin bölgesinde yaşayan Tevrat sahibi, Hazreti Musa olduğu baz alınırsa; kıssada adı geçen, Alim kul ile Musa'nın buluşma noktası olan “ikideniz “in birleştiği yerin, bu günkü coğrafik veya siyasi niteleme ile “Ortadoğu “sınırları içersindeki bir yer olması akla yatkındır.
Buna göre; Fırat ve Dicle gibi büyük tatlı suların, İran “Fars “denizine döküldüğü ve dökülen tatlı suların, deniz suyu ile uzun süre karışmadığı belirtilen Basra körfezindeki, Şattül-Arap mevkii; Kur'an'ın hitab ettiği cahiliyye Arap toplumuna, onların bildiği, anlayabilecekleri örnekler sunulması mucibince çeşitli ayetlerde belirtilen “İkideniz“ olduğu kanaati vermektedir.
Belirtmekte yarar bulduğumuz bir hususa dikkat çekmeliyiz. Müfessirlerce “İkideniz“ ile kastın; Fırat ve Dicle'nin Basra körfezine döküldüğü Şattül Arap mevkii olduğu kabul görmüş ise de Nil’in, Akdeniz’e döküldüğü yer de “İkideniz“ olarak uygun görülmüştür. Bilindiği gibi her iki mevkide, Kur'an'ın nazil olduğu Arap toplumunun bildiği, aşina olduğu, ticaret kervanlarının yolculukları esnasında uğradıkları bölgeler arasındadırlar.
Biz de “İki denizden “maksadın, Fırat ve Dicle'nin Basra körfezine döküldüğü “Şattül Arap“ mevkii olduğu kanaatini taşımakla birlikte; burada amaçlanan, belli bir coğrafyanın verilerek örneği dondurmak değildir. Verilen coğrafik yerden maksat, örneğin müşahhas olarak bilinip tefekkür edilmesi; bununla beraber, yeryüzünde hem tatlı, hem tuzlu suları veren, bunları birbirine karıştırmayıp hem içecek, hem sulama sularını oluşturan, bu sulardan yiyecek, giyecek ve türlü nimetler bahşeden, Allah’ın, yaratıcılığının, insanlar tarafından kabulü ve ona yapılacak kulluğun altının çizilmesidir.
Bugün yeryüzü üzerinde “İkideniz “ özelliğinde yüzlerce mevki göstermek mümkündür. Her “ikideniz “ özelliğindeki yerlerde yaşayan, buraları temaşa eden insanların; Allah'ın bahşettiği vasıfları tefekkür ederek, Allah'a kullukta yerlerini alması lazımdır.

Tatlı ve tuzlu suların birbirine karışmaması:
 
