KUR’ÂN-I KERÎM’DEKİ KOZMİK İŞARETLER VE BİLİMSEL ANLAMI

KUR’ÂN-I KERÎM’DEKİ KOZMİK İŞARETLER VE BİLİMSEL ANLAMI






Yirminci yüzyılın son çeyreğinde astronomi ile meşgul olan bilim adamları evrenin genişleme işlevini gözlemlediler ve hayli uzun süren tartışmaların neticesinde bu konunu gerçekliğini kabul ettiler. Oysa Kur’ân-ı Kerîm bin dört yüz sene öncesinden bu gerçeğe işaret etmekteydi. Cenab-ı Allah konuyla ilgili şöyle buyuruyor: “Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten biziz” (Zâriyât 51/47). Bu ayet-i kerîme indirildiğinde bütün dünya kâinatın sabit olduğu, değişken olmadığı görüşünü dile getiriyordu. Bu düşünce yirminci yüzyılın ortalarına kadar egemen olmuştur. Yirminci yüzyılın ortalarına gelindiğinde astronomik gözlemler evrenin genişlediğini, gezegenlerin bizlerden ve de birbirlerinden uzaklaştığını ispat etmiştir. Zaman zaman bu uzaklaşma ışık hızına (ışık hızının saniyede üç yüz bin kilometre olarak takdir edildiği bilinmektedir) ulaşan değerlerle gerçekleşmektedir. Bütün matematiksel veriler ve teorik fizik kanunları da bu noktada astronomi bilim adamlarının ulaştığı sonuçları doğrular mahiyettedir. Bu doğru düşüncenin peşi sıra astronomi, uzay fiziği ve teorik fizik çalışan bütün bilim adamları şunu açıkça dile getirmişlerdir: Evrende görülen bu genişleme ile geriye doğru gidecek olursak evrende var olan ve birbiri üzerine biriken bütün maddeleri ve enerjiyi (görülen ve görülemeyen hepsini) başlangıçta küçüklük olarak sıfıra veya yoka yakın iptidai bir yapıda görürüz. Bu noktada zaman ve mekânın bütün boyutları sıkışmış durumdadır. Ayrılma aşamasına gelindiğinde ise bir birinden ayrılmıştır. Bu iptidaî yapı yoğun ve ısı dolu bir halde idi. Bu gün bilinen bütün fizik kanunları bu noktada acizliğini itiraf etmektedir. Bu yüzdendir ki, beşer aklı bunu kavrayamamaktadır. Bu iptidaî yapı/madde Allah Teala'nın emri ile bir şekilde patlamıştır. Bilim adamları bu patlamaya “evrendeki büyük patlama” adını verirler.
Kur’ân-ı Kerîm bu hadiseye “yarılma/ayırma” adını verir. İşte Kur’ân-ı Kerîm insanlığın bildiği bütün bilgileri geçerek bin dört yüz yıl öncesinden bu büyük evrensel hadiseye işaret eder. Cenab-ı Hak buyurur ki: “Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi kigöklerle yer bitişik (bir bütün) idi onları Biz ayırdık hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâla inanmayacaklar mı? (Enbiyâ 21/30).
