KUR’AN VE YILDIZLARIN YERLERİNE YEMİN
KUR’AN VE YILDIZLARIN YERLERİNE YEMİN

 
“Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim ki –biliyorsanız- gerçekten bu, büyük bir yemindir” (Vâkıa, 56/75,76).
Bu iki âyette Rabbimiz -yemin etmeye hiç de ihtiyacı olmadığı halde- yıldızların gökteki yerleri üstüne yemin etmektedir. Bundan sonra da yeminle pekiştirilen şu hüküm cümlesi gelmektedir: “Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur’ân’dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. O âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.” (Vâkıa, 56/77-80)
Bu âyetlerde Yüce Allah, bize şunu haber vermektedir: Yıldızların gökteki yerleri üstüne çok büyük bir yeminle yemin ederek bildiririm ki -ve bu yemin, değerini bilirseniz büyük bir yemindir- bu Kur’ân değerli bir kitaptır, bir çok fayda ve yararı kendisinde bulundurmaktadır. Zira inanç, ibadet, ahlak, muamelat gibi dinin esaslarını ve bunun dışında geleceğe dair haberleri, davranış prensiplerini, peygamberlerin kıssalarını, geçmiş milletlerin haberlerini ve ibret derslerini ihtiva etmektedir. Bunun yanında birçok gerçekler, Yüce Allah’ın (c.c) varlığına, kudretinin büyüklüğüne, hikmetinin mükemmelliğine ve ilminin kuşatıcılığına delalet eden şeyler de bu kitapta yer almaktadır.
Yeminle pekiştirilerek vurgulanan gerçek şöyle ifade edilmektedir: Yüce Allah, bu son vahyini kendi kudretiyle korunmuş, kendi korumasıyla zayi olmaktan veya değiştirilmekten ve tahrife uğramaktan muhafaza edilmiş bir kitapta korumayı kendi üstüne almıştır. Bu kitap Mushaf-ı şeriftir ki maddî kirlerin her çeşidinden temizlenmiş (yani abdestli ve temiz ) olanlardan başkası ona el süremez. Onun büyüklüğünü ve bereketini ancak Allah’a iman edenler, onun yüce zatını birleyen, şirk, küfür, nifak, ahlaksızlık kirlerinden temizlenenler hissedebilirler. Çünkü bu Kur’ân, peygamberlerin sonuncusu olan son peygambere Yüce Allah (c.c) tarafından indirilmiş en son vahiydir. Bu kitap, onun kıyamet gününe kadar yaşayacak mucizesidir. Yüce Allah bu kitabı ilmiyle birlikte peygamber ve resullerinin en sonuncusuna indirmiştir. Rabbimiz, yaratıcı ilahtır, göklerin, yerin ve bunlarda bulunan her şeyin rabbidir, evrenin ayakta tutucusu ve malikidir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Hayır yıldızların yerlerine yemin ederim ki biliyorsanız gerçekten bu, büyük bir yemindir. Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur’ân’dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. O âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.” (Vâkıa 56/ 75- 80)
 
Neden Bizzat Yıldızların Üstüne Değil De Gökteki Yerleri Üstüne Yemin Ediliyor?
 