Bin dokuz yüz seksen'li yılların başlarında ortaya atılan ve ünlü Fransız deniz bilimci, kaptan Cousteau'nun Müslüman olduğuna dair söylentilere konu olan; “İkideniz “in özelliği olan, sularının karışmaması olayı üzerinde durmakta yarar görüyoruz. Kaptan Cousteau, Atlas okyanusu ve Akdeniz sularında yaptığı deniz araştırmalarında, her iki deniz suyunun farklı fiziksel yapılarda olduğu; Atlas ve Akdeniz'in kesiştiği Cebel-i Tarık boğazında iki denizin sularının farklı fiziksel yapılarını korudukları ve her iki su arasında birbirlerinin karışmasını engelleyen bir su engeline rastladıklarını belirtmiştir. [53]
Benzer bir olaya Kızıldeniz ile Aden körfezinin buluştukları yerde de rastladıklarını, Kaptan Cousteau'nun daha sonra Müslüman olan Fransız arkadaşı Profesör Doktor Maurıce Bucaille[54] anlatması; bunun üzerine, Maurıce Bucaille'nin bu olayın Kur'an'da, bin dört yüz yıl önceden bildirildiğini söylemesi ile birlikte konu medyada yer almış ve İslamî çevrelerde gündem edilerek gündem edilmeye başlanmıştı.
Oysa kaptan Cousteau'nun denizlerdeki keşfi ile Kur'an'da bildirilen “İkideniz“ özelliği ile aynı değildir. Kur'an'da bahse konu olan “İkideniz “in oluşturduğu sulardan biri tatlı diğeri tuzludur, oysa Kaptan Cousteau'nun keşfine konu olan denizlerin hepsi tuzlu su ihtiva etmektedir. Dolayısı ile Kaptan Cousteau'nun keşfettiği olayın yer aldığı denizlerin sularında, Kur'an'da bahsi geçen “İkideniz“in fiziksel özellikleri yoktur.
Bundan dolayı Kur'an'ın bin dört yüz yıl öncesinden bildirdiği “ikideniz “örneği ile Kaptan Cousteau'nun keşfi aynı değildir. Ancak denizlerdeki bu tip yeni gelişmeleri, Allah'ın yaratıcılığına havale ederek, onun kudretini tanıyarak, gereğince kulluk edilmesi noktasında hidayete hamletmek gerekmektedir. “İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir.” “Aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmazlar.” “O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?” “İkisinden de inci ve mercan çıkar.” “ Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?”[55] “Yoksa yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarından (yer altından ve üstünden) nehirler akıtan, arz için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'tan başka bir tanrı mı var! Doğrusu onların çoğu (hakikatleri) bilmiyorlar. “ [56]

Deniz ve musibet ilişkisi; insanların sınanması:
 