Teorik fizik araştırmaları yirminci yüzyılın sonlarında göstermiştir ki, evrenin oluştuğu iptidai maddenin niteliklerini taşıyan bir madde patladığında bir duman yığınına dönüşmektedir. Bu duman yığınından yeryüzü ve bütün gök cisimleri oluşmuştur. Kur’ân-ı Kerîm işte bu gerçeklere bin dört yüz yıl öncesinden, bütün beşer bilgilerini geçerek işaret etmektedir. Şu ayet-i kerîmelerde Cenab-ı Allah (c.c) bu dumanlaşma aşamasına değinmektedir: “De ki: Siz dünyayı iki günde yaratan Allah’ın tek İlah olduğunu inkâr edip O’na birtakım eşler, ortaklar mı uyduruyorsunuz? Halbuki bütün bunları yapan âlemlerin rabbidir.O, yerin üstünde yüce dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada arayıp soranlar için gıdalarını, bitkilerini ve ağaçlarını tam dört günde takdir etti, düzenledi.Sonra iradesi bir duman/gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu:
İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” Onlar da: “Gönüllü olarak geldik.” Dediler.Derken, iki gün içinde, gökleri yedi kat olarak şekillendirdi ve her bir göğe kendisine ait işi vahyetti. Biz dünya semasını kandillerle, yıldızlarla süsledik, bozulup yıkılmaktan koruduk. İşte bu, azîz ve alîm (üstün kudret sahibi, her şeyi en mükemmel tarzda bilen) Allah’ın takdiridir” (Fussilet 41/9-12)
8 Kasım 1989 tarihinde Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) uzaya bir uzay aracı gönderdi. Adını da Kozmik Geri-Plan Işıma Kaşifi Uydusu (COBE) koymuştur. Bu araç yeryüzünden altı yüz kilometre yükseklikte, her türlü buluttan, yeryüzünü çevreleyen gaz tabakasından etrafa yayılan kirlenmelerden uzak bir yörüngededir. Bu uydu aracı yeryüzüne, ışık yılı ile on milyarlarca yıl uzaklıktaki evrenin büyük patlaması hadisesinden kaynaklanan ilk dumanın/gazın sonuçlarına dair milyonlarca resim ve bilgi göndermiştir. Buna göre yeryüzü ve gökler yaratılmadan önce evrende bir gaz kütlesi egemendi. Şimdi bakın bin dört yüz yıl öncesinde şu ayeti gönderen Allah Teala ne yücedir!
“Sonra iradesi bir duman/gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu:İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!” Onlar da: “Gönüllü olarak geldik” dediler.” (Fussilet 41/11)
Evrenin genişlemesi gerçeğini kabul ettikten sonra evrendeki büyük patlama hadisesi, yani evrenin yarılması ve sonra da gökyüzünün bir gaz yığını haline gelmesi söz konusudur. Bu genişlemeyi geriye doğru çevirmek sureti ile ilk cismi/iptidai yapıma gelirsek hacim olarak sıfıra yakın küçüklükte bir hacimle karşılaşırız. Diğer yandan bu basit hacimli madde yoğunluk ve ısı olarak nerede ise insan aklının doğrulayamayacağı veya hayal dahi edemeyeceği bir durumdadır. Burada bu ayrıştırılma aşamasında bilinen bütün fizik kanunları iflas etmektedir. İptidai haldeki bu cismin patlamasını (yarılma aşamasını) kabul eden ve kozmik hadiseye “evrendeki büyük patlama/big bang) adını veren bilim adamları, astrofizikçiler ve teorik fizikçiler hepsi birden bu muazzam kozmik olay neticesinde gelişen olayları tahlil etmeye başlamışlardır. Bizler evrenin tarihi derinliklerinde kalmış olan bu hadiselerin Allah (c.c) tarafından bize haber verildiği şekliyle gayp ile derinden alakalı konular olduğuna inanıyoruz. Zira Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Ben onları göklerin ve yerin yaratılışına tanık etmediğim gibi, bizzat kendi yaratılışlarına da şahit kılmadım. Ben sapık ve saptıran kimseleri hiçbir zaman yanıma yaklaştırmam, yardımcı edinmem.” (Kehf, 18/51). Ancak diğer yandan baktığımızda Allah’ın (c.c) bu evrene koymuş olduğu tutarlılık, devamlılık ve denge kanunlarını görmekteyiz. Evet, insanlar olarak sınırlı bir muhakemeye, sınırlı bir takım akli melekelere sahip, zaman ve mekân olarak da dar bir alanda bulunsak da bunlar sayesinde evrenin tarihi derinliklerinde kalmış olan bir takım hadisleri doğru bir şekilde tasavvur etme imkânımız bulunmaktadır.
Öte yandan gökyüzünde büyük mesafeler kat eden füzeler, bu füzeler tarafından fırlatılan yapay uydular ve bunların taşıdığı dijital cihazlar ve kaydediciler gibi gelişmiş teknik cihazlar sayesinde evrendeki büyük patlama hadisesinden kaynaklanan ilk evrensel dumanı/gazı tasavvur etmek mümkün olabilmektedir. Bu dumanın veya gazın kalıntıları evrenin bilinen kısmının kenarında köşesinde ve on milyarlarca ışık yılı uzaklığında bulunmaktadır. Bütün bunlar Kur’ân-ı Kerîm’in göklerin ve yerin yaratılışından önceki evrenin durumunu nitelerken duman/gaz ifadesini ne kadar incelikle kullandığını göstermektedir.