Bu ağır Kur’ân yemini bizzat yıldızların üstüne değil de, onların yerleri üzerine yapılmaktadır. Oysa yıldızlar, Yüce Allah’ın evrende benzersiz olarak yarattığı varlıkların en büyüklerinden biridir.
Âyette geçen “mevâkiu’n-nücûm = yıldızların yerleri”, yıldızların gökte yol alırken uğradıkları mekanlar demektir. Yıldızlar gökyüzünde yol alırken aynı galakside bulunan diğer gök cisimleriyle arasındaki ilişkiyi, yol alma ve dönme hızını, aralarındaki uzaklığı, onları birbirine bağlayan çekim güçlerini muhafaza eder.
Yıldızların arasındaki mesafeler, muazzam bir kütleye sahip oldukları için akıllara sığmayacak kadar büyüktür. Yıldızların hareketleri, sayısız ve çok hızlıdır. Bütün bunlar yer çekimine bağlıdır. Yer çekimi gözle görülmeyen bir güç olup, yıldızların akla durgunluk verecek büyüklükteki kütlelerine, onları birbirinden ayıran müthiş derecedeki uzaklıklara ve sayılarla ifade edilemeyecek hareketlerine hâkim olur. Yıldızlar, kendi eksenleri etrafında dönmeleri ve sayısız yörüngelerde yol almaları ve bunun dışında bildiğimiz ve bilmediğimiz başka faktörler nedeniyle hareket ederler. “Yıldızların yerleri” üzerine yapılan bu büyük yemin, Kur’ân-ı Kerîm’in evrenin göz kamaştıran gerçeklerinden birine işaret etmek açısından herkesi geçtiğini göstermektedir. Bu şu demektir: Gökteki yıldızları dünyamızdan ayıran o muazzam mesafelerden dolayı yeryüzünde bulunan insanoğlu onları asla göremez. Sadece yıldızların uğrayıp sonra yoluna devam ettiği yerleri görebilir. Dahası bu yerlerin tümü, mutlak değil izafîdir. Çünkü ışık, madde ve enerjinin herhangi bir biçimi olarak gökyüzünde doğrusal değil, ancak kırılarak hareket eder. İnsanın gözü ise ancak doğru bir çizgide olan şeyleri görür. Buna göre yeryüzünden yıldıza bakan bir kimse, onu ışığının kırıldığı son nokta üzerinden doğrusal olarak görür. Böylece yıldızı ışığının parladığı yerin dışında sanal bir noktada görür. Işığın gökyüzünde kırılması dolayısıyla yıldızlar bize gerçek yerlerinin dışında sanal bir takım yerlerde görülür. Mesele sadece bundan ibaret de değildir. Aksine modern astronomi araştırmaları, çok eski zamanlardan itibaren sönmüş veya yok olmuş bir takım eski yıldızlar olduğunu ispat etmiştir. Bu yıldızların geçtikleri birçok yerlerden gelen ışık, günümüze kadar hâla her gece gökyüzünün karanlığında parlamaktadır. Buradan hareketle Kur’ân, muazzam büyüklüklerine rağmen yıldızların üzerine değil, onların uğradıkları yerler üzerine yemin etmektedir. Çünkü astronomi ilmi, yıldızların insanı hayrette bırakan birer kozmik fırın olduğunu keşfetmiştir. Yüce Allah (c.c), kavradığımız şu kâinatın meydana geldiği madde ve enerjinin tüm şekillerini bunlarda yaratmıştır. Sonra astronomi bilginlerinin dünyaya en yakın olan gökyüzünün kavrayabildiğimiz parçasında tespit ettikleri yıldız sayısı, yetmiş milyar trilyonu geçmektedir.
 