“Sizi karada ve denizde gezdiren o'dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindekileri tatlı bir rüzgârla alıp götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız Allah'a halis kılarak: “Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız “diye Allah'a yalvarırlar. “ [57]
Buraya kadar olan ayetlerde Allah'ın, insanlara sunduğu deniz ve deniz içi ve üzerindeki nimetleri üzerinde durulduğunu, bütün bunların Allah tarafından yaratıldığının ve insanlara sunulduğunun göz önüne alınarak, Allah'a kulluktan kaçınılmaması, ona kulluk ile bu verilen nimetlere şükredilmesi temasının işlendiğini gözlemledik. Bundan sonra Yunus suresi yirmi ikinci ayette gördüğümüz üzere denizde yolculuk ederken insanların musibetlerle sınanması üzerinde olan ayetleri inceleyeceğiz.
Allah insanları uygun gördüğü zamanlarda canları, malları ve sahip olduğu diğer değerler ile imtihan edeceğini belirtmektedir “Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz…“ [58]      “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler. “ [59]
İşte Yunus suresi yirmi ikinci ayet; Allah'ın verdiği deniz ve gemi nimeti üzerinden insanların denenme anını anlatmaktadır. Denizin hoş ve latif ortamında insanın ruhunu okşayan, mutedil bir deniz havası ile yolculuk ederken birden bire bu hoş ortam gider ve yerine denizin korkutan, panikleten ve sadece Allah'ın yardım edebileceği dehşet bir ortam oluşur. Allah, Kur'an'daki çeşitli ayetlerde tasvir ettiği bu dehşet, panik, yalnızlık ve çöküntü ortamını; çölde yaşayan su ile alakası, arada bir yağmur, onun haricinde içeceği su ile olan Arap toplumuna öyle güzel yansıtmaktadır ki; çöl ikliminde yaşayan Araplar bile, aynı dehşetli ortamların oluştuğu çöl fırtınalarındaki emsal durumlarını hatırlayarak, denizdeki bu dehşet anlarını anlatan ayetlerden, hidayete yönelik ders alsın. “Yahut ( o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları ) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; ( öyle bir deniz ) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. “ [60]         “… O gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar… “ [61]            “Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman …. “ [62]
Kur'an'ın bu ayetlerinin nazil olduğu, cahiliyye Arap toplumunda bu anlatılan denizdeki kaos sahnelerini yaşamış olanlar vardı ancak ekseriyet; bu inen ayetlerin ortamını kendi yaşadıkları çöl kasırgalarına hamlederek, düşündükleri zaman; o dehşetli anlarda ne yaptıklarını, Ne yapmaları gerektiğini fevk etmeleri gerekiyordu. İnsanlar denizin bu dehşetli ortamlarında, hemen Allah'a sığınıyorlar, O'nu “bir"liyorlar, halisane O'na yalvarıyorlardı. Denizde oluşan bu kaotik ortamdaki insan davranışı, Kur'an tarafından şu şekilde tasvir edilmektedir: “…Her yerden onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini yalnız Allah'a halis kılarak: “Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız “diye Allah'a yalvarırlar.“[63]              “Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak ( ihlâsla) O'na yalvarırlar. “ [64]      “Denizde başınıza bir musibet geldiğinde, O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolup gider. “ [65]
Deniz yolculuğundan evvel, Allah'a layıkıyla kulluk edenler açısından, denizde bir musibetle karşılaştıklarında Allah'a yönelik tutumlarında bir değişiklik olmuyordu. Ancak denizdeki musibetten önce Allah'a layıkıyla inanmayanlar, denizin dehşetli anlarıyla karşılaştıklarında halisane olarak Allah'a yalvarıyorlardı. “Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız “diye Allah'a yalvarırlar.  " [66]
Bu yalvarmalarının sahtekârlık, ikiyüzlülük barındırdığını daha sonra karaya ulaştıklarında, Allah'a olan tutumlarının tersine değişmesi ile anlaşılmaktadır. “Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar..” [67] “O sizi kurtarıp karaya çıkardığında, (ine eski halinize) dönersiniz. İnsanoğlu çok nankördür.” [68]
Allah kâfirlerin bu ikiyüzlü tutumunu kınamaktadır.  “O'nun, sizi kara tarafında yerin dibine geçirmeyeceğinden yahut başınıza taş yağdırmayacağından emin misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız.  “Yahut O'nun, sizi bir kez daha oraya (denize) gönderip üzerinize bir kasırga yollayarak, inkâr etmiş olmanız sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz? Sonra, bundan dolayı kendinize (intikamınızı almak için ) bizi arayıp soracak bir destekçi de bulamazsınız. “ [69]
Kâfirler, denizde başlarına gelen musibetin, karaya ulaştıklarında bir daha gelmeyeceğini veya denizde de olsa bir daha bu duruma düşmeyecekleri düşüncesiyle hareket etmektedirler. Oysa Allah, her an her yerde insanları canları, malları ve diğer verdiği nimetleri üzerinden deneyeceğini söylemiştir. “Andolsun ki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz… “ [70]      “Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki onlar, yine haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; (bununla) sadece fâni dünya hayatının menfaatini elde edersiniz; sonunda dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz. “ [71]

Denizde ve denizle verilen ceza:
 