Astrofizik ve Evrenin Gaz Halinde Oluşu
Büyük patlamadan sonra evren bir gaz yığını halini aldı. O gaz yığınından da yeryüzü ve gökler meydana geldi. Fizik hesaplarının gösterdiğine göre büyük patlamadan önce evrenin hacmi sıfıra yakın bir konumdaydı. Evren çok garip bir şekilde hem madde hem de enerji halinde olup, zaman ve mekân da kaybolmuş durumdaydı. İşte bu noktada (yapışıklık aşamasında) bilinen bütün fizik kanunları durmaktadır. Sonra bu iptidai cisim büyük bir patlama ile patlamıştır. Bu patlamaya evrendeki büyük patlama/big bang (ayrılma aşaması) denilmektedir. Patlayan evren bir radyasyon topu halini almış, ilk cisimler oluşmuştur. Bu cisimler müthiş bir hızla uzamaya ve soğumaya başlamışlar ve nihayet bir gaz yığını haline gelmişlerdir. Büyük patlama hadisesinden bir saniye sonra fizik hesaplarının takdirine göre evrenin sıcaklığı trilyonlarca dereceden on milyarlarca dereceye düşmüştür. (Bkz. Stephen Hawking 1988).
Bu esnada evren fotonlar, elektronlar, nötrinolardan ve bu elementlerin zıtlarından ve biraz da proton ve nötronlardan oluşan gaz yığını haline dönüştü. Şayet evrendeki genişleme ve soğuma çok yüksek bir itina ile belirli göstergelere göre bulunmamış olsaydı maddeyi oluşturan ilk elementler ve zıtları yok olacak, böylece evren son bulmuş olacaktı. Ancak her şeyi gayet ölçülü yaratan Cenab-ı Allah’ın (c.c) koruması ile korunmuş ve muhafaza edilmiştir.
Nötronlar evrende karanlık madde (Dark Matter) adıyla anılan bir vaziyette bulunabilmektedirler. Alan Guth büyük patlama esnasında oluşan genişlemenin algılamanın ötesinde bir hızla oluştuğunu ve evrenin çapının saniyenin bir diliminde 2910 kat hızla artığını söylemektedir. Teorik fizik hesapları daha sonra evrenin sıcaklığının düşmeye devam ederek bir milyar dereceye ulaştığını göstermektedir. Bu derecede protonlar ile nötronlar birleşerek ağır hidrojen atomlarının çekirdeğini veya hidrojene çözümlenen veya daha fazla proton ve nötronla birleşerek atomların çekirdeğini meydana getiren döteryumu oluşturmuştur. Atom çekirdeklerinin çok azı lityum atom çekirdekleri ve helyum atomları gibi yüksek elementlerdir. Büyük oranda hidrojen ve helyum gazı atomlarının çekirdekleri mevcuttur. Teorik hesapların verilerine göre bundan çok az bir zaman sonra helyum ve onu takip eden elementlerin üretimi durmuştur. Evren genişlemeye, uzamaya ve çok uzunca bir müddet daha devam etmiştir. Soğumanın devamı ile evrenin sıcaklığı birkaç bin dereceye kadar düşmüştür. Bu aşamada da elementlerin atomları oluşmaya ve birleşmeye başlamışlardır. Ve de çok muazzam sayıdaki beyaz cüce şeklinde kozmik duman birikmeye başlamıştır.
Evrendeki genişleme ve soğuma hadisesi devam ederken bu beyaz cücelerin kendi içinde çekim eylemi ile yoğunlaştığı ve tedrici olarak artan bir hızla kendi ekseni etrafında döndüğü ve bunun neticesi iç bünyesinde yoğun gaz kütleleri oluştuğu görülmüştür. Beyaz cüce içindeki bu yoğun kütlelerin dönmeye devam ederken, içerlerinde bulunan hidrojen ve helyum gazları büyük oranlarda kendi kendilerine yüksek hızlarla hareket etmeye başladı. Bu da sonuç olarak sıcaklık derecesinin yükselmesine sebebiyet vermiş; atomik bütünleşmenin başlaması için uygun bir ortam sağlamıştır. Bu son durum ise ışık ve ısı üreten yıldızların oluşumunu hazırlamıştır.