Yıldızların Mahiyeti
 
Yıldızlar, dünyaya en yakın gökte yaygın bir şekilde bulunan birer gök cisimleridirler. Küresel veya yarı küresel biçimde olup, gaz tabakası halinde alevli ve kendiliğinden ışık veren ve yer çekimi gücüyle gökyüzünde tutunan cisimlerdir. Oysa onların yapıları gazlı, kütleleri akıllara durgunluk verecek derecede korkunç, hacimleri muazzam, ısıları akıllara ve havsalalara sığmayacak derecede yüksektir. Yıldızlar elektromanyetik dalgalar yayarlar. Bunlar tüm dalgaları açısından gözle görülen ve görülmeyen biçimdedirler. Işığı bize kadar ulaşan bir yıldızın ışığını incelemek suretiyle onun doğal ve kimyasal niteliklerinden birçoğunu tespit etmek mümkündür. Söz gelimi parlaklık derecesi, aydınlatma gücü, ısı derecesi, hacmi, ortalama yoğunluğu, kütlesi, kimyasal terkibi, içerisindeki nükleer reaksiyonlar, bize göre bulunduğu yer, kendi ekseni etrafındaki dönüş hızı, yörüngesi içerisinde hareket hızı, bizden uzaklaşma veya bize yaklaşma hızı ve bunun dışında daha başka niteliklerini belirlemek mümkündür.
Normal yıldızları yüzeyindeki ısı derecesini esas alınarak şu şekilde tasnif etmek mümkündür: Kızıl yıldızlar (Bunların yüzey ısısı, üç bin iki yüz mutlak derecedir) Bu, ısı açısından en düşük dereceyi ifade eder. Kızıl yıldızları portakal rengi, sarı, sarıya çalan beyaz, beyaz, maviye çalan beyaz, mavi yıldızlar takip eder. (Mavi yıldızların yüzey ısısı, otuz bin mutlak derecedir) ki bu, yüzey derecesi en yüksek olan yıldızdır.
Bizim Güneşimiz, ısı derecesi orta olan sarı yıldızlardan biridir. Çünkü Güneşimizin ısı derecesi, yaklaşık altı bin mutlak derece civarındadır. Güneşimiz normal yıldız ismiyle bilinir. Yıldızların büyük kısmı ( % 90) bu normal yıldız türlerindendir. Bunlar temel düzen yıldızları adını alırlar (The Main Sequence Stars). Kalanları ise dağılma veya sönme ya da patlama aşamalarında olan yıldızlardır. Bunlar “Beyaz cüceler”, “Nitrojenik yıldızlar” ( nabız gibi atan ve atmayanlar), dağılmış ve sönmüş yıldızlardan oluşan “Kara delikler”, “Kızıl devler”, “Büyük devler”, “Yanan yıldızlar” ve “Patlayan yıldız” grubundan “Muazzam yanan yıldızlar”dır. Normal yıldızların en parlağı, en yoğun olanıdır. Bunların bazılarının yoğunluğu, Güneş kütlesinin yüz katına erişir. Bunlar Güneşten milyonlarca kat daha fazlası ışın verirler.  Gökteki yıldızların içinde en az parlak olanı, kızıl cüceler (The Red Dwarfs) grubundaki yıldızlardır. Bunların parlaklık derecesi, Güneşin parlaklık derecesinin binde birinden daha azdır. (Buna rağmen Kızıl cüceler, sönmekte olan yıldızlar kategorisine dâhildir.) Gök cisimleri içerisinde kütle itibari ile en küçük olanı içerisinde nükleer eriyip kaynama aktivitesi olabilir ve bu yıldız, Güneş kütlesinin %8’i kadar olan yıldızlar grubuna girer. (Bu kütle, yaklaşık olarak iki bin milyon milyon milyon tondur). Bu derece nispeten küçük bir kütleye sahip olan yıldızlar, dağılan yıldızlar kategorisine girerler. Bunlar, “Kahverengi cüce yıldızlar” veya “Kahverengi Cüceler” adıyla bilinirler (The Brown Dwarfs).
Yıldızlar doğum, gençlik ve yaşlılık dönemlerinden geçerler. Bundan sonra ya patlarlar ya da kendi bünyesi içinde sıkışıp dağılırlar veya kısmen veya tam olarak sönüp giderler. Yıldızlar kozmik bir dumandan türerler. Bu duman kendi içinde (Yüce Allah’ın idaresi ile) ve yerçekimi etkisiyle sıkışır. Ve böylece genç yıldızlar olarak doğarlar (Prostars). Sonra bu genç yıldızlar, normal yıldızlara dönüşür (The Main Sequence Stars). Sonra şişer ve “Kızıl Dev”lere dönüşürler (The Red Giants). Bu Kızıl Dev’ler, gazdan oluşan ışık halkalarını (hâlelerini) kaybedince gezegenler dünyasındaki nebulaya dönüşür (The Planetary Nebulae). Sonra “Beyaz Cüce” adıyla bilinen biçime dönüşmek üzere büzüşürler (The White Dwarfs). Beyaz Cüce’lerin şişme ameliyesi, tekrar ederek bunlar “Kızıl Dev”lere dönüşürler, sonra defalarca Beyaz Cüce’lere dönerler ve bu dönüş neticede birinci tarzdan daha büyük alevli bir biçim almak üzere patlar (Type I, Supernova Explosion). Normal yıldızın ilk başlangıçtaki kütlesi büyük olduğu takdirde (Güneş kütlesinin defalarca daha büyüğü) ömrünün sonuna doğru “Büyük Dev”ler (The Supergiants) şeklinde şişer. Sonra ikincisinden daha büyük bir alevli şekil almak üzere patlar (Type II, Supernova Explosion). İşte bu patlamadan nabız gibi atan nitrojenik yıldızlar (The Pulsating Neutron Stars or The Pulsars) ve nabız gibi atmayan (The non – Pulsating Neutron Stars) veya kara delikler (The Black Holes) veya adına gizlenen ve yörüngesinde gidip gelen dediğimiz yıldızlar (nitekim Yüce Allah Kur’ân’da onlara bu ismi vermiştir) meydana gelir. Bütün bunlar, yıldızın ilk kütlesine uygun olarak olur.
Normal yıldızların içerisinde Güneş örneğinde olduğu gibi tek yıldızlar (The Solitary Stars) vardır, çift yıldızlar (The Binary Stars), birden çok yıdızlar (The Multiple Stars) vardır.
Astronomik araştırmalar, yıldızların büyük bir kısmının çift veya birden çok olduğunu göstermektedir. Çift yıldızlar iki yıldızdan oluşurlar. Bunlar ağırlık merkezlerinin çevresinde aynı yörüngede dönerler (Their Çommon Center of Mass). Bazı çift yıldızlar birbirlerine o derece yaklaşırlar ki her birinden gelen ışınların spektroskop (The Spectrscope) cihazıyla ölçülmesi sayesinde ancak birbirinden ayrılabilirler. Bu çift yıldız grubunda bazı yıldızlar, diğerini yıldız tutulması oluşturacak derede kapatır ve görülmesine engel olur.
Yıldızlar birer kozmik dev fırındırlar. Bunların içerisinde bir dizi nükleer reaksiyonlar meydana gelir. Bu, nükleer kaynaşma ameliyesi olarak (The Process of Nuclear Fusion) bilinir. Bu işlem vasıtasıyla hidrojen atomları birbiriyle kaynaşır (hidrojen bilinen unsurların en hafifidir). Böylece daha ağır atom çekirdekleri olur ve buradan yıldızın sıcaklığının derecesinden daha fazla bir enerji ortaya çıkar ve bu parlayan yıldız adıyla bilinen yıldıza dönüşür (The Nova). Ardından kızıl devler (The Red Giant) veya muazzam dev yıldızlar (The Supergiant) oluşur. Nova yıldızın ortası, yıldızın enerjisini tüketen demire dönüşür ve orada nükleer kaynaşma faaliyeti durur. Böylece yıldız patlar veya “Beyaz Cüce”ye veya “Nitrojenik Yıldız”a ya da ilk kütlesine göre “Kara Delik”lere dönüşür. Netice olarak yıldız dağılır veya ışığı tam olarak sönüp gider.
Yıldızların patlaması esnasında aralarında demir olmak üzere dağılan parçaları gökyüzüne saçılır ve bu demirin bir kısmı, maddenin ilk yapılarını avlamaya başlar. Böylece tedricen atom ağırlığı demirden daha yüksek maddeler oluşur ya da ilahî irade bunu gök cisimlerinden demire ihtiyacı olan birisine yönlendirir ya da atom ağırlığı daha yüksek olan başka unsurlardan birisine yönlendirir.
 