Kur'an ayetlerinin bir kısmında Allah'ın insanları cezalandırması fiilinin anlatıldığı sahnelerin bulunduğunu görüyoruz. Nuh @ kısasında yeryüzünü suların basması ve Nuh @ ile ona inananların ve oğlunun denizle imtihanları ve boğulmaları ile sonuçlanan cezalandırma sahneleri; ibret verici bir şekilde anlatılmaktadır. “Nuh'a vahy olundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından (günahlardan) dolayı üzülme. “Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır! “[72]           “Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: “(Canlı çeşitlerinin) her birinden iki eş ile aileni ve iman edenleri gemiye yükle! “ Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti. “ “dedi ki: “Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir. “ “Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! ( Sen de ) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi. “Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): “Bugün Allah'ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah'tan başka koruyacak kimse yoktur “dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu. “ [73]      “Yine de onu yalanladılar, biz de hem onu hem de onunla beraber gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünde) halifeler kıldık; âyetlerimizi yalanlayanları da (denizde) boğduk. Bak ki uyarılanların (fakat inanmayanların) sonu nasıl oldu! “ [74]
Musa @ kısasının bir bölümünde, bütün uyarı ve mucizelere rağmen, ona inanmayan Firavun ve tabasının ibretlik sonu ve inananların mükâfatı, zulümden kurtuluşun; denizdeki mucizeyle gerçekleşen son anları nakledilmektedir. “Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! Diye vahyettik. Derhal yarıldı, her bölük koca bir dağ gibi oldu. “ [75]       “Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti. Nihayet (denizde) boğulma haline gelince, (Firavun:) “Gerçekten, İsrailoğulları'nın inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de Müslümanlardanım! “dedi. “ [76]         “ Sonra ötekilerini suda boğduk. “ [77]      “(Ey Firavun!) Senden sonra geleceklere ibret olması için, bugün senin bedenini (cansız olarak) kurtaracağız. İşte insanlardan birçoğu, hakikaten âyetlerimizden gafildirler. “ [78]      “Şüphesiz bunda bir ibret vardır; ama çokları iman etmiş değillerdir. “[79]
Denizde gerçekleşen bu iki olumsuzlukla sonuçlanan cezalandırmanın haricinde, Yunus peygamber kıssasında; denizde olumsuz bir cezalandırma gibi gerçekleşen, ancak olumlu bir sonuca ulaşan bir cezalandırma örneği anlatılmaktadır. “Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.”  “Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.” “Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.” [80]     “Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı…"[81] “Nihayet karanlıklar içinde: “Senden başka hiçbir tanrı yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum! “ diye niyaz etti."[82]     “Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı."  [83]

Kıyamet alametleri ve deniz:
 
Kur'an'ı kerim'de bazı ayetlerde kıyamet alametleri olarak denizlerde olacak değişikliklere de değinilmiştir. “(andolsun) Kaynatılmış denize “[84]    “Denizler kaynatıldığında “81/6 “Denizler birbirine katıldığı zaman “ [85]
Yeryüzü üzerinde karaların üç katı olan, denizlerdeki hareketlilik muhakkak ki insanları ürpertecek, panikletecek, dünyanın sonunun geldiğine inandıracak, kıyametin önemli alametlerden biri olacağı aşikârdır. O gün gelmeden buna iman edenlerden olmak, Allah'ın istediği meziyetlerden biri olacaktır. 

Sonuç:
 
İslam dini, onun kitabı ve elçisi; başlangıçta çöl insanına nazil ve resul olmasına rağmen onun kitabı Kur'an'ın hitabı ve içeriği açısından tüm iklimlerin insanlarına muhataptır ve evrenseldir. Nitekim su ile en asgari müştereği bulunan bir coğrafya insanlarına inen Kur'an; karaların dörtte üçüne tekabül eden deniz ve akarsulardan ve insan yaşamındaki öneminden örnekler vererek, dünyanın tümüne hitab etmiştir. Bu bir anlamda Kur'an'ın mucizeliğinin bir alametidir.
Kur'an'da deniz ve unsurları üzerindeki ayetlerin amacı coğrafi, Hidroloji (su bilimi), meteoroloji v.b. bilimsel konularda insanları aydınlatmak değildir.
 Kur'an-ı Kerim'de, deniz ve unsurlarından bahseden ayetler; Allah'ın yaratıcılığını ve diğer vasıflarını ön plana çıkararak, insanların şirkten men, tevhide celp amacındadır.
Kur'an'ın üzerinde durduğu deniz afeti ve musibetleri yalnızca denize müteallik değildir. Bu sınanmalar karada, havada ve yer altında da insanları tevhide yöneltmek için her an her çağ ve her ortamda gerçekleşecektir. Muhatapların deniz örnekliğini tüm hayatlarına teşmil ederek bundan azami ölçüde ibret ve öğüt almaları gerekmektedir.
 İnsanlar gemi, uçak, tren v.s. gibi araçlar üretmiş olsalar dahi, o araçların yapımında kullanılan her şey; buna insan ve aklı da dâhildir, Allah'ın yaratması ve verdiği nimetlerle olmuştur. O halde insana düşen; benliğini azdırıp; yaptıklarını ve kendisini Allah'a ortak koşmaktansa verdiklerine her ortamda halisane şükretmesi gerekmektedir.