Kütlesi büyük yıldızlarda atomik bütünleşme hadisesi devam etmiş, karbon ve oksijen gibi yüksek elementlerin atom ağırlığında tedricen oluşumu başlamış, nihayet yıldızın özü tamamen demir halini almıştır. Ve süper nova olarak patlamış ve süper novalar üstüne parça parça olmuş dağılmıştır. Novanın içinde bulunan ağır unsurlar galaksinin içinde gezegenlerin, gezegenciklerin oluşumuna yol açmıştır. Diğer yandan galaksideki bir takım gazlar Allah’ın (c.c) izniyle bir başka yıldızın oluşumunda etki etmek üzere geri kalmıştır. Güneş sistemimiz yüzde iki oranında hidrojen ve helyum gazının atom ağırlığında ağır unsurlar ihtiva etmektedir. Bu iki gaz güneş sistemini oluşturan ana unsurlardır. Haliyle bütün bu ağır elementler güneş sisteminin içinde oluşmamıştır. Bazıları bir takım süper nova patlamalarının kalıntılarıdır.
Madde ve enerji gök cisimleri (yıldızlar ve uyduları gibi) içinde birikmiş halde olsalar da idrak olunan kadarı ile evren gayet büyük oranda her açıdan birbiriyle uyum içinde bulunmaktadır. Gözlemci hangi açıdan bakarsa baksın evren birbirine eşit bir radyasyon arka planı ile sınırlanmıştır. Diğer yandan evrenin genişlemesi henüz kendi kendine yıkılmasını ve yeniden üst üste birikmesini doğuracak tehlikeli boyuta gelmemiştir. Bu da gösteriyor ki, evren gayet muhkem ve ince kurallara tabidir. Ve hala bilinen evren on milyar yıldan (evren için takdir edilen en düşük yaş sınırıdır) fazladır genişlemeye devam etmekte ve bu aynı tehlikeli genişleme hızıyla olmaktadır. Şayet mevcut genişleme hızı yüz milyarda bir milimlik bir sapma gösterse anında evren çökerdi. Evreni çökmekten koruyan Allah’a (c.c) sonsuz şükürler olsun! İzafiyetçi teorilerin bu olayları açıklamaları mümkün değildir. Zira bütün fizik kanunları, bütün mekânsal ve zamansal boyutlar büyük patlamadan önce evren kütlesi, yoğunluğu, yüksek ısısı ve de sıfıra yakın yokluk olan hacmi ile iptidai cisim halinde iken paramparçadır.
Hiçbir akıl sahibi bu evreni böyle mükemmel yaratacak bir kaynağın Allah’ın (c.c) emrinden başka bir şey olamayacağını bilir. Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır: “Bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece “Ol!” demektir, hemen oluverir” (Yâsin 36/82).
Şimdi sadece bir örnek verelim: Fizikçilerin ifadesi ile elektronun elektrik yükünde meydana gelebilecek az bir değişim yıldızların atomik bütünleşme hadisesini gerçekleştirmelerine engel olur. Farz-ı muhal atomik bütünleşme hadisesini gerçekleştirseler dahi süper nova diye adlandırılan vaziyette patlama hadisesini gerçekleştiremezdi. Evrenin genişleme hadisesinin ortalama hızı şüphe yok ki, çok büyük bir hikmetle seçilmiştir. Şimdiki hızı da evrenin kendi kendine çökmesine engel olacak tehlikeli sınıra yakın bir durumda görünmektedir.
Teorik fizikçilerle astrofizikçiler evren dumanının, kara sıcak gazların karışımı ile oluştuğunu söylerler. Bu gazların içinde maddenin ilk elementleri ve anti elementler bulunmaktadır. Bu da evrende hükümran olan her şeyin çift yaratıldığı gerçeğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Tek olan ve bütün mahlûkatı üzerinde vahdaniyeti ile duran sadece yüce Allah’tır. Evrenin bu halini dumandan daha güzel ifade edebilecek ve niteleyebilecek bir başka kelime bulunmamaktadır. Bin dört yüzyıl öncesinden bu kelimeyi Kur’ân-ı Kerîm’de beyan eden Allah (c.c) ne yücedir! Evrendeki bu ilk gazda bulunan maddenin ilk elementleri hidrojen ve helyum gaz moleküllerinin çekirdekleri oluşmuştur. Daha sonra evren ağırlık olarak daha büyük unsurların moleküllerinin oluşumuna müsait bir ortama dönüşmüştür. Bu da hidrojen ve helyum moleküllerinin çekirdeklerinin birleşmesi ile olmuştur. Bu kara duman içinde bir takım unsurların elementlerini barındırıyordu. Daha sonra bu unsurlardan yeryüzü ve gökler yaratılmıştır.