Güneş Dünyaya En Yakın Gökteki Yıldızların İçinde Normal Yıldızlardan Biridir
 
Güneş, yer küremizin tâbi olduğu yıldızlarından biridir. Yerküre, Güneş sistemindeki diğer cisimlerle birlikte onun etrafında döner. Güneş, galaksinin merkezinde sistemiyle birlikte döner ve galaksiyle birlikte tedricen daha yüksek olan bir başka merkezin etrafında sonunu ancak Yüce Allah’ın (c.c) bileceği bir zamana kadar dönmesine devam eder. Güneş, dünyaya en yakın gökteki yıldızlardan biridir. Onun bizden uzaklığı, yaklaşık olarak yüz elli milyon km.dir. Yarıçapı yaklaşık yedi yüz bin kilometredir. Güneş kütlesi, yaklaşık olarak iki bin milyon milyon milyon milyon ton olarak takdir edilmektedir. Yoğunluk ortalaması (bir santimetre için 1,41 gramdır). Yani suyun yoğunluğundan biraz daha fazladır. Güneş, bize akıl almaz derecede uzak olduğu için gökte küçük bir yuvarlak olarak gözükür. Oysa hacmi, dünyanın hacminin bir milyon katı büyüktür. Güneş merkezinin sıcaklığı yaklaşık on beş milyon mutlak derece olarak takdir edilir. Yüzey ısı derecesi ise yaklaşık altı bin mutlak derece olarak takdir edilir (5800 mutlak derece). Buna karşılık Güneş yuvarlağı üzerindeki ısı derecesi, bir milyon mutlak derecedir. Bu yüksek ısı derecesi ve kütlesindeki bu muazzam yoğunluk düşüklüğü, bir insana yeryüzünden onu çıplak gözle görme imkânı vermediği gibi, dürbün kullanmaya da fırsat vermez. Ancak Güneşin ışık küresi (Photosphere) tam Güneş tutulmasıyla kapandığı takdirde veya çeşitli lâboratuar gözlem metotlarından birisinin kullanılması durumunda görülebilir. Güneşin merkezindeki yoğunluk, her santimetre küp için 90 ilâ 200 gram arasında değişir. Bu yoğunluk, Güneşin yüzeyi yönünde eksilir ve bir santimetre küpün on milyonda birine iner. Güneşte enerji, esasen hidrojenin nükleer ergime sayesinde helyuma dönüşmesiyle açığa çıkar. Bu işlem basit düzeyde devam eder gider. Böylece atom ağırlığı çok yüksek olan bazı unsurlar meydana gelir ve Güneş % 70 oranında hidrojen, % 28 oranında helyum, %2 oranında başka unsurlardan oluşur. Güneş yeryüzüne enerji veren temel kaynaklardan biridir.
Güneş kütlesinin ekserisi gazlı olduğu için onu dağılmaktan sadece çok şiddetli bir çekim korur. Güneşin kendi ekseni etrafındaki dönüşü, cüzî biçimde olur. Güneşin ortası (yaklaşık çapının üçte biri), çelik gibi bir cisim olarak 5,36 dünya gününde döner. Oysa onu çevreleyen gaz kütlesi, (kalınlığı yaklaşık Güneş çapının yarısının üçte ikisi kadardır) bu çekirdekle birlikte Güneş merkezi etrafında bizim dünya günümüzle yaklaşık yirmi dört günde döner. Buna göre Güneşin kendi ekseni etrafında ortalama dönüş hızı, bizim günümüzle yaklaşık olarak yirmi yedi gün ve bir günün üçte biri kadardır. Güneş (kendi sistemiyle birlikte) evrende yaklaşık olarak saniyede on dokuz kilometre hızla Herakliyus yıldızındaki bir noktaya doğru yol alır. Bu yıldız, (Vega) yıldızına yakındır. Buna bilimsel olarak Güneşin zirvesi adı verilir. Her halde yaratıcımız Yüce Allah’ın (c.c) Kitabında “müstekarru’ş-şems” ismini verdiği nokta bu olsa gerektir. Nitekim Güneş, Güneş sistemimizle birlikte saniyede 220 km. hızla Samanyolu galaksisi merkezinde döner. Bu dönüş, yeryüzü seneleriyle iki yüz yirmi beş milyon sene eder. Güneş sistemimizin içindeki yıldızlardan ona en yakın olan Merkür’dür. Merkür’ün Güneşe uzaklığı yaklaşık elli sekiz milyon kilometredir. Güneşe en uzak olan yıldız ise Plüton olup, uzaklığı yaklaşık altı bin milyon kilometredir. Matematiksel olarak plütondan daha uzak yıldız olduğuna inanılmaktadır. Ancak henüz gözlemlenip, görülmüş değildir.
Güneş sisteminin dışına çıktığımızda yeryüzünde kullandığımız ölçü birimleri, dünya semasındaki yıldızların bize olan uzaklığını ifade etmeye yetmemektedir. Bu nedenle astronomi bilginleri ışık yılı adıyla kozmik bir ölçü birimi üzerinde anlaşmışlardır. Işık yılı, ışığın bir saniyedeki üç yüz bin kilometre olan hızıyla bizim yılımızla bir yılda aldığı mesafedir. Bu korkunç bir uzaklık olup 9,5 milyon milyon kilometre eder.
 