Dipnotlar:


[1] 50/Kaf/38.
[2] 41/Fussilet/9.
[3] 41/Fussilet/10.
[4] 22/Hac/65.
[5] 106/Kureyş/2.
[6] İslam öncesi Arap zihniyeti, Abdul Ali, ,Kalem dergisi, sayı.4,s.9.
[7] 31/Lokman/27.
[8] 16/Nahl/14.
[9] 35/Fatır/12.
[10] 7/Araf/163.
[11] 5/Maide/96.
[12] 35/Fatır/12.
[13] 55/Rahman/19-22.
[14]55/Rahman/58.
[15] 35/Fatır/33.
[16] 22/Hac/23.
[17] 56/Vakıa/22-24.  
[18] 52/Tur/24.  
[19] 76/İnsan/19.
[20] 24/Nur/35.
[21] 38/Sad/37.
[22] 21/Enbiya/82.
[23] 43/Zuhruf/12.
[24] 55/Rahman/24.
[25] 17/Isra/66.  
[26] 16/Nahl/14.   
[27] 2/Bakara/164.
[28] 27/Neml/63.
[29] 16/Nahl/53.
[30] 43/Zuhruf/13.
[31] 45/Casiye/12.
[32] 42/Şura/32-33.  
[33] 17/Isra/69.
[34] 10/Yunus/22.
[35] 6/Enam/97.
[36] 27/Neml/63.
[37] 11/Hud/37. 
[38] 23/Muminun/27. 
[39] 11/Hud/41.    
[40] 11/Hud/42.
[41] 23/Muminun/29.
[42] 29/Ankebut/15.
[43] 18/Kehf/71.  
[44] 18/Kehf/79.
[45] 35/Fatır/12.
[46] İbn-i Manzur, Lisanu'l Arab, "Bahr" maddesi, c.I, s.232-326, Beyrut,1997; Ragıp el-Isfehanî, Müfredat, c.I, s.112; D.İ.B İslam ansiklopedisi,"Bahir" maddesi, c.IV, s.484.
[47] 55/Rahman/19-20.
[48] İmam Kurtubi, el-Camiu li Ahkami’l-Kur’an, c.XVI, s. 555-558.
[49] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, c.XXI, s.91.
[50] 18/Kehf/60-61.
[51] 25/Furkan/53.  
[52] 6/Enam/59.
[53] Zafer ilim-araştırma dergisi, sayı. 62, Mayıs 1982.
[54] Bakınız: Maurıce Bucaille , Kitab-ı Mukaddes Kuran ve Bilim.
[55] 55/Rahman/19-23.
[56] 27/Neml/61.
[57] 10/Yunus/22.
[58] 3/Ali-İmran/186.
[59] 30/Rum/41.
[60] 24/Nur/40.
[61] 10/Yunus/22.
[62] 31/Lokman/32.
[63] 10/Yunus/22.
[64] 31/Lokman/32.  
[65] 17/Isra/67.
[66] 10/Yunus/22.
[67] 10/Yunus/23. 
[68] 17/Isra/67.
[69] 17/Isra/68-69.
[70] 3/Ali-İmran/186.  
[71] 10/Yunus/23.
[72] 11/Hud/36-37.
[73] 11/Hud/43.
[74] 10/Yunus/71.
[75] 26/Şuara/63.
[76] 10/Yunus/90.
[77] 26/Şuara/66.
[78] 10/Yunus/92.
[79] 26/Şuara/67.
[80] 37/Saffat/140-142.
[81] 37/Saffat/143.
[82] 21/Enbiya/87.
[83] 37/Saffat/144.
[84] 52/Tur/6.
 
[85] 82/İnfitar/3.


Cengiz Duman
Araştırmacı-Yazar
www.kurankissalari.tr.gg
 
zülkarneyn kitap resmi ile ilgili görsel sonucu



Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=