Teorik araştırmaların verilerine göre evren gaz halinde iken farklı bölgeler arasında yoğunluk ve sıcaklık açısından basit bir takım farklılıklar olsa da büyük oranda bir uyum halindedir. Şöyle ki, Allah’ın (c.c) takdiri ile bu gazın bir takım parçaları, farklı bölgelere dağılmış ve buralarda büyük miktarlarda beyaz cüce halinde bir madde ve enerji yoğunlaşmasına yol açmıştır.
Bu bölgelerdeki çekim buralarda odaklanmış madde ve enerji miktarı ile tam bir uygunluk içinde olduğundan madde ve enerjinin daha fazla birikmesine sebep olmuştur. Bu da beyaz cüce içinde yıldızların ve diğer gök cisimlerinin oluşumuna aracılık yapmıştır. Yıldızlar ilk aşamada hidrojen ve helyum gibi gerçek unsurlardan oluştular. Daha sonra ise kademeli olarak, her birinin kütlesine göre o yıldızların içinde atomik birleşme hadisesinin başlaması ile ağırlık olarak daha üst unsurlara dönüştüler.
Evren Gazının Tasviri
8 Kasım 1989 tarihinde Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) adını Kozmik Geri-Plan Işıma Kâşifi Uydusu (COBE) koydukları bir uzay aracını uzaya fırlatmıştı. Bu araç deniz seviyesinden altı yüz kilometre yükseklikte yeryüzünün etrafında yörüngesinde bulunmaktadır. Aracın uzaya fırlatılma gayesi evrenin geri plan ışıma derecesini ölçmektir. Ayrıca her türlü buluttan, yeryüzünü çevreleyen gaz tabakasından etrafa yayılan kirlenmelerden uzak bir şekilde evrenin algılanabilen yüzündeki madde, ışık ve ince dalga yoğunluğunu ölçmektir. Bu araştırma uydusu, evrendeki büyük patlama sonucu oluşmuş evrendeki ilk dumanın izlerine dair çok muazzam miktarda bilgileri ve milyonlarca resmi on milyarlarca ışık yılı uzaklığından dünyamıza göndermiştir. Bu resimler göstermiştir ki, tamamen karanlık bir durumda olan evrendeki bu duman/gaz kâinatın ilk aşamalarında egemen olan karanlık haline benzemektedir. Bilim adamları bu kara dumanın kütlesinin evrenin görünen yüzündeki madde kütlesinin takriben % 90 kadarı olduğunu hesaplamaktadırlar. Kozmik Geri-Plan Işıma Kâşifi Uydusu sorumlularından biri olan George Smoot'un yazdığı ve 1992 yılında yayımladığı bir raporda evrenden çekilen bu muazzam sayıdaki resimlerden elde edilen sonuçlar ortaya konulmaktadır. Bu sonuçların en önemlisi büyük patlamanın peşi sıra evrene egemen olmuş homojen gazın/dumanın durumudur. Bir de geri plan ışıma şeklinde büyük patlamadan sonra evrende kalan sıcaklık derecesidir. Bu keşifler yaratılışı ve yaratıcı kabullenmemeye dayalı imansızlık ve inkâr temelli yanlış hipotezlere en etkili cevabı içermektedir. Bu yanlış hipotezler evrenin başı ve sonu olmaksızın devamlı surette var olduğu yönünde yalan yanlış iddialar içermektedir. Fred Hoyle ve Herman Bondi tarafından 1949 yılında ileri sürülen ve savunulan evrenin sürekliliği hipotezi ve Richard Tolman tarafından ileri atılan salınan evren hipotezi gibi tezler böylelikle çürütülmüştür. Evrenin genişlediğinin ispatından sonra evren gazının ve evrenin geri plan ışımasının varlığının ispatı açıkça ortaya koymuştur ki, bu evren yaratılmıştır ve bir başlangıcı vardır. Ve elbette bir gün son bulacaktır. Kozmik Geri-Plan Işıma Kâşifi Uydusu tarafından gönderilen ve Nisan 1992 yılında yayımlanan resimler bütün bu hakikatleri tekit etmiş ve evrendeki enerjinin muhtelif resimlerle dağılımını göstermiştir.