Yıldızların Dünyamıza Olan Uzaklıkları
 
Astronomi bilginleri Güneşten sonra bize en yakın yıldızın “İlk Merkezî Yıldız” veya “En Yakın Kentaurus Takımyıldız”ı adıyla bilinen (Alpha Centaurus) olduğunu keşfetmişlerdir. Bu yıldız, bize ışık yılı ölçeğiyle 4.3 yıllık mesafededir. Buna karşılık “Kutup Yıldızı” yaklaşık olarak bize 400 ışık yılı uzaklıktadır. “İkizler Burcu Yıldızı” ise 1600 ışık yılı uzaklıktadır. Bizim galaksimize en uzak yıldız “Süt Yolu Yıldızı”dır. Bu yıldız bizden seksen bin ışık yılı uzaklıktadır. Bizim Güneş sistemimiz, açılıp düz hale getirilmiş yuvarlak şeklide korkunç sayıda yıldızlar toplamından ibarettir. Bunların çapı, yüz bin ışık yılı olup kalınlığı bunun onda biridir. Güneş sistemimiz, galaksinin merkezine otuz bin ışık yılı, en yakın çevresine ise yirmi bin ışık yılı uzaklıktadır.
Bizim galaksimiz (Süt yolu – The Milky Way) bir trilyon yıldızdan oluşmaktadır. Dünyaya en yakın gökyüzünün kavranılabilen kısmında en az yaklaşık olarak iki yüz bin milyon galaksi bulunmaktadır. Bunlar dünyaya en yakın göğün bir köşesine doğru yol almaktadır. Bu yıldızların çapı yirmi bin milyon ışık yılından daha fazladır.
Bize en yakın galaksiler, Macellan bulutları adıyla (The Magellenic Clouds) bilinmektedir. Bunlar bizden yüz elli bin ışık yılı uzaklıktadır.
 
Galaksiler Yıldız Kümeleridir
 
Galaksiler akıllara sığmayacak derecede geniş kozmik yıldız kümeleri olup, yıldızlardan, gazlardan ve kozmik tozlardan (kozmik duman) oluşmaktadırlar. Yoğunlukları galaksi içinde bir yerden diğerine farklılık gösterir. Bu yıldız kümeleri, aynı galaksi içinde on milyarlarca yıldızdan milyar kere milyar sayıda yıldıza ulaşır. Galaksi içindeki yıldızlar, büyüklükleri, ısı dereceleri, parlaklık dereceleri, bunun dışında doğal ve kimyasal nitelikleriyle ve hayat ve ömür süreleri ile birbirlerinde farlılık gösterirler. Bu yıldızların içerisinde tek başına normal yıldızlar olduğu gibi, çift, birden çok, muazzam dev, kızı cüceler, beyaz kahverengi ve siyah cüce yıldızlar, nitrojenik yıldızlar kara delikler, yıldız benzeri ve bunların dışında devamlı olarak kozmik dumandan yaratılan ve söndürülen daha başka cisimleri mevcuttur.
Galaksilerin bazıları helozonik, bazıları ise elips şeklindedir. Bir kısım galaksilerin şekilleri ise belirli değildir. Bunların içerisinde bizim galaksimizden defalarca büyük olanları olduğu gibi, bizimkiyle aynı hacimde veya bunda daha küçük olan galaksiler bulunmaktadır. Bizim galaksimiz Yerel Grup (The Local Group) adıyla bilinir. Bu grup yerel sayısız galksilerin toplandığı yıldızlardan ibarettir. Galaksilerden bunlardan daha fazla sayıda olanı daha büyük bir şekilde bir araya gelebilir. Bunlar Galaksi Salkımı adıyla anılır (Galactic Cluster). Ayrıca Galaksi Salkımlarından birçoğu, “Süper Galaksi Salkımı” olarak bir araya gelebilir (Galactic Supercluster). Bu Süper Galaksi Salkımı on binlerce galaksileri kendisinde bulundurabilir. Galaksiler verdikleri ışığın şiddetine göre çeşitlere ayrılırlar. Büyük Macellan Bulutları, neredeyse en büyük teleskoplarla görmek mümkün olmayan göz alıcı birçok noktadır. Galaksilerin en çok ışık vereni, büyük bir daire içerisinde bizi dikey yönde kuşatır. Yaklaşık olarak bizim galaksimizin boyutundadır. Aynı galaksi kümesi içerisinde galaksiler arasındaki mesafe, bir milyonla iki milyon ışık senesi kadardır. Dünyaya en yakın göğün yapısını oluşturduğu var sayılan galaksi grupları arasındaki mesafe ise, bunun yüz katı kadardır. Galaksilere ve onların dünyaya en yakın gökyüzünde algılanabilir parçasında değişik gruplarına ilaveten bir de Nebula’ları görüyoruz (The Nebulae). Nebula, yıldızlar arasında muazzam büyüklükte duman şeklindeki cisimlerdir. Bunların içinde yıldızlar oluşur. Nebula’ların ışık vereni olduğu gibi, karanlık olanları vardır.
 