Galaksilerin çekirdekleri evren dumanından oluşmuştur. Evrenin iptidai hacmi korkunç bir şekilde birikmiş madde ve enerji dolu ve nerede ise sıfıra yakın bir yokluktu. Mekân ve zamanın yok olduğu bir halde idi. Bu gün bildiğimiz bütün fizik kanunları, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, bu noktada (birleşmiş hal aşamasında) durmuştur. Bu iptidai boyut patlayıp ta evren genişlemeye başlayınca radyasyon uzamaya başlamış ve evren sürekli bir şekilde elektromıknatıs enerji ile dolmuştur. Ve evren her uzadığında evrendeki enerji azalmakta, yoğunluk ve sıcaklık derecesi düşmektedir. Evrendeki her cisim kütlesine ve içindeki enerji miktarına göre çekim güçlerine boyun eğer. Bu çekim güçleri uzak mesafeler arasında çalışmakta, algılanan boyutu ile evrenin yapısını ve boyutlarını da korumaktadır. Ve muhtemelen de Allah’ın (c.c) şu ayetlerden maksadı da bu olsa gerektir: “Allâh odur ki gökleri, görebileceğiniz bir direk olmadan yükseltti” (Ra’d 13/2).
“Görmedin mi Allah, yerdekileri ve emriyle, (koyduğu kanunla) denizde akıp giden gemileri sizin buyruğunuza verdi. Yerin üstüne düşmesin diye göğü tutuyor. (Gök) ancak O'nun izniyle düşer. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir” (Hac 22/65).
“O'nun ayetlerinden biri de göğün ve yerin, kendisinin buyruğuyla durmasıdır. Sonra sizi yerden bir tek davetle çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki çıkıyorsunuz” (Rum 30/25).
“(Allah), gökleri görebildiğiniz bir direk olmadan yarattı…” (Lokman 31/10).
“Allah yıkılmamaları için gökleri ve yeri tutmaktadır. Andolsun, gökler ve yer yıkılsa, onları, Kendisinden başka hiç kimse tutamaz. Şüphesiz O, halimdir, çok bağışlayandır” (Fâtır 35/41).
Cenab-ı Allah yemin etmeye ihtiyacı olmadığı halde Tûr süresinin girişinde “Yükseltilmiş tavana (göğe)” yemin etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de görülen direkler olmadığı halde yükseltilmiş göğe yemin edilmektedir.
Evrende yaygın olarak bulunan enerji şekillerinden ikincisi elektromıknatıs veya elektromanyetik güçlerdir. Bunlar elektrik dolu cisimcikler arasında çalışan güçlerdir ve bunlar çekim güçlerinden yaklaşık milyonlarca kat (4110 kez) daha güçlüdür. Farklı (artı ve eksi) elektrik yüklü olan bu cisimcikler arasındaki çekim güçlerinde kendini gösterir. Aynı şekilde benzer elektrik yükü taşıyan cisimcikler arasındaki itme güçlerinde kendini göstermektedir. Bu çekim ve itim güçleri nerede ise birbirini etkisizleştirecek durumdadır. Mamafih evrende bulunan elektromıknatıs güçlerinin neticesi nerede ise sıfır halindedir. Ancak maddeyi oluşturan zerrecikler ve atomlar seviyesinde bu güçler egemen güçlerdir.
Elementlerin atomlarında elektronların çekirdek etrafında dönmesini sağlayan ve bunu yeryüzünün güneşin etrafında dönmesindeki yerçekimi (güneş sistemindeki diğer galaksilerde de olduğu gibi) gücüne paralel bir şekilde yapan elektromanyetik güçlerdir. Bütün açıkça şunu gösteriyor ki, evrende en küçük ayrıntısından en büyük birimine kadar bir yapı birlikteliği söz konusudur. Bu da yaratan Allah’ın (c.c) eşsiz ve ortaksız, benzersiz ve çekişmesiz mutlak birliğine tanıklık etmektedir.
Fizikçiler elektromanyetik güçlerin fotonlar denilen ve nerede ise sıfır ağırlıktaki parçacıkların büyük sayılarda değişiminden ortaya çıktığını söylemektedirler. Evrendeki üçüncü güçler güçlü atomik güçlerdir. Maddenin ilk yapı taşlarını tutmakta olan bu güçler atom çekirdeğindeki her bir proton ve nötronların içinde bulunur. Bu güçler enerjinin normal seviyelerinde nihai kuvvetine ulaşır. Ancak enerji seviyesinin yükselmesi ile bu güçler sürekli olarak zayıflar. Evrendeki dördüncü güçler ise zayıf atomik güçlerdir. Bu güçler radyoaktif faaliyetlerden sorumlu güçler olup aynı zamanda da enerjinin yüksek seviyelerinde güçlü atomik güçler bu radyoaktivitede zayıflar. Zira zayıf atomik güçler ve elektromanyetik güçlerin her biri enerjinin yüksek seviyelerinde güç kazanır. Evrendeki güçlerin birlikteliği galaksilerden bir tanesini evrendeki gazdan oluşturmaktadır. Teorik fizik âlimleri elektromanyetik kuvvetlerle güçlü ve zayıf atomik güçleri bir kategoride değerlendirmekte ve adına büyük birleşme teorisi demektedirler. Bu teori daha büyük bir teorinin önünü açmaktadır ki, buna göre evrendeki bütün güçler tek ve muazzam bir güçte toplanmaktadır. Bu da Allah’ın (c.c) mutlak tek ve yaratıcı olduğunu göstermektedir. Bu gün evrende bilinen dört güç o muazzam güçten doğmuştur. Çekim gücü, elektromanyetik güç, zayıf ve güçlü atomik güçler evrendeki büyük patlama (birleşik halden kopma haline geçiş) hadisesi ile direkt olarak oluşmuştur. Çekim gücünü dışarıda tutarsak görürüz ki, evrendeki diğer üç kuvvet gerçekten çok yüksek seviyelerde aynı orana ulaşmaktadır. Buna birleşimin muazzam enerjisi adı verilmektedir.
Buradan hareketle enerjinin bu üç şekline bir gücün üç yönü denilmektedir. Çekim gücünün buraya katılması da uzak ihtimal olmasa gerekir. Zira çekim gücü gerçekten uzun mesafeli bir kuvvete, evrendeki cisimleri ve maddenin büyük orandaki yığılmalarını kontrol edici bir güce sahiptir. Bu nedenle de, maddenin ilk parçacıkları ile ilişki kurmak zorlaşınca teorik olarak bunu göz ardı etmek işi basitleştirmek kabilinden görülmelidir.
Bu görünüm evrendeki yapı birlikteliğinin, evrendeki enerji şekillerinin birlikteliğinin bir görünümüdür. Evet, evrende her şey ama yaratılan her şey çift olmakla beraber bu durum evrenin tek bir yaratıcısının olduğuna, Allah’ın (c.c) mutlak tekliğe sahip tek varlık olduğuna tanıklık etmektedir. O, bütün mahlûkata hâkimdir, eşi, benzeri ve çekişeni yoktur. Cenab-ı Allah şu ayetlerde ne doğru söyler: “Her şeyden iki çift (erkek-dişi) yarattık ki düşünüp öğüt alasınız” (Zâriyat 51/49).
“Eğer yerde, gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup gitmişti. Arş'ın sâhibi Allâh, onların nitelendirmelerinden yüce(münezzeh)dir” (Enbiya 21/22).
Bin dört yüz sene öncesinden şu ayeti indiren Allah elbette noksan sıfatlardan münezzehtir: “Sonra duman (gaz) halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin" dedi. "İsteyerek (buyruğuna) geldik." dediler” (Fussilet 41/11).
 


 Dr. Zağlül en-Neccar
 
 
 
www.kurankissalari.tr.gg
 
zülkarneyn kitap resmi ile ilgili görsel sonucu



Facebook beğen
 
Reklam
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=