Yıldız Benzerleri
 
Bir de Yıldız Benzeri (Quasars) cisimler vardır. Bunları ışığı zayıf olan gök cisimleridir. Ancak dünyaya en yakın gökte en güçlü radyo dalgalarını gönderen cisimlerdir. Bunların adı İngilizcede bir sıfattan türetilmiştir (The Quasi – Srellar Raido Sorurces). Bir başka ifadeyle bunlar, -bazıları radyo dalgaları yaymasalar da (The radio–quiet Quasi Stellar Objects) - radyo dalgaları yayan yıldız bezeri cisimlerdir. Kuazarlar, gök cisimleri olup bizden çok hızlı bir şekilde uzaklaşmaktadırlar. Bunlar, yeryüzüne oranla gök cisimleri içerisinde şu ana kadar gözetlenmesi mümkün olan ve en uzak kabul edilen cisimlerdir. Kuazarlar, maddenin mahiyeti bilmediğimiz hallerinden özel bir durum gibi gözükmektedirler. Kuazarların kütleleri, yaklaşık olarak Güneş kütlesinin yüz milyon katı daha büyük olarak takdir edilir. Yoğunlukları, bir santimetre küpte 1/1 milyar tona ulaşır. (Bir başka ifadeyle; her bir santimetre küp için bir milyar grama ulaşır). Kuazar’larda açığa çıkan enerji, Güneş enerjisinin milyon milyon kat daha fazlasıdır.
Evrenin kavranabilir parçasında yaklaşık bin beş yüz kuazar tespit edilmiştir.
Bunların radyo dalgalarıyla çalışan dürbün vasıtasıyla incelenmesi sonucunda korkunç sayıda kozmik sürprizler ortaya çıkmıştır. Astronomi bilginleri bu insanı hayrette bırakan gök cisimlerinden binlerce daha olduğunu tahmin etmektedirler.
 
Kur’ân’ın Yıldızların Yerleri Üzerine Yemin Etmesinin Nedenleri
 
Kur’ân yıldızların insanı hayrette bırakan bunca nitelikleri üzerine yemin etmeyip onları bir kenara bırakmış ve onların yerleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Çünkü Yüce Allah (c.c), ilgili âyette şöyle demektedir: “Hayır yıldızların yerlerine yemin ederim ki bilirseniz gerçekten bu büyük bir yemindir” (Vâkıa 56/75–80)
Kur’ân’ın yıldızların yerleri üzerine yemin etmesi şu sebeplere dayanabilir:
1- Gökteki yıldızları bizden ayıran akıllara durgunluk verecek derecedeki uzaklık dolayısıyla onları yeryüzünden çıplak gözle veya herhangi bir cihazla görmemiz asla mümkün değildir. Bizim gökteki yıldızlar adına bütün gördüğümüz, onların uğradıkları ve sonra gittikleri yerleridir. Bu yerleri ya uzayda korkunç bir hızla gitmelerinden ya patlama ve dağılmalarından ya da sönme ve ışıklarını kaybetmelerinden dolayı terk etmişlerdir. Gökteki yıldızların içerisinde bize en yakını olan Güneş, bizden yüz elli milyon kilometre uzaklıktadır. Ondan Güneşin uğradığı herhangi bir noktadan saniyede yaklaşık üç bin kilometre hızla yol alan bir ışık çıktığında bu ışık yeryüzüne sekiz dakika ve bir dakikanın üçte biri bir sürede ulaşır. Buna karşılık Güneş yaklaşık saniyede on dokuz kilometre hızla Vega yıldızına doğru hareket etmiş olur. Güneşin ışığı bize ulaştığında onu verdiği noktadan en az 10.000 km. uzaklaşmış olur. Biz onun ışığını ancak gördüğümüz ışığın bize yansıdığı noktada sanal bir şekilde görürüz. Bu Yüce Allah’ın bize rahmetinin eseridir. Çünkü insanoğlu direk olarak bir yıldıza baktığında derhal görme yeteneğini kaybeder.
Güneşten sonra bize en yakın olan yıldız, İlk Merkezi Yıldız adıyla bilinen (ya da En Yakın Kentaurus Takımyıldızı) yıldızdır. Bu yıldızın ışığı bize o yıldızdan ayrıldıktan 4,3 sene sonra, yani elli ay sonra gelir ki yıldız o süre zarfında milyonlarca km. yol almış ve ışığının çıktığı noktadan uzaklaşmış olur. Bu yüzden biz yeryüzünden yıldızları asla göremeyiz, fakat geçtikleri yerlerden ayrılmış olan yıldızların eski şekillerini görürüz. Bu şekiller bir andan diğerine değişir. Söz konusu değişiklik, yıldızın kendi yörüngesindeki hareket hızı, evrenin genişleme ortalaması ve galaksilerin bizden uzaklığı ile orantılıdır. Bu yıldızların bazıları, ışık hızının dörtte üçüne erişen bir hızla hareket eder. Bizim galaksimize en uzak olan yıldızın ışığı, bize yıldızdan ayrıldıktan seksen bin sene sonra ulaşır. Buna karşılık bize uzak olan bazı yıldızların ışıkları milyarlarca sene sonra ulaşır. Bu akıllara durgunluk veren mesafeler zamanla artmaya devam etmektedir. Çünkü galaksiler, birbirinden evrenin genişlemesi nedeniyle uzaklaşmaya devam etmektedir. Geceleyin gökyüzünde ışığı parlayan bazı yıldızların, milyarlarca sene önce patladığı, yok olduğu veya ışığının artık sönüp kaybolduğu bilimsel olarak sabittir. Çünkü bunların patlamasından veya sönmesinden önce ayrılan en son ışık bize henüz ulaşmış değildir. Bugün onlardan bize gelen ışıklar, milyarlarca seneyle ifade edilen geçmişe ait ışıklardır.
2- Bilimsel olarak sabittir ki ışık, tıpkı maddede olduğu gibi evren benzeri herhangi bir çekim alanından geçerken kırılır. Dolayısıyla ışık dalgaları gökyüzünde eğik bir çizgiyle hareket ederler. Kur’ân’ı Kerîm, bunu “meâric” kelimesiyle nitelendirir. Kur’ân, bu hareketin bizzat kendisini de “urûc” kelimesiyle niteler. Urûc, kırılma ve düzgün çizginin dışına çıkma demektir. Ayrıca bunu eğik bir çizgide yükselme olarak ifade etmek de mümkündür. İşte bundan dolayı Kur’ân, Hz. Peygamberin yüce semalara yolculuğunun bu kelimeden türeme olarak “urûc” şeklinde nitelemiş ve o geceye “mirac” çoğulu “meâric” demiştir. Bir yıldız gökyüzünde yol alırken ondan çıkan ışık yeryüzüne doğru kırılarak geldiğine göre yeryüzünden bakan kimse o yıldızın kendi bakışı istikametinde geçtiği yeri görür.
Burası ışığın yıldızdan ayrıldığı yerden başka bir yerdir. Bu da bir kez daha insanoğlunun yeryüzünden yıldızları asla görmesinin mümkün olmadığını pekiştiren hususlarda biridir.
3- Aynı galaksi içindeki yıldızlar karşılıklı yerçekimi dolaysıyla birbirleriyle irtibatlıdır. Bu çekim gücü, yıldızların yerlerine ve kütlelerine hâkimdir. Gökleri ve yeri tutanın Yüce Allah olduğu kabul ediyoruz. Çünkü o Kur’ân’ı Kerîm’inde bunu bize şöyle haber vermektedir: “Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. And olsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz o, halîmdir çok bağışlayıcıdır.” (Fâtır, 35 / 41) Rabbimiz bir başka âyette şöyle buyurur: “Göğü de kendi izni olmadıkça yer üzerine düşmekten korur. Çünkü Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.” (Hac, 22 / 65)
Ancak Yüce Allah’ın (c.c) kendi dilemesinin gerçekleştiği bir takım kanunları vardır. “O, her şeye ‘ol’ der ve o oluverir” Yüce Allah evrene bu tedricî kanunlarını koymuştur. Maksat, insanoğlunun bunları anlaması ve güzel bir şekilde kullanmak suretiyle yeryüzündeki halifelik görevini yerine getirmesidir. Yıldızların yerleri, kütleleri ile aksi bir uyum içinde olan mesafelere bağlıdır. Bunlar onları bu yerlerde tutan çekim güçleriyle sıkı bir bağla bağlıdır. Bu çekim gücü, göğün Yüce Allah’ın izni olmadıkça yerin üzerine düşmesini engeller. İşte Kur’ân-ı Kerîmin bu büyük yeminin arkasında bulunan yıldızların yerinin kıymeti ve değeri buradan kaynaklanmaktadır.
4- Astronomik araştırmalar, astronomi fiziği ve teorik çalışmalar zamanla mekânın birbiriyle bağlantılı iki kavram olduğunu ortaya koymuştur. Buradan hareketle birbirinden sonsuz derecede uzak olan yıldızların yerleri, onların ne kadar yaşlı olduklarını göstermektedir. Bir de bunlar, içinde yaşadığımız evrenin ezelî olmadığını ortaya koymaktadır. Çünkü her birinin bir başlangıcı vardır. Araştırmacılar bunu en az on iki milyar yıl olarak takdir etmektedirler. Buradan hareketle yıldızların yerleri üzerine yapılan yemin, sonradan yaratılmış olmakla birlikte evrenin ne kadar eski olduğuna işaret etmektedir. Bu da müspet ilmin ancak XX. yüzyılın sonunda ulaştığı gerçeklerden biridir.
Eski Yunanlılar yerkürenin evrenin merkezi olduğunu ya da Güneşin evrenin merkezi olduğunu ve her ikisinin oldukları yerde sabit olup, hareket etmediklerini ısrarla belirtiyorlardı. Herhangi bir gök cisminin ancak Güneşin etrafında olabileceğini tasavvur edemiyorlardı. Onların dışında eski ve yeni başka medeniyet mensupları ise yer kürenin ve yıldızların baki olduğuna ve bunlardaki madde ve enerji biçimlerinin ebedî olduğuna inanıyorlardı. Hatta batılılar milâdi XVIII. yüzyılın başına kadar yıldızların gökte sabit olduklarına, gökyüzünün etrafında tek bir parça gibi hareket ettiklerine, bunun merkezindeki evrenin sabit olup hareket etmediğine, toprak su hava ve ateşten oluşan dört unsurdan meydana geldiğine inanıyorlardı. Onların inancına göre gökler bu dört sabit küre etrafında dönmekteydi.
Sonra bundan 1400 yıl önce Kur’ân geldi ve yıldızların yerleri üzerine bu büyük yemini etti. Böylece söz konusu yerlerin göreceliğini, önemini ve büyüklüğünü vurguladı. Ayrıca insanın yeryüzünden yıldızları görmesinin mümkün olmadığını, görebileceği tek şeyin, yıldızların yol alırken uğradıkları yerler olduğunu dile getirdi ve nihâyet müspet ilim XX. Yüzyılın sonunda bütün bunları teyit etmek zorunda kaldı.
Burada insanın aklına önemli bir soru takıla bilir: Hz. Peygamber’e (a.s) bütün bu ilmî ve son derece hassas bilgileri yaratıcı Yüce Allah’ın kelamı olan ve kendisine vahiy edilen Kur’ân vermediyse kim verdi? Kur’ân-ı Kerîm, niçin bu tip gayba dâhil meselelere işaret ediyor? Bunlar vahyin indiği zamanda ve bundan sora uzun asırlar boyunca hiç kimsenin bilmediği gerçekler değil miydi? Yüce Allah her şeyi kuşatıcı bilgisiyle ileride bir zaman geleceğini ve insanların o vakit bu evrene dair hakikatleri kavrayacağını, sonra Allah’ın kitabına başvurarak orada bu büyük Kur’ân yeminini okuyacaklarını bilmese Kur’ân buna işaret eder miydi? “Hayır yıldızların yerlerine yemin ederim ki biliyorsanız gerçekten bu büyük bir yemindir” (Vâkıa, 56/75-80) Yüce Allah (c.c) o engin bilgisiyle biliyordu ki insanlar Kur’ân-ı Kerîm’in bu evreni kendi ilmi, hikmeti ve kudretiyle benzersiz şekilde yoktan var eden Yüce Allah’ın kelamı olduğuna şahitlik edecekler ve bu son peygamberin onun vahyine muhatap olduğuna, gökleri ve yeri yaratan tarafından öğretildiğine ve onun Yüce Rabbimiz nitelediği şekilde bir Peygamber olduğuna inanacaklar. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: “ O arzusuna göre de konuşmaz. O (bildikleri) vahiy edilenden başkası değildir. Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrâil) öğretti” (Necm,53/3-5)
İşte bu olduğu takdirde insanlar daha önce çoğu kez yalan ve iftira olarak dini yıkmak amacıyla kullanılan bu evrensel ilim silahı ile Kur’ân karşısında boyun eğecekler “Allah emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler” (Yûsuf,12/21).
 

Dr. Zağlul Neccâr

http://www.nooran.org/tr/Research1/4.htm
 
www.kurankissalari.tr.gg
 
* KİTAP *




*E-KİTAP*




DİNLERDE ARINMA İBADETİ OLARAK GUSÜL

Facebook beğen
 
